Çise yatağında otururken tırnakları kollarını kanatarak yaralıyor dişleri dudaklarına eziyet ediyordu. Aşağıda duydukları hala kanında kaynıyor ama aşağı inip öfkesini çıkarmak istediği adamın yüzünü de görmek istemiyordu. O kadar rahat söylediği kelimeler neden canını bu kadar acıttı bilmiyordu, belki de acımasızca yok saydığı kadının sesindeki özlemle kendi özlemini anladığı için belki de sevdiği adamın ağzından böyle acımasız sözlerin çıkmasını beklemediği içindi bilmiyordu ama tüm bu yaşananlar ailesine özlemini körüklemişti.
Çekmecesini açıp bir madalyon çıkarmış önce avucunun içinde sıkmış sonra da gözlerini kapatmıştı. Onların resmini her gün görebileceği bir yere koyarsa ya da üzerinde taşırsa hayata devam edebileceğini düşünmüyordu ama yine de yüzlerini unutmaktan o kadar korkuyordu ki onları bu madalyona hapsetmişti. En son ne zaman açtığını bile hatırlamayan kız, anne ve babasının artık sadece bir kağıt parçasında kalan gülümsemelerine bakarken kendini hiç olmadığı kadar yalnız hissetmişti.
Ağaçtan düşmüş kökleri olmayan kurumaya mahkum bir yapraktan farkı yoktu. Parmakları annesinin yüzüne değerken her zamanki oyununu oynamaya başlamıştı. Kendi yüzünde onların izlerini arıyordu. Gözleri annesininkilere çok benziyordu. Babasının sıcak kahverengi gözlerinden farklı Ege'nin suları gibi masmaviydi ama burnu ve ağzı babasınınkilere benziyordu. Fotoğraf çekilirken ışıktan dolayı mı öyle olmuştu emin olmadığı bir kırışıklık vardı babasının gülen gözlerinin yanında. Belki de onun gibi gözlerini kısıyordu gülümserken.
Boğazının tıkandığını kalbinin acıdığını hissedene kadar tekrar tekrar taradı yüzlerini, ezberlemek istercesine saatlerce izledi yuvarlak camın arkasındaki solmuş fotoğrafları en sonunda dayanamayacağını fark ettiğinde kapatıp çekmecedeki yerlerine yerleştirdiğinde eli istemsiz olarak telefonuna gitmişti. Saat çok geçti ama onun sesini duymak zorundaydı. Bu dünyada yalnız olmadığını hatırlamak katılaşan havanın tekrar ciğerine dolup nefes almasını sağlamak için onun sesine ihtiyacı vardı.
Birkaç kez boğazını temizleyip sesinin neşeli çıkmasına yetecek kadar kendini hazırladıktan ve derin derin nefesler aldıktan sonra numarayı çevirdi. Henüz bir kez çalmıştı ki karşı taraftan telaşlı bir "Çisem" sesi duyulmuştu. Genç kız telaşı hissettiğinde kendine kızsa da bozuntuya vermeden şu an içinde bulunduğu ruh hali ile alakası olmayan bir neşe ile "Hayatımın aşkı uyumuyordun değil mi?" demişti.
"Hayır birtanem nöbetim vardı bugün. Sen neden bu saatte ayaktasın?"
"Hadi ya! Ben de bana Ege'nin uyurken sesini dinletirsin demiştim. Yengem uyuyodur muhtemelen değil mi?"
Karşı taraftan gelen bir kahkaha arasında"Sızmıştır desek daha doğru olur. Seninki bu aralar diş çıkarıyor o yüzden pek bir şeker şerbet burnumuzdan getiriyor sağolsun" sözlerini duyan kız bu sefer kendini çok da zorlamadan gülümsemiş "Laf etmeyin benim kuzuma." demişti. Daha sonra "Sen nasılsın abi?" diye sorduğunda bir süre ses gelmemiş sonra "İyim bitanem asıl sen nasılsın?" demişti. Çise tehlikenin geldiğini anlayınca yıllardır geliştirdiği oyunculuk yeteneklerini kullanarak esnemiş "Hastanede çok uzun bir gündü ama minik bir hastamız vardı. Ancak eve gelebildim, Ege'yi özleyince bir arayayım dedim." demişti.
"Çok özlediysen çık gel kızım öyle ses dinlemekle özlem mi giderilirmiş?"
"Abicim farkında mısın bilmiyorum ama doktorum ben. Öyle her kafama estiğinde nasıl geleyim?"
"Ama iyi doktor oldun başın göğe erdi. Hayır oldun oldun bari yanımızda bir hastaneyi seçseydin!"
"Abi yine mi? Her aradığımda konu buraya geliyor ya helal olsun sana!"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Hayat Kavşağı
Romantiekİki zıt ruhun yolları sürekli kesişiyorsa bir nokta da birbirlerinin hayatlarına dalmak zorunda kalacaklardır! Birbirinden tamamen farklı ama birbirine bir o kadar da yakın iki doktorun birbirine teğet geçen kaderleri sonunda kesişiyor. Peki bu iki...