"sarı bela "

274 8 0
                                        

Sabahın erken saatleriydi uyuduğumuzda. Kalktığımda saat on bire geliyordu ama biz hâlâ uyuyorduk. Yiğit belime sıkıca sarılmıştı. Yerimde kıpırdandım.

"Yavrum, bir rahat dur da uyuyalım ya."

"Uykum yok, Yiğit."

"Benim var ama."

"İyi, sen uyu o zaman."

"Nefesim, bebeğim, güzelim, sarı belam, civcivim, güzel gözlüm... Allah adı veriyorum, bir düzgün dur da rahatça uyuyayım. Sonra vallahi ne istiyorsan yapacağız ya."

"Pamuk şeker yemeğe gidelim."

"Dün gece yaşanmamış olsaydı gerçekten çocuk sanabilirdim ama yok, sen çocuk değilsin. Aksine kucağıma çocuk verecek kıvamdasın." Ellerini vücudumda gezdiriyordu.

Ellerine vurdum. "Sapık!" Kollarını belime daha çok doladı.

"Yiğit..."

"Efendim, güzelim?"

"'Sarı belam' derken ne demek istedin?"

"Bunu söylememi ister misin?" Gözlerimi kapattım.

"Sapıksın."

"Seni görünce otomatik olarak gelişiyor."

"Delisin."

"Bir sana deliyim." Saçlarıma bir öpücük kondurdu. Başımı göğsüne koyduğumda kokusu ile daha çok uykum geldi. Gözlerim yavaşça kapanırken konuştu.

"Seni seviyorum, sarı belam."

Duru'dan 🩰

Okuduğum bölümü çok seviyordum, seviyordum sevmesine ama zorlukları çok fazlaydı. Mesela bir gün dans dersin varsa, o gün ayaklarının üzerine basamayacak kadar ağrırdı ayakların. Abim resmen trip atıyordu. İstanbul’a döneli iki gün olmuştu ama yüzüme bile bakmıyordu.

Elimdeki kahve fincanı ile esmer şekeri ölçüp kaba aldım. Rüzgar, İdil ablalar ve Yağmur gelecekti ve güzel şeyler hazırlamam gerekiyordu. Şimdiye kadar makarna salatası, sarma, şehriye salatası, patates salatası, ekler ve Rüzgar seviyor diye kabak tatlısı yapmıştım. Şeker ve yumurtayı çırpıp diğer malzemeleri de içine eklemiştim.

Elimle yoğurarak işin içinden çıkamayacağımı anlayıp yoğurma makinesine attım hamuru. Beş dakika sonra olmuştu, üzerine damla çikolataları serpip şekil verdim. Onları da fırına attıktan sonra her şey tamamdı. Mutfağı toplayıp üzerimi değiştirdim. Son olarak sofrayı da hazırladım. Kapı çalmıştı.

Abim olsaydı çalmaz, kendi kilidiyle açardı. Delikten baktığımda İdil abla ve Yağmur’un geldiğini gördüm. Kapıyı hemen açtım.

"Hoş geldiniz."

"Hoş buldum, şekerim." Dedi İdil abla. Paltolarını aldım.

"Hoş buldum, Duru." Dedi Yağmur.

"Abimler yok mu?" En son birlikte çıkmışlardı.

"Halı saha maçı yapıyorlar. Beni de çağırdı. Gittim. İdil de oradaydı. Sen de çağırınca buraya gelelim dedik." Başımı salladım.

"Sizin aranız kötü mü?"

"Trip atıp duruyor." Dedim.

"Duru, bunların hepsini tek başına mı yaptın?" Başımı salladım.

"Evet."

"Seni alan yaşadı." Yağmur telefonundan bir şeyler yaparken birisiyle mesajlaşıyordu. Telefonu çaldı. Hoparlöre alıp açtı.

Kanvas Ve Kan Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin