27*

6.5K 634 360
                                        

Artık beynimde bir sürü ses çıkıyordu. Camı sonuna kadar açtım ve ellerimi kapının üstüne koydum. Rüzgar umursamazca yüzüme çarparken, tek hissettiğim ferahlıktı. Yutkunurken hissettiğim o zorluk, kaşlarımı çattırdı. Gözlerimi yavaşça ağaçlara çektim. Ellerimi koltuğun kenarına koydum ve sıktım. Bu gittikçe zorlaşıyordu.

İçimdeki belli belirsiz olan acı artıyordu ve ben sadece acıyı çekmek ile yükümlü oluyordum. Derin bir nefes alırken, göğüsüm sıkıştı. Kendimi sertçe oturduğum koltuğa attım ve zorlukla konuştum.

"Bugün gidelim."

Ashton yoldan gözlerini aldı ve bana baktı. "Ne?"

"Ben, otelde çiçeğini özünü çıkartırım. Akşam için bilet alalım ve Avustralya'ya dönelim."

Ashton bana döndü. "Her şey yolunda mı?"

Kafamı salladım. "Evet, sadece anneni bekletmek istemiyorum."

Ashton gülümsedi. "Tamam bugün otelde her şeyi yaparım."

Kafamı cama dayadım ve beynimdeki çığlıklara son vermeye çalıştım. Susmuyorlardı. Beynim içindeki her şey bağırıyor ve şarkı söylüyordu. Gözlerimi kapatıp, biraz sakin olmayı denedim. Bedenim başka bir evrende koşucu gibiydi. Fazla enerji harcıyor, ölesiye yoruluyordum. Beş dakikalık araba yolculuğu bana saatler gibi geliyordu. Saniyeler bilerek ağır işliyordu.

Gözlerimi açtığımda derin bir nefes aldım. Görüntü bulanıkları ile baş edebilirdim.

Ashton o an elimi tuttu ve bedenimin içinde olan acıya son verdi. Kafamı kaldırıp ona baktım. Belki de yanında huzur bulduğum tek an buydu.

                          Ashton

Gözlerimi güçbela açtıktan sonra yatağın kenarında duran telefonumda çalan alarmı kapattım. Gece üçe bilet almıştık ve saat 1.30'a geliyordu. İspanya'da bir çiçeği aramak için çoğu yere gitmek zorunda kalmıştık ve bu ikimizi de yormuştu. Arkama dönüp yatağın diğer tarafında yatan Flora'yı görme umudu ile aradım, fakat Flora pencerenin önünde kısa pijama şortu ve omuz askısı sağ koluna düşmüş olan tişört ile duruyordu.

Hareketsizce ayakta duruyor ve pencereye bakıyordu.

"Flora?"

Ses yoktu. Beyaz çarşafı üzerimden kaldırdım ve ona doğru yürümeye başladım. Boş boş, pencereye bakıyor ve nefes alıyordu. Onun yanına geldiğimde, perdenin arasından sızan sokak lambalarında yüzü aydınlandı. Gözlerinin altı çökmüş ve göz kapakları artık aşağıya inmeyecek olan vaziyette duruyordu.

"Flora, iyi misin?"

Ona dokunduğum anda derin bir nefes aldı ve kahkaha atmaga başladı. Benden iki adım öteye gitti ve yere yatıp gülmeye başladı. Boynundaki her damar belirginleşiyordu. Yüzü her geçen saniyeden daha kırmızı oluyordu. Korku ile yere eğildim ve Flora'yı tutmaya çalıştım.

"Hey, çiçeğim kendine gel."

Ona fısıldamaya çalıştım ve bir anda ellerini, ayaklarını serbest bırakarak ağlamaya başladı. Korkuyla ellerimi saçlarıma geçirdim ve Flora'ya baktım.

P.S: FloraHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin