Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
🍁
Büyük bir bahçedeydi. Gökyüzünden süzülen bembeyaz, göz alıcı bir ışık her yeri kaplamıştı. Parlaklık o kadar yoğundu ki, Yiğit gözlerini kısmak zorunda kaldı. Yavaşça bahçe kapısını araladı ve dışarı adım attı. İlk gözüne çarpan şey, beyaz yeleleri rüzgârda dalgalanan, tüyleri ay ışığı gibi parlayan bir attı.
Yanına yaklaştı, büyülenmiş gibiydi. Elini yavaşça yelelerine uzattı, parmakları o ipeksi dokunun içinde kayboldu.
"Ne güzel bir şeysin sen," dedi hayranlıkla. At ona cevap verir gibi kişnedi. Yiğit gülümsedi, yelelerini okşamaya devam etti.
"Adın ne senin?" diye sordu sanki konuşabilecekmiş gibi. At yeniden kişnedi.
"Yağmur da senin kadar güzeldir, biliyor musun?" dedi gülümseyerek. Ama bu kez atın kişnemesi öfkeliydi, bir uyarı gibi.
Yiğit şaşırdı. "Ne o, neden kızdın?" diye sordu. At bir kez daha kişnedi ve başını hızla çevirdikten sonra ağır adımlarla ondan uzaklaştı. Yiğit etrafına bakındı. Bir çeşme gördü, hemen yanında ise beyazlar içinde bir kadın duruyordu.
Ona doğru yürüdü. Kadın rüzgârın yüzüne taşıdığı altın sarısı saçlarını usulca kulak arkasına alırken döndü.
“Y-Yağmur…” dedi Yiğit, nefesi kesilmiş gibi. Güneş bile bu kadar parlak değildi. Yağmur’un gülümsemesi, baharın ilk sabahı kadar sıcaktı.
"Yiğit..." dedi kadın. Etrafta ikisinden başka kimse yoktu. Yerdeki sepete baktı. Çilekle doluydu.
“Senin ne işin var burada?” dedi Yiğit fısıltıya yakın bir sesle. Yağmur eğildi, sepeti yerden aldı.
“Çilek toplamaya geldim… hem seni almaya.”
Kaşlarını çattı Yiğit. “At gitti ama…” dedi.
Yağmur parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdi. “Gitsin. At gitsin… Ama sen gitme. Kal. Ne olur kal.”
“Ama gitmem gerek…” dedi Yağmur.
“Gitmesen olmaz mı?” dedi Yiğit. Umutla arkaya döndü. At geri dönmüştü.
“Beni burada mı bırakacaksın? Yerime atı seçtin diye kahrımdan ölürüm,” dedi, gözlerinde bir çocuğun kırgınlığı.
“Ölüm yok,” dedi Yağmur nazikçe.
“Evet, ölüm yok…” diye yineledi Yiğit. Ellerini sımsıkı tuttu.
“Çok güzelsin…”
“Çok mu güzelim?” dedi Yağmur, başını sallayıp alnını onun alnına yasladı. Aralarındaki mesafe sıfırdı artık.
“Seni seviyorum,” dedi Yiğit.
Ve gözlerini açtı yavaşça. Beyaz bir tavan… Göz kamaştırıcı bir ışık… Gördüğü tek şey buydu artık. Başını kaldırdığında birkaç doktorun odadan çıktığını fark etti. Kalbindeki ağırlık, rüyadan değil, rüyada kalamayışındandı.