Genç kız hayal kurmayı seviyordu. Fakat bu kez yaşadıkları gerçeğin ta kendisiydi! Bu hayatta karşısına çıkabilecek en nadide varlığa rastlamış olmanın verdiği heyecanla kalbi ağzında atıyordu.
Şu zamana dek ölü olduğunu ölümle gerçek arasındaki a...
Kerem'e gelen telefonla o büyülü atmosfer bozuluş ve Kerem gitmişti. Kendimi her zamankinden daha dinç, daha güçlü hissediyordum. Etrafıma bakındığımda her şey beni buna itiyordu. Güzel günler görmek istiyorsam bazı şeyler konusunda fedakarlık yapmak zorunda olduğumu anlamıştım. Annemi ve babamı bulacaktım ve eksik kalan her yanımı onların sevgisiyle dolduracaktım. Hatta belki... Belki Kerem'i de katacaktım tüm bu güzel günlere. 'Saçmalama Zeynep. Sen buranın esirisin' diye geçirdim içimden. Kerem'in bana iyi davranması belki de bir çıkar uğrunaydı? Abimden almak istediği intikam için buradaydım. Benimle oynamadığını nereden bilebilirdim ki?
Bu evde kaldığım her dakika şüpheciliğime şüphe katacaktı hatta belki bazen vazgeçecektim. Ama Kerem'e olan tutkum da hep bariz ortada olacaktı. Onun için canımı feda etmeyi göze almıştım. Sahi ne ara bu hale gelmiştim ben?
Biraz hava almak adına bahçeye çıkmıştım. Sonsuz yeşilin dipsiz bucaksız mavi göğün ortasında bir yerlerdeydi bu ev.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Mis gibi temiz havayı içime çektiğimde ciğerlerim bayram etmişti. Soğuk hava hafif bir şekilde vücuduma değiyor, bu da daha çok kendime gelmeme neden oluyordu. Ormanın derinliklerine doğru adımlarımı attım.
Zor bir hayatım vardı belki şu an ama bu zorlukların ardından elde edebileceklerimi düşündükçe her şey daha güzel görünüyordu gözüme. Buraya geldiğim ilk günden beri hayallerimle yaşıyordum sadece. Hayatın döngüsü yenilenmeye zorluyordu içimdeki her şeyi. Ve her geçen gün hayallerimin seyri değişiyordu. Başlarda buradan kurtulup abime koşmak isterken şu an ona nefretle kırgınlık arası hisler besliyordum. Hatta bazen Kerem beni kaçırdığı için minnet duyuyordum.
Bazen onu da katıyordum toz pembe hayallerime. Fakat o toz pembenin yakınlarından bile geçemeyen, siyah bile olamayan bir griydi. O ölümle yaşam arasındaki araftı. Ne çok beyaz ne de çok siyah. O bilinmezliğin, renkli insanların hayatına zamansız gelen fırtınaydı. Darmadağın etse de seni de peşinden sürükleyen bir fırtına.
Ben var oldukça hayallerim de var olacaktı. Artık anlamıştım ki zaman gizli bir maden gibi değerli ve aynı zamanda ölümü yaklaştıracak kadar da zalim. Ve biliyorum artık, kaçırılmış bazı anların boşlukları onarılmaz. Onarılmayan yaralar, unutulmayan acılar, kaybedilmiş zamanlar adına kurduğum hayallerimi de alıp canımı yakanların canını yakacaktım!
