Kafam kazan gibiydi. Odanın içini bir kez daha uykulu gözlerle süzdüm. Yataktan ayrılasım gelmiyordu. Düşündüm de eğer uyku bir meslek olsaydı mesaiye bile kalırdım. Öyle bir meslek aşkı (!).
Duvardaki saate baktığımda 6'ya geldiğini fark ettim. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken kendimi alkışlama isteğiyle dolup taştım resmen. Çünkü hayatımda bir rekoru gerçekleştiriyordum. Daha önce hiç bu kadar erken kalktığımı hatırlamıyordum. Ama bugün farklıydı. İçime bir yumru oturmuştu ve fazlasıyla huzursuzdum. En garip olanı da uykum kaçmıştı.
Yatağa kısa bir hoşça kal bakışı attıktan sonra banyoya uyuşuk adımlarla yöneldim. Yüzümü yıkadıktan sonra dikkatimi çeken aynadaki görüntümdü. Saçlarım adeta bağımsızlığını ilan etmiş, her biri halay çekiyordu. Görüntü fazlasıyla sinirimi bozduğu için saçlarımı yüksekten toplayıp belik ördüm. Bu saç şekli diğerine bin basar diyebilirdim.
Saat erken olduğu için onun uyanmadığını düşündüğümden evde rahat rahat geziyordum. Ha, bu benim için avantajdı. Çünkü dün gece etkisindeydim hala. Biliyorum fazla önemli bir şey değildi, sadece masum bir öpücüktü. Ama diğer kızlar için öyleydi. Benim için yadırganacak bir olaydı. Bu tür şeyleri filmlerden ve dizilerden başka hiçbir yerde görmemiştim açıkçası.
Merdivenlerden olağanca sessiz şekilde indikten sonra direkt mutfağa geçecektim ki salonda sızıp kaldığını fark ettim. Üstelik üzeri de açıktı. 'Sakın üzerine örteyim falan deme' diye uyardım kendimi. En son yapmayı denediğimde başıma neler geldiğini biliyordum çünkü.
Aldırmadan mutfağa geçtim ve masaya kahvaltılıkları düzlemeye başladım. Masayı hazırlarken de büyük bir salatalık dilimini de ağzıma atmayı da ihmal etmedim.
**
Sakin bir kahvaltının ardından masayı toplamaya başlamıştım. İşte asıl sıkıcı yer buraydı. Hayatta en sinir olduğum şeylerden biri de bulaşıkları makineye düzlemekti. Kendi kendime sitem ederek işime devam ettim. Ve daha da çekilmez olmasını engellemek adına masanın üzerinde duran radyodan bir kanal seçtim. Neyse ki sevdiğim şarkılardan biri çalıyordu. Şarkıyı mırıldanarak masayı siliyordum ki duyduğum erkeksi sesle irkildim. "Zeynep." diye sesleniyordu. Evet evet o adam. Yine ne istiyor diye söylenerek salona geçtim. "Ne?" diye sert bir şekilde çıkıştım. Elini boynuna götürmüş , yüzünü buruşturmuştu. Boynunu sağa sola bir iki kere çevirdikten sonra " Biraz sessiz ol. Beynim çatlayacak." dedi. Hali gerçekten berbattı. "O kadar içki içseydim benimki de öyle olurdu." deyip alayla sırıttım. 'Ah' diye inledikten sonra "Komik bir şey göremiyorum." dedi. Çünkü asıl eğlenceyi görmüyorsun canım diye içimden geçirdim. "Göreceli bir şey ya bu. Bana göre var demek ki." dedim ve o sırıtışı yeniden yüzüme yerleştirdim. Kaşlarını çattı ve "Sana fazla yüz verdim herhalde." dedi. Yine o küçümseyici bakışlar. Ne kadar gıcık olsam da yüzüne en çok bu ifade yakışıyordu.
"Orada öyle dikilip durma gel buraya işin var." dedi. Hah! Hizmetçisiyim çünkü ben(!) Yine de ne yaptıracağını merak ettiğimden yanına gittim. Kafamı ne var anlamında sallayıp başka bir yöne bakmaya başladım. " Dün boynum tutulmuş. Masaj yapacaksın." dedi. Adam ciddi anlamda beni hizmetçisi sanıyordu. " Kim ben mi? Sana mı? Hah! Çok komiksin." deyip histerik bir kahkaha attım.
Kahkahamı sonlandırıp baktığımda yüzünde anlam veremediğim bir ifade vardı. Imm... Şey gibi, ufo görmüş masum köylü. " S-sen ciddisin?" dedim. Tek kaşını havaya kaldırıp "Sence ?" dedi.
"Bana ne be! Masaj merkezine git o zaman! " dedim. Bu sefer alaylı gülme sırası ondaydı. " Gitmesine giderim de kızların bayılmasından korkuyorum." Hah! Yine başladı saçmalamaya "Nedenmiş?" diye sordum. Önce sayılı kahkahalarından biriyle kulağımın pasını sildikten sonra "Komiksin. Her neyse hadi gel." dedi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BERCESTE//ZEYKER
FanfictionGenç kız hayal kurmayı seviyordu. Fakat bu kez yaşadıkları gerçeğin ta kendisiydi! Bu hayatta karşısına çıkabilecek en nadide varlığa rastlamış olmanın verdiği heyecanla kalbi ağzında atıyordu. Şu zamana dek ölü olduğunu ölümle gerçek arasındaki a...
