"lal"

352 8 0
                                        

Yağmur alin'den


Yağmur Alin’den

Söyledikleri kalbime fazlasıyla zarar verdi. Yüzümü omzuna sakladım.

“Susar mısın?”

“Güzelliğinin karşısında zaten lal olmuşum.”

“Beni utandırıyorsun.”

“Çok çabuk utanıyorsun.” Çenemden tutup yüzüme bakmamı sağladı. Dudağını sağ yanağıma bastırdı, tekrar tekrar öpüp boynumun kokusunu içine çekti. Sonra öptü.

“Ömrüm boyunca şurada yaşarım.” Dedi, dudakları boynumdan enseme çıkarken, oradan çeneme, çenemden dudak kenarıma indi. Durdu ve konuştu.

“Şurası içinse ölürüm.” Dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdığı an bir gürültü koptu. Mutfak camı parçalara ayrılmıştı.

“Siktir, siktir, siktir!”

“Yiğit, ne oluyor?”

“Hemen aşağı kata iniyorsun.”

“Yiği–” Bakışlarını aniden gözlerime dikti.

“Aşağı in dedim, Yağmur.” Dediğini yaptım. Hemen bodrum kata inip kapıyı kapattım. Yiğit beklemeye başladım.

Yarım saat sonra

Yiğit hâlâ gelmemişti. Boşa mı bekliyordum, bilmiyordum. Daha fazla dayanamayarak yukarı çıktım. Kattaki tüm odalara baktım, ama hiçbirinde yoktu. Yukarıdaki odalarda da yoktu. Onu burada böyle bekleyemezdim elbette. Bahçeye çıktım, orada da kimse yoktu. İçeri girip çantamı aldım, taksi çağırdım. Yarım saat sonra taksi geldi. Adresi verdim, bu sefer kendi evime değil, annemlerin buradaki evine geldim. Duş alıp uyumam uzun sürdü ama sonunda uyudum.

Ertesi gün

Doğrama tahtasındaki salatalıkları doğrarken telefonuma gelen bildirimleri umursamıyordum. Dün beni orada öylece bırakıp gitmiş, görmezden gelmişti. Şimdi ben biraz onu görmezden geliyordum. Cevap vermeyince aramalar başladı. Telefonu aldım, İdil arıyordu.

“Kızım, sen neredesin ya? İyi misin? Öldüm, öldüm dirildim.”

“İyiyim, hayattayım desem yerinde olur. Annemlerin evindeyim.”

“Neden dönmüyorsun mesajlarımıza? Yiğit deliye döndü.”

“Onda beni düşünecek akıl var mıymış ya.”

“Bir şeyler söyledi ama pek anlamadım.”

“Yok bir şey. Sen nasılsın?”

“Hamileyim.”

“Ne?”

“Hamileyim işte. Dün gece apar topar hastaneye gittik, kustum. Hemen bir test yaptılar.”

“Neden hastaneye gittiniz dün gece?”

“Ya, Yiğit bıçaklanmış y- senin haberin yoktu değil mi? Of, pot kırdım ben. Söylenecekler şimdi.”

Yiğit mi bıçaklanmış? Elimi nereye koyacağımı bilemedim.

“Ne diyorsun sen İdil, ne demek Yiğit bıçaklandı? Hastanenin adını söyle hemen.”

“... Hastanesi.”

🎡

Yüreğim sızlıyordu, en derinden.

Yüzüme vurduğum soğuk su bile beni ayıltmazken aynadaki soğuk görüntüme baktım. Arkamı dönüp kalçamı lavaboya dayadım, parmaklarımı saçlarıma geçirdim. Yiğit içeriye uyuyordu. Uyku arasında canı acıyor olmalı ki sürekli inliyordu. Tuvaletten çıktım. Yiğit hâlâ uyuyordu. Tekli koltuğa oturdum. Annesinin ve Duru’nun haberi yoktu, benimle olduğunu söylemişlerdi Duru’ya.

Kanvas Ve Kan Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin