"kanlı yüz"

420 16 0
                                        

Yiğit’in gözlerindeki yorgunluk on metre öteden bile seçiliyordu

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Yiğit’in gözlerindeki yorgunluk on metre öteden bile seçiliyordu. O kadar derindi ki, sanki ruhu bedeninden ayrılmış gibiydi. Kapı açıldı; elinde kırmızı bir şırınga tutan adam girdi. Adam demek yetmezdi, çünkü varlığı bile ortamı değiştiren biriydi.

“Yiğit Beyimize biraz destek verelim,” dedi soğukkanlılıkla. Şırınganın tıpasını açıp Yiğit’in koluna vurdu.

“Şimdi tüm yorgunluğun geçecek. Biraz bağımlı olacaksın ama yapacak bir şey yok, emir büyük yerden.”

Şırınganın etkisi hızlı oldu. Yorgunluk önce titremeye dönüştü; elleri kontrolsüzce sallanıyordu.

“Yüzün biraz dağılmış ama toparlanır. Ama iç organlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.”

Yiğit kusmaya devam ediyordu. Kartal, suratını buruşturup kenara çekildi.

Neredeyse tüm midesini boşaltmıştı Yiğit. Titremesi yavaş yavaş azalmaya başlarken, dışarıdan gelen silah sesleriyle yüzünde garip bir gülümseme belirdi. Kartal, yanında getirdiği bıçağı aldı.

“Madem yakalandık, bir iz bırakalım, değil mi?” dedi alaycı bir şekilde.

Bıçağı sağlamca kavrayıp Yiğit’in karnına sapladı. Dünya sanki o an durmuştu. Dudaklarından dökülen iniltiler umursanmadı; bıçak saplandığı yerden biraz öteye tekrar sokuldu.

Ses çıkaracak gücü kalmamıştı. Birkaç saniye sonra, dudağının kenarından sızan kan ağzına döküldü ve hemen kusmaya başladı.

Acı ve titreme tekrar başladı. Ardından bayıldı.

20 dakika sonra...

Polisler, ambulanslar ve askerlerden oluşan bir tim olay yerine vardı. Çatışma çok büyüktü; her yer yangın yerine dönmüştü. İçeride baygın halde yatan Yiğit’ten kimsenin haberi yoktu.

Askerlerden birkaç kişi binaya girdi. En son girdikleri odada, baygın ve soluk bir halde yatan Yiğit’i buldular.

“SEDYE GETİRİN, ÇABUK!” diye bağırdı bir asker.

Baran, aceleyle askerlerin olduğu odaya girdiğinde, yerde yığılıp kalmış, yüzü kireç gibi solmuş oğlunu görmekten yıkılmıştı.

“Komuta—” demek istedi ama eliyle durması gerektiğini işaret etti. Koruyamamıştı onu. Canını koruyamamıştı.

O an, kendini kötü bir baba olarak gördü. Evladına sahip çıkamamıştı.

Sağlık çalışanları sedyeyle geldiler, yerde yatan Yiğit’i dikkatlice sedyeye taşıdılar. Yüzü, bembeyazdan bile soluktu; sanki ölüydü.

Yerden kalkmakta zorlandı ama ayağa kalktı. Dışarı çıktıklarında Barlas yanlarına geldi.

“Ölmüş mü?” diye sordu, sesi titriyordu.

Kanvas Ve Kan Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin