"Parfüm de vardı ama... gelmemiş galiba," dedim kolileri karıştırarak.
Saati bileğinden çıkarıp kutusuna geri koydu, masanın üzerine dikkatlice bıraktı. Bana baktı. O bakış vardı ya-teşekkürden çok daha fazlası.
"Parfüm mü?" dedi bir daha, bu sefer sesi daha yumuşaktı.
"Hı hı," dedim. "Mağazada kalmamıştı ya. 'Sonra bakarız' demiştin. Ben baktım."
Gülümsedi. O gülümseme... bir şey söylemeden önce gelen.
"Sen var ya," dedi, başını iki yana sallayarak, "benim unuttuğum her şeyi hatırlıyorsun."
"Unutmuyorum," dedim. "Sadece önemsiyorum."
Bir adım yaklaştı. Aramızdaki mesafe zaten kısaydı ama yine de kapattı.
"Bizim yatak odasına geçmemiz konular var mı?" dedi.
"Pisleşme," dedim.
Elini belime koydu. Başparmağı hafifçe orada gezinirken yüzüme baktı.
"Karımı yatağa atmam beni pislik yapmaz bence," dedi.
"Döverim seni," dedim sakince.
Kahkaha attı. Kısa ama gerçek. Sonra beni kendine çekti, saçlarımı kokladı.
Bir süre sonra bir film açmıştık.
Ne olduğunu bile tam hatırlamıyorum; romantik mi, komedi mi... Zaten ikimiz de ilk on dakikadan sonra ekrana bakmayı bırakmıştık.
Yiğit koltuğa uzanmıştı, ben de yanına sokulmuştum. Başım göğsünde, eli saçlarımda tembel tembel dolaşıyordu. Ekrandan gelen diyaloglar arada yükseliyor, sonra yine arka plana düşüyordu. Film vardı ama asıl sahne salondaydı.
"Bu filmi daha önce izledik mi?" dedim.
"Bilmiyorum," dedi. "Ama sonunu hatırlamıyorum."
"Ben de," dedim. "Zaten şu an kimseye odaklanamıyorum."
Göğsü hafifçe yükselip alçaldı; güldüğünü hissettim.
"Bence aklın seni yatağa atmamda kaldı," diye sordu.
"Ne kadar sapık bir adam oldun sen," dedim.
"Biliyor musun," dedi bir süre sonra, "ben böyle hayal etmemiştim."
Başımı biraz kaldırıp ona baktım.
"Nasıl hayal etmiştin?"
"Daha büyük şeyler," dedi. "Daha gösterişli. Ama şu an... tam olması gerektiği gibi."
Tekrar göğsüne yaslandım.
"Ben de," dedim. "Filmi bile izlemiyoruz ama yine de en sevdiğim sahnedeyim."
Filmdeki çift öpüşünce Yiğit, ekrandan gözünü ayırmadan, gayet ciddi bir ses tonuyla:
"Bizim ne eksiğimiz var?" demişti.
Cevap vermeme fırsat bırakmadan, yanağımdan başlayıp dudaklarıma kondurduğu o kısa ama tanıdık öpücükle gülmeme neden oldu. Ne acele vardı ne de abartı; tamamen bize ait, gündelik ama içten bir andı.
Sonra birlikte odamıza çıkmıştık.
Yeni aldığım kıyafetleri tek tek giyip ona gösterirken aynaya değil, onun yüzüne bakıyordum. Her seferinde bakışları biraz daha yumuşuyor, gülümsemesi daha da yerleşiyordu.
"Şuna bak," dedi bir ara. "Benim karım..."
Şimdi ise salonda, koltuğun iki ucuna yayılmış halde konsol oynuyorduk.
Yiğit öndeydi. Hem de bunu her saniye hissettirme zahmetine girerek.
"Bak," dedi ekrana odaklanmış halde.
"Strateji denen bir şey var."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kanvas Ve Kan
De Todo"Aşk ve mantık, yer altı ve yer üstü hepsi bir yumruk darbesi."
