Yorgunluk

40 4 0
                                        

Koltuğun köşesine kıvrılmıştım. Elimde soğumuş bir çay bardağı vardı. Ne içtiğimi bile fark etmeden tutuyordum. İki gündür hastane–ev arasında gidip geliyorduk. Uykular bölük pörçüktü, düşünceler daha da dağınık.

Kapı açıldı.

Yiğit içeri girdi. Üzerindeki montu çıkarırken omuzları düşüktü. İlk kez ringden çıkmış gibi değil, hayattan yorulmuş gibiydi.

“Duru uyuyor,” dedi.
“Sakinleştirici vermişler.”

Başımı salladım.

“Eylül teyze?”

“Yanında,” dedi. “Bir an olsun ayrılmıyor.”

Yanıma geldi, koltuğun kenarına oturdu. Bir süre konuşmadık. Sessizlik bu kez kaçılacak bir yer değil, mecburi bir duraktı.

Elimi tuttu.

“Biliyor musun,” dedi kısık bir sesle,
“ilk kez bir şeyden bu kadar korkuyorum.”

Başımı omzuna yasladım.

“Ben de,” dedim.

“Seni seviyorum,” dedim.

Sesim çok yükseğe çıkmadı.
Bu evde, bu halde, fısıltıdan fazlası fazla gelirdi.

Yiğit başını eğdi.

Bir an cevap vermedi.

Sanki kelimeleri seçmiyordu da, kalbinden çekip çıkarıyordu.
“Ben de seni seviyorum,” dedi sonunda.

“Bazen nefes almayı unutturacak kadar.”

Elimi yüzüne götürdüm.
Gözleri kızarmıştı ama bana bakarken yumuşuyordu.

“Yanımda olman…” dedi, cümlesini tamamlayamadı.

Sadece elimi daha sıkı tuttu.
“Hiçbir yere gitmiyorum,” dedim.
“Bu iyi günde de, böyle günlerde de.”

“Özledim,” dedi.

Tek bir kelimeydi ama içinde iki günün, iki gecenin, uykusuzluğun ve korkunun ağırlığı vardı.

Sesini omzumda hissettim.

“Ben de,” dedim.

“Yan yana olup da özlenir mi bilmiyorum ama… ben de çok özledim.”

Kollarımı beline doladım.
Parmaklarım sırtında durdu; orada olmanın, tutmanın yeterli olduğu bir an.

“Eskisi gibi,” dedi kısık bir sesle.
“Gülmeyi, saçma şeyleri, hiçbir şey olmamış gibi olmayı.”

Başımı kaldırıp yüzüne baktım.

“Gelecek,” dedim. “Her şey bir anda değil ama… gelecek.”

Gözlerini kapattı, alnını benimkine yasladı. “Nefes aldığımı hatırlattın,” dedi.

Bunu söylemesiyle dudaklarıma kapanması bir oldu. Öpüşü acele değildi. Ne aç ne de telaşlı…
Sanki iki gündür içine attığı her şeyi, tek bir nefeste bana bırakıyordu.
Dudakları dudaklarımda durduğunda dünya yine sessizleşti.

Elim farkında olmadan enseye çıktı.
Parmaklarım saçlarının arasına girdi.

Titrediğini hissettim.

“Şu an sabaha kadar seni öpsem,” dedi, sesi dudaklarımın arasında kaybolurken, “hiçbir şeyi düşünmesem… bencil olur muyum?”

Gözlerimin içine baktım.

Kanvas Ve Kan Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin