"kalbimi sana verdim "

82 2 0
                                        

“Yiğit, biraz daha oflarsan seni şuradan aşağı atacağım.”
Elimdeki tabakla ona döndüm. Suratında yine o bildik, bıkkın ifade vardı.

“Ya güzelim, hani biz yalnız kalacaktık?”

Gözlerimi devirdim. Yan masaya ilerleyip tabakları bırakırken hâlâ mızmızlanıyordu. Gitmeden önce arkadaşlarımızla bir akşam yemeği planlamıştık. Tatile çıkmadan önceki son buluşma... Ama Pamir’in de geleceğini öğrenince Yiğit’in suratı iyice düşmüştü.

“Gerçekten yeter ama.” Önüme geçip saçımı nazikçe elbisemin arkasına doğru itti. Boynumun açık kalan kısmına usulca bir öpücük kondurdu.

“Acaba biz ne zaman yalnız kalacağız? Her gün her gün Fırat’ı, Burak’ı görmekten gına geldi.” Gülmemek için kendimi zor tuttum.

“Biraz daha sabretmelisin… Tatili bekle.” Masayla arasından sıyrılıp mutfağa geçtim, içeriden çatal ve bıçakları aldım. O da bardakları dizmeye başladı.

“O zaman da İdil, ‘Ben de gelmek istiyorum,’ derse şaşırmam.”
Yanağına bir öpücük bırakıp yemekleri almak için tekrar mutfağa yöneldim.

“Arkadaşlarımıza olan sevgin gözlerimi yaşartıyor!” diye seslendim uzaktan.

“Ya ya, ne demezsin,” diye karşılık verdi alayla. Her şey hazırdı. Tam o sırada kapı zili çaldı.

Kapıya yönelirken arkamdan hâlâ iç çekmeye devam ediyordu.

“Yiğit, biraz daha oflarsan seni mutfağa kilitleyeceğim,” dedim kapıya yürürken.

“Biz hani tatile çıkmadan önce yalnız kalacaktık?” Arkadan söylendi.

“Tatilden önce arkadaşlarımızla vedalaşıyoruz, öyle düşün,” diye seslendim ve kapıyı açtım.

Fırat ve İdil el eleydi. Hemen arkalarında Burak ve Pamir. Elimde olmadan gülümsedim.

“Hoş geldiniz!”

Fırat içeri girerken Yiğit’e seslendi:
“Bizi gördüğüne sevindiğini söyle lütfen. Yoksa kalbimiz kırılır kardeşim.”

“Benimki kadar kırılmazdı,” dedi Yiğit, tabakları mutfak tezgâhına bırakırken.

İdil bana yanaşıp fısıldadı:
“Diyorum sana, bu çocuğa kalabalık yaramıyor."

“Kalabalık dediği biziz işte.”

Pamir salona geçerken, “Ben kendimi fazlalık gibi hissettim. Gidip pijamalarımı giyip film izleyeyim en iyisi,” dedi alaycı bir gülümsemeyle.

Yiğit döndü, gözlerini Pamir’e dikti.
“Olur, en azından her birinizi kulüp köşelerinden toplamayız."

“Kuzen, gittiğinizde koca boksöre bir bardak papatya çayı içir. İyi gelir,” dedi Pamir, gülerek.

Araya girdim. “Sakin mi olsak!?”

Yiğit, saçlarımı arkaya atarken yanağımı öptü. “Sadece yalnızlık istiyorum.”

“Sabret,” dedim sessizce. “İki gün sonra otelde sadece sen ve ben olacağız.”

“Sadece biz!” diye baskıladı Yiğit. Yiğidom sakin.

Fırat mutfağa yöneldi. “Biz de yer ayıralım kendimize, katılırız belki. Evli çift indirimi falan yaparlar.”

İdil güldü. “Hayır tabii ki. Zaten Nisa’yı zor zapt ediyorum.”

“Peki, biz de evde dizilerle aşk tazeleyelim,” dedi , göz devirdi.

Kahkahalar yükseldi. O an anladım ki tatilden önceki bu akşam bile aslında yeterince güzeldi.

🎡

H

“Yağmur!” diye seslendi Yiğit koridordan, sesi biraz uykulu ama belli ki sabırsız. “Hazır mısın? Yoksa hâlâ hangi bikinini alacağına mı karar veremedin?”

“Bikiniyi geç! Güneş kremimi bulamıyorum!” diye bağırdım, gülerek.

Kapı aralandı.

Elbisenin üzerine bikinimi koyarken, Yiğit göz ucuyla bakıp kaşlarını çattı. Sessizce yaklaştı ve kumaşa dokunur gibi yaptı.

“Bu ne şimdi?” dedi.

“Bikini. Otel, havuz, deniz... Ne giyecektim, mont mu?” dedim hafif alayla, dudaklarımı da büktüm.

Gözleri benimle bikini arasında gidip geldi. Hafifçe dudaklarını ısırdı. “ama bu... yani... fazla değil mi biraz?”

“Ne fazla, sevgilim?” dedim, gülmemi bastırarak.

“Yavrum şimdi bu da... ne bileyim.”

Kollarımı göğsümde birleştirip ona baktım. “Beni kıskanıyorsun.”

"Sevgilimsin anasını satayım, tabii kıskanırım." Dedi.

Gülümseyip bikinimi elime aldım, sonra ona uzattım. “Tamam o zaman, sen giyersin. Hem dikkat de çekmezsin.”

“Ben mi?” dedi gözlerini büyütüp. “Bir de alay ediyor ya.” Gülerek yanına sokuldum, parmak uçlarımda yükselip yanağına hafifçe bir öpücük kondurdum.

“Merak etme,” dedim. “Ben seni bikinili de pijamalı da seviyorum.”
Yiğit derin bir nefes aldı, sonra kollarını belime doladı.

“Fazla dikkat çekiyorsun.”

“Ben dikkat çekmiyorum aşkım,” dedim çantamı kapatırken. “Ama çok istersen sen de bikinilerimden birini giyebilirsin, Yiğidom.”

Bikiniyi valize koyup, son bir kez kontrol ederken Yiğit yanımda dolanıyordu. “Otelin havuzu nasıl acaba?” diye mırıldandım.

“Güzel, deniz manzaralı,” dedi gülümseyerek.

O biraz mırıldandı. “Bizim için iyi olacağına eminim.”

O anda suratına yansıyan o tatlı kıskançlık hâlâ aklımdaydı.
“Şu tatilde yapacağım tek şey seni izlemek olacak. Herkes manzarasına baksın, benimki yanımda,” dedi nispet yapar gibi.

“Krolaşmaya başladığına göre gitme zamanı geldi,” dedim gülerek. Yiğit yine kaslı kollarımla hallederim havasına girerken aşağıya indik.

“Hazır mısın?” diye sordum sonunda.

“Sen hazırsan ben de hazırım,” dedi.

🎡

Camdan dışarı bakarken, yoldaki ağaçlar birer siluet gibi geçiyordu gözümün önünden. Güneş, bulutların arasından süzülüyor, gökyüzü maviyle beyazın en yumuşak tonlarına bürünüyordu. Tam o anda radyo kanalını değiştirdi Yiğit ve o tanıdık melodi çalmaya başladı.

“Sen kalbime denk gelen küçücük şey…”

Başımı yavaşça yiğite çevirdim. Gözlerini yoldan ayırmadan, dudaklarını kıpırdattı Yiğit. Sesi hafifti ama ezbere bildiği her kelime, içinden dökülüyordu. Gözlerim bir an onun ellerine, direksiyonu tutuşuna kaydı. Güçlüydü… ama şu an o şarkıyla birlikte bir yanının yumuşadığını, sakladığı kırılganlığın su yüzüne çıktığını hissettim.

“Ben kendini aşk sanan bir adam…”

Şarkının sözleri içimdeki tüm kelimeleri susturuyordu. Dışarıdaki dünya durmuştu sanki. Sadece şarkı, biz ve bu yol kalmıştı.

“Beni sevmesen de, görmesen de hayat sürerdi yine…
Ama kendimi sevmezdim şimdiki kadar…”

Yiğit birden bana döndü, göz ucuyla baktı, gülümsedi.
“Ne oldu?” dedi sessizce.

“Birden geldin aklıma…” diye mırıldandım, onunla birlikte.

O da gözlerini yoldan ayırmadan ekledi “Yakıverdin ışıkları…”

Aynı anda mırıldandık, "Hayrett ettim kalbime bazen, mutluluktan..."

Kanvas Ve Kan Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin