15.BÖLÜM/2

2.7K 133 47
                                        

Epeyce düşünmüştüm. Bunun başka çıkar yolu da yoktu zaten. Gidecektim oraya. Kerem odamdan gideli yaklaşık 10 dakika olmuştu. O süre zarfında neler neler geçmişti aklımdan,neleri düşünmüştüm. Gidip gitmeme konusunu sağlama aldığıma göre rahat olabilirim diye kendimi motive etmeye çalışıyordum.
Ama düşünmemi engelleyen bir şey daha vardı. Bana derin derin nefes aldıran, kalbimin yerinden çıkarcasına atmasını sağlayan, afallamama sebep olan bi' Kerem Sayer vardı. Dudağımın hemen yanına bıraktığı büyülü öpücük vardı. Bakın bu durum öyle hafife alınacak bir şey değildi. Bu durum şiir gibi bir şeydi. Öylesine özel, öylesine güzel ve anlamlı.Benim şairim ise Yeşil Gözlü Prens'imdi.
Kafamdaki duyguları bastırmaya çalışıyordum. Ama olmuyordu. Sürekli kendimi sorgulamaya başlıyordum.
'Doğru söyle, hiç mi için titremiyor Kerem'in gözlerinde yolculuğa çıkarken. Ya içinde estirdiğin tüm benliğini altüst eden amansız kasırgalar ? Onları bastırmak için gösterdiğini bu anlamsız çabaların niye ?' diye kendime soruyordum.
Anlamsızdı elbette ama ben de iyi rol yapıyordum. Ne de güzel dizginliyordum ona olan hayranlığımı! Coşkuyla kendimi ayakta alkışlamak istiyorum.
*
Güneş, dağların arkasından usul usul gökyüzüne yükselirken gözlerimi ovalayarak yataktan kalktım. Belki de bugün o büyük gündü. Bilemiyorum... İçine düştüğüm duygu karmaşasını nasıl çözeceğimi bilemediğim gibi.
Aşağı indiğimde bir elinde gazetesi, bir elinde sigara olan Kerem'i görüyorum. "G-günaydın," dedim kekeleyerek. "Yiyecek bir şeyler hazırlayayım mı ?"
Önemsemedi Kerem. Gözünün ucuyla bana bakıp, "İstemez." diye cevapladı sorumu. Çözemiyordum ben bu adamı. Değişken halini, zaman zaman zirvelere tırmanan ters davranışlarına anlam veremiyordum.
Aldırmamaya çalışarak mutfağa geçtim. Bildiğiniz surat asıyordu. Ama kendi de başka yolunun olmadığını biliyordu. Yeniden salona geçip karşı koltuğa oturuverdim.
"Ne var Zeynep ? Tamam gideceksin kes tamam. "
Bunu deyip yeniden gazeteye dikti gözlerini.
"Bugün mü ?" diye sordum. Yeniden bana baktı. Gözlerinin beyaz yerleri kan toplamıştı. Küçüktü ama. Yerimden kalkıp yanına gittim. Telaşla ellerimi sağ gözüne götürüp bakmaya çalıştım. Elini elimin üzerine koyunca yoğun bir elektrik dalgası yayıldı vücudumun her bir zerresine. Önce elimi gözlerinden çekip etkileyici ses tonuyla cevap verdi. "Evet bugün. Hatta saatler sonra. Can arayacak, onda gideceksin. Bakalım ne yapacaksın Zeynep, umarım pişman olmam. Umarım beni yormazsın." dedi sesindeki sakinliği koruyarak. Hala içinde kuşkular fır dönüyordu. "Ne demek istiyorsun ?" diye sordum. Bu sefer gazeteyi asakince katladı ve sehpanın üzerine bıraktı. "Ne demek istediğim çok açık değil mi ? Oraya gitsen de benden kurtuluş yok. Beceremeyeceğini anladığım an geri alırım seni. Dediğim gibi, benden kurtulamazsın kızım. " deyip bahçeye çıktı. Tam kapının oraya yaklaştığında hafif bir ses tonuyla "Kurtulmak isteyen kim?" diye mırıldandım. Olduğu yerde durup azcık bekledikten sonra kapıyı açıp dışarı çıktı.
O eve gitmeme dakikalar kalmıştı. Daha doğrusu belki saatler vardı ama ben saatleri dakikalara çevirmiştim. Dikkatli olmam gerektiğini biliyordum, hatta sık sık tembihliyordum kendimi. Zaman geçmiyordu. Ve bekledikçe daha da telaş yapıyordum.
*

Vakit gelmişti. Kerem kapıyı açıp içeri girdiğinde 'Hadi.' deyip kafasıyla kapıyı işaret etti. Yanıma bir şey almadan çıktım evden. Sürücü koltuğunun yanına hemen kurulup stresimi bastırmaya çalıştım. Ellerim deli gibi titriyordu. Kerem'in ise çenesinde kemikler o kadar belli oluyordu ki! İkimizde kendimizi fazlasıyla kasıyorduk şöyle bir bakıldığında. Süratle Can'ın yanına gidiyorduk. Kerem ne kadar umursamaz davranmaya çalışsa da tavrından belliydi hoşnutsuzluğu.
Gitmemiz gereken yere vardığımızda Can, arabaya yaslanmış telefonunuyla uğraşıyordu. Kerem arabayı sarsılmamıza sebep olacak hızda park edip indi arabadan. Bizim(!) eve en fazla 200 metre uzaklıktaydı burası. Uzun zamandan sonra ilk defa görünce bir garip hissetmiştim. Can,biz gelir gelmez konuşmaya başladı.
"Zeynep,asla ama asla bizimle ilgili sorulan soruları cevaplamıyorsun. Tamam mı ? Eğer abin sorarsa beni bir odaya kapattılar hiçbir şeyden haberim yok diyeceksin ? Ha bir de buraya nasıl geldin, ellerinden nasıl kurtuldun derlerse beni bir yere götürüyorlardı, araba kaza yapınca buraya kaçtım de olur mu? " dedi. Kafamla dediklerini onaylayıp gözlerimi Kerem'e çevirdim. Boşluğa bakıyordu. Gözünü baktığı yerden çekmeden konuştu. "Sana bir şey olursa..." kurşun yarası almış birinin ilk sıcaklık anında acı çekmeyişi gibi, hiçbir şey hissetmeden boş bakışlarla sözlerinin devamının gelmesini bekliyordum. "Abini öldürürüm. Cesedini bile bulamazlar. " Sesindeki sakinlik kanımı dondurmuştu. Ne hissedeceğimi kestiremiyordum. Korkuyordum, başaramamaktan korkuyordum. Ayrıca içimde adlandıramadığım bir boşluk oluşmuştu. Hiçbir şey demeden atladım boynuna, Yeşil Gözlü Prens'imin. Şaşırmıştı. Çok geçmeden ellerini beline dolayıp daha da sıkı çekti beni kendine. Kafasını boynuma gömmüş, son kez nefes alırcasına kokumu içine çekiyordu. Bense ellerimi boynuna dolamıştım.
Zorlukla birbirimizden ayrılınca gözlerinin içine uzun uzun baktım. Derin anlamlar vardı o gözlerde. "Sizinle nasıl iletişim kuracağım ben ?" diye sordum. Tamam cesaretliydim, kendime inanıyordum ama bunu tek başıma atlatmam çok zordu. Can soruna cevap verdi. "Sedat var orada. O hep senin yanında olacak, gölgen gibi. Korkma."
Kafamı peki manasında sallayıp son kez Kerem'e bir daha sarıldım. Ayrılamıyordum. Sarılınca güvende hissediyordum.

BERCESTE//ZEYKER Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin