Ashton
Sabah yataktan kalkarken, içeriden ses geliyordu. Gözlerimi kapattım ve kahkaha seslerini dinledim. Evimi, kendi evim gibi hissettiğim iki an vardı. Biri babam ölmeden ve annem henüz hastalanmadan önceki sabah kahvaltımız idi. Birde, Flora'nın evime gelip bana sarıldığı andı. Kendimi evimde hissettim. Rahat, kuşkusuz, fazla soru yok sadece sevgi.
Gözlerimi açmadan önce Flora'nın saçlarındaki çiçekleri zihnimden geçti. İlk biyoloji dersinde, saçlarından çiçek düşürdüğümde bana o kızgın bakışı aklımdan çıkmıyordu. Okuldaki en renkli giyinen kişi olmayı başarıyordu. Kendinden 3 beden büyük jeanlarini özlüyordum. Hala Michael'ın dolabına yazı yapıştırırken ki, yüz ifadesini hatırlıyorum.
Ve çocuk döverken Flora'nın ağlayarak koştuğunu gördüm. Sarı bukleleri arasında sallanan çiçeklerinin nasıl omuzlarından aşağıya düştüğünü hatırlıyorum. Balo salonun ortasında yoga yapmak için nasıl nefesler aldığını hala tenimdeki ferahlıktan hissediyorum. Bazen, hayır. Çoğu zaman. Her zaman, gülüşü aklıma geliyor. İçten gülüşü, gözlerini kısışı bana bakarken kızırışını hala hatırlıyorum. Küçük bedeninin avuçlarımın arasında olurken ona bu kadar yakın olacağımı tahmin edemezdim. Çiçeklerin arasına yatarken, hayatımda gördüğüm en güzel ruhun üstüne güneş batarken bana gülümsedi. Çok güzeldi.
O her şeyi ile mükemmeldi.
Her şeyin bittiği anda, hayatın beni bir boka çevirdiğini düşündüğüm anda, düşmek üzereyken, ölmeyi düşünürken o gece ismimi bağırdı.
O an her şey çok yavaştı. Ellerim acıdan acıyordu. Her yerim kandı. Kafamı çevirdiğim anda o sarı saçlı mükemmel kızın bana koştuğunu gördüm. Ve bana ince kollarıyla, hayatımda almadığım bir sarılma verdi. Ben sevildiğimi hiç kimseden böyle hissettmemiştim. Kollarımı, sıvazladım. Tenimin herbir köşesinde Flora vardı. Onu ağlarken hatırlamak kalbimi yaralıyordu. Şakaklardan akan gözyaşları, küçülen gözbebeği ve titreyen dudakları sadece ölümü çağdıştırmak için yeterdi.
Onun yanında kendimi bir adım daha iyi hissediyordum.
"Ashton?"
Annemin sesiyle kendime geldim. Kapı pervazında omzunu yasladığında, derin bir nefes alarak ellerimi dizlerime sürttüm. Kafamı yavaşça yere eğdim. Çıplak ayaklarımın altında olan parkeye baktım.
"Her şey yolunda mı?"
Ağlamayacaktım ama hüzünle dolu olan bir kara parçası, kalbime yaklaştıkça canımı acıtıyordu. Acıyı hissediyordum, alışıyordum ama bu diğerleri kadar fiziksel değildi. Ruhumun peşindeydi.
"Evet, sadece düşünüyordum."
Kafamı kaldırdığımda, içimdeki karmaşayı susturdum. Annem kafasını salladı. "Ashton, Calum aşağıda belki onunla konuşmak seni iyi hissettirir."
Gülümsemeye çalıştım. "Tamam."
Annem gülümseyerek elindeki mutfak havlusu ile beraber aşağıya indi. Yataktan kalktım ve sarı saçlarımı iki elimle arkaya attım. Derin bir nefes aldım o sırada Calum odanın içine girdi. Calum ellerini etrafa açtı.
"İyi misin?"
Kafamı kaldırmam ile ağlamaya başladım. Calum hiç düşünmeden bana sarıldı. Ona sıkıca sarıldım ve omzunda ağladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
P.S: Flora
Fanfiction"Saçlarına neden çiçek takıyorsun?" Ona doğru döndüm. "Mezarıma koyacakları çoğu çiçekleri daha yakından görmek için."