Etrafıma baktığımda evden epey uzaklaşmıştım. Kapının önündeki korumalar hala görünüyordu fakat benim olduğum tarafa bakmıyorlardı. Bir sorun vardı ki izleniyor gibi hissediyordum. Sanki bir çift göz sürekli bana bakıyor, adımlarımı takip ediyordu. Sağ tarafa aniden dönmemle bana azcık uzaklıktaki olan ağacın arkasından siyahlara bürünmüş bir adam koşarak uzaklaştı. Arkasından seslenmelerime asla aldırış etmiyordu. Yaşadığım tedirginlikle olduğum yere mıhlanmış gibiydim. Etrafımı son kez kontrol ettikten sonra eve doğru koşmaya başladım. Dışarı ilk çıktığımda ilaç gibi gelen hava bu kez boğazımı yakıyordu. Korumalara söylemeli miydim o adamı? Söylersem Kerem'e söyleyeceklerdi ve ben bir daha dışarı adımımı dahi atamayacaktım. Yeniden en başa dönecektim yani. Fakat bu kez deliler gibi merak ediyordum o adamın kim olduğunu. Onlara söylemeyecektim, evet doğrusu buydu.
Nefes nefese kalmış bir şekilde eve vardığımda isminin İlbey olduğunu bildiğim adam yanıma doğru geldi. "Bir sorun mu var?" diye sordu. Yüzüme takındığım ifadeden olsa gerek korkmuş gibi görünüyordu. "Yok hayır. Köpek sesleri duydum çok korkarım da.." deyip kapıya doğru yürüdüm. Belki inanmamıştı ama itiraz da etmedi.
Kapıyı kapatıp içeri girdiğimde Melis'in de gelmiş olduğunu gördüm. Gülümseyip "Geldin mi minik kuş?" diye sordum. Nefesimi toplamakta hala zorluk çekiyordum. Melis kafasını evet anlamında sallayıp "Gelsene bir şeyler yiyelim acıktım." dedi. Kabanımı askıya asıp mutfağa geçtim.
***
Tadının kötü olmasına aldırmayıp yemeğimizi yedikten sonra salona geçtik. Benim kafamda dolaşan tilkilere karşın Melis oldukça düşünceli görünüyordu. "İyi misin? Yüzün çok asık görünüyor." dedim. Belki konuştukça rahatlar, içindeki zehri akıtırdı. Başta biraz susması her şeyin cevabı olmuştu. Sessizliğinde nice çığlıklar sakladığı apaçıktı. "Hayatımın bu olduğuna inanmak güç. Bir şeyler belki de asla iyi olmayacak. Belki de ben de en başından beri o tarafta değilimdir. Belki de hiçbir zaman tam anlamı ile herkesin seveceği kişi olamayacağım. Kimsenin istediği gibi değilim şu an. Ama garip olan ise kendi istediğim gibi de değilim. Sanki bir başkasının bedenini ödünç almışım da geri veremiyorum. Sanki ruhumun altında sıkışıp kalıyor gibiyim. Ne bileyim Zeynep. Hoşlanmıyorum işte kendimden..." deyiverdi. Söylediklerine şaşırmıştım açıkçası.O an anlamıştım her insan bir hikayeydi. Dışardan bakıldığında neşeli ve kendiyle barışık bir 'kız çocuğu' gibiydi.Karamsar ruh halimle ben bile bu cümleleri kuracak kadar soğumamıştım her şeyden. Hayat insanlardan her gün bir parça koparıyor ve insan her gün biraz daha içine kapanıyor diye not ettim aklıma. Ellerini destek olurcasına tuttum. Tam söze başlayacaktım ki dış kapının açılma sesi duyuldu. Melis rahatsız olmuşcasına yerinde kıpırdanıp fısıltıyla "Daha özel bir zamanda konuşalım olur mu?" dedi. Kafamı olumlu anlamda sallayıp bakışlarımı kapıya döndürdüm. Gelenler Kerem ve Can'dı. Yüzlerinden dökülen bin parçaydı. Can sesindeki sinirle "Büyük bir problemimiz var." dedi. Durumun berbatlığı yüzlerinden anlaşılıyordu.
-ÖNEMLİ-
Bebbbiiitooolarbengeldim!Hikâyeningidişatıhakkındaaklımdabazışeylerioturtmayaçalışıyorum. Büyük ihtimalle yeni bölümlerin arası 1 haftayı bulacak ve hafta sonuna denk gelecek.