0.4

756 40 2
                                    

Lütfen sondaki notu okumayı unutmayın.

***

Neler döndüğünü bilmiyordum ama dün Klaus'un ani terk edişinden sonra onunla konuşacak cesareti bulamamıştım. Belki utanmıştım, belki de gerek duymamıştım; kararsız kalmıştım. Düşüncelerim birbirleriyle savaşa giriyorlardı. Bazıları yaralanıyordu ama hiçbirisi ölmüyordu. İşte bu yüzden de hep kararsız kalıyordum.

Yataktan kalktım ve başka bir okul günü olduğu için lanet etmeyi unutmadan alçak perdeden bir küfür savurdum. Dolabımdaki kıyafetlere bakarak iç geçirdim ve dış görünüşüne aldırmayan bir insan olarak siyah bir kot pantolon ve beyaz tişörtte kararı verdim. Hafif bir sandviç yedikten sonra hızlı adımlarla evden çıktım ve çarptığım sert maddeye, pardon insana baktım.

Kol.

"Neden beni rahat bırakmıyorsun? Seninle uğraşmak istemiyorum, bunu daha önceden de söylemiştim."

Kol histerik, tatlı ama bir o kadar da itici gülüş yolladı. Ona iğrenmiş bir yüz ifadesiyle bakarken bana gülümsedi. Yüzü solgundu ama kötü gözükmüyordu. Aksine yüzünü tamamlamıştı, hafif korkunç bir hava katarken yumuşak yüz hatlarını sıyırmıştı. Gözlerindeki kin ve nefret yerini küçük miktarda sevgiye bırakmadan önce son kez parladı. Ona gülümsedim. Kol'un suratındaki kaslar kasıldı ve yüzü düştü, gözlerindeki nefret yerini tekrar bulurken benim yüzümdeki gülümseme onunkiyle beraber soldu.

"Ne oldu ki şimdi?"

Kol ani bir sinirle arkasını döndü ve açıklama bile yapmaya gerek duymadan uzaklaştı. Arkasından bakarken sinirli surat ifademi yüzümden silmeye çalıştım ama olmuyordu. O kadar sinirlenmiştim ki elimin kanadığını hissettim. Metalik sıvının kokusu etrafa yayılırken kendi avucuma batırdığım tırnaklarımı geri çektim ve metalik sıvıyı yere akıttım.

Arkamda oluşan hafif rüzgârla tüylerim ürperdi ve arkama bakmak için döndüm. Kimse veya hiçbir şey yoktu. Bu sefer de diğer taraftan geldiğinde oraya döndüm. Yine hiçbir şey göremeyince kafam karıştı ama bozuntuya vermemeye çalışarak yürümeye devam ettim. Sesler duyuyordum ama görüntü yoktu. Bu o kadar iğrenç bir histi ki midem beni öğürmem için zorluyordu.

"Care?"

"Elena?"

Sesim ağlamaklı çıktığı için kendime söverken hıçkırıklarımı kendime sakladım. Elena benim yıllar önce ölen ablamdı. Ona tapardım, her şeyini de kıskanırdım. Her zaman benden daha güzel olduğunu düşünür ona benzemeye çalışırdım.

Bir gün ailecek bir pikniğe çıkıyorduk ve Elena'yla kavga etmiştik. O bana sevgilisiyle, yani Kol'la yattığımı öğrendiğini haber vermişti. Ondan binlerce defa özür dilemiştim ama kabul etmemişti. Gözü hiçbir şeyi görmüyordu, odadaki her şeyi dağıtıyordu. İkimizi de odaya kilitlemişti, çıkmaya niyeti yoktu.

"Elena, sakin ol! Yeter artık, bana yaklaşan Kol'du. Eğer sinirleneceksen ona sinirlen!"

"Sen kabul etmek zorunda mıydın? O benim erkek arkadaşım, seni kaltak!"

"Benimle böyle konuşamazsın!"

"Yaptığın alçaklığı unuttun galiba! Fahişesin işte. Dur, söyleme! Bakire bile değildin değil mi?"

"Evet öyleydim! O beni sarhoş etti, bana zorla sahip ol-"

"Ne cüret! Bir de utanmadan yalan söyleyebiliyorsun! Umarım geberirsin, cidden! Senin hak ettiğin bu! Pis fahişe!"

"Bana öyle seslenme dedi-"

Sözüm yarıda kesilmişti çünkü yanağıma Elena'nın eli temas etmişti. Sertçe.

mazoşist (klaroline) [düzenleniyor]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin