Almanya sokaklarında el ele geziyorduk. Birlikte birkaç fotoğraf çekilmiştik. Tam o sırada vitrinde gördüğüm kruvasancıya gözüm takıldı; İtalyan-Fransız karışımı küçük, şirin bir kafeydi. Heyecanlandım.
"Yiğit," dedim.
"Yavrum?" dedi, sorar gibi.
"Kruvasan..." dedim. "Canım çekti."
"Gidelim, güzelim," dedi. Elimden tutup beni kruvasanların olduğu kafeye doğru çekti.
"Kahve de içeriz," dedim. "Sıcak sıcak... iyi gelir, içimizi ısıtır."
"Ne içmek istiyorsun?" diye sordu.
"Bilmem," dedim."Ne vardır ki?"
"Bilmiyorum," dedi gülerek. "Bakarız." Küçük masalardan birine oturduk. Masada zaten bırakılmış bir içecek ve tatlı menüsü vardı. Menüyü elime aldım. İsimler yabancıydı ama his tanıdıktı.
"o Almanca kursuna devam etmeliydim."
"Kursa mı gittin?" dedi şaşkınlıkla.
"Hı hı," dedim. "Liseden birkaç yıl sonra. Sıkılıp bırakmıştım. Sonra Fransızca kursuna gitmiştim."
"Fransızca demek," dedi, sesinde hafif bir keyif. Menüyü ona doğru uzattım.
"Anlıyor musun ne demek istediğini?" dedim. Güldü. "Anlıyorum." dedi.
Dudaklarımı büktüm. "Ne var şunları İngilizce yapsalar," dedim. "Dünya dili diye boşuna demiyoruz." Menüden başını kaldırıp bana baktı.
"Bak," dedi, "sen göster, ben sipariş ederim."
"Hayat kurtarıcım," dedim.
"Ringde rakip kurtarıyorsun, masada beni."
Elini uzatıp elimin üzerine koydu.
"Görev tanımım geniş," dedi.
Garson gelmişti. Yiğit menüye kısaca göz atıp siparişi verdi. Ben sadece başımı sallayıp onu izledim;
nasıl bu kadar rahat söylediğini görmek hoşuma gidiyordu.
"Ne söyledin?" diye sordum merakla.
"Senin için tereyağlı kruvasan," dedi hiç düşünmeden. "Bir de sıcak latte. Bana da espresso."
"Ben sütlü istemiyordum ama," dedim, kaşlarımı hafifçe kaldırarak.
Gülümsedi.
"İstediğini bilmediğini düşündüm," dedi gayet sakin. Tam o sırada bana doğru eğildi, sesi iyice alçaldı.
"Biz otele gidelim," dedi.
"Sana sert mi, yumuşak mı gösteririm, yavrum?"
"Sapık," dedim, gözlerimi devirerek.
Kahkaha attı.
"Elimde değil," dedi. "Sporcu refleksi."
Masaya yaslandım, gülmemi bastıramıyordum.
Aklıma gelen şeyle Yiğit'ime döndüm.
"Bugün rüyamda ne gördüm biliyor musun?" dedim. Öküz öküz baktı.
"Hayır," dedi. Gözlerimi devirdim.
Sonra biraz eğildim, sesimi bilerek daha heyecanlı çıkardım. "Bebek odası," dedim.
Bir an durdu.
Espressosundan bir yudum aldı.
Fincanı ağır ağır masaya bıraktı.
"...Ne?" dedi.
"Bebek odası," diye tekrarladım.
"Duvarlar açık renkti. Küçük bir yatak vardı. Bir de pencerenin önünde oyuncaklar."
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Rüyada mı?" dedi temkinli.
"Şimdilik," dedim, masum bir ifadeyle. Bir saniye sustu. Sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kanvas Ve Kan
Casuale"Aşk ve mantık, yer altı ve yer üstü hepsi bir yumruk darbesi."
