28.Bölüm

76 2 1
                                        

Acı göreceli bir kavram fiziksel, ruhsal, kimyasal... Bu hissettiğim bedensel acı bu ruhumla kıyaslandığında da koca bir hiç. Dövme gerçekten bağımlılık yapıyor bu bir gerçek o minik minik acısını her zaman istiyordu vücut. Ya da ben mazoşistim bilmiyorum belki dövmeden kaynaklanan bir şey.

Demir'in son bir saattir omzumda ki kaplumbağa ile uğraşıyordu kaşlarını çatmış kendi burada ruhu çok uzaklarda biliyorum babasını düşünüyor. Elimi yavaşça yüzünde gezdirdim kafasını eğdi kedi gibi bir şey olmuştu koca adam. Dövme makinesini bırakıp bana baktı gözleri kızarmıştı. Omzumu öptü başını yasladı nefes alışverişin dinledim bir süre sessizlikte. Dükkan kapalıydı bizden başka kimse yoktu saat beşti galiba bakmadım ama hava hala karanlıktı. Saatin bir önemi yoktu...

Elimi kalbine koydu kafasını kaldırdı gözlerimin içine bakan bu adam derinime işliyordu. Dudaklarını araladı söylenecek çok şey vardı ama o sadece ''gidelim buradan...kimsenin bizi bulamayacağı herhangi bir yere...'' demişti.

Gülümsedim bunu o kadar çok isterdim ki. ''Güneş doğacak benimle gelmek ister misin?''

Sarıldı ''birisi çıkıp senin ölümsüz olduğunu söylemeli'' dedi sırıtırken.

Yüzümü buruşturdum ''ölümsüzlük sıkıcı olur''

''Bu ölümsüz sensen olmaz''

''Erken ölmek iyidir koca adam'' dedim ayağa kalkarken.

Kaşlarını çattı ''erkenden gitmeye meyillisin bakıyorum da''

''Bunu kim bilebilir ki...'' derken ayağa kalkıyordum omzuma baktım küçük tatlı bir kaplumbağam olmuştu diğerleriyle tanış tatlı şey. Demire döndüm elimi uzattım ''gelecek misin?''

Gülümsedi ''sizin gibi hoş bir hanımefendinin bu naçizane teklifini kabul etmemek...benim gibi bir centilmenin kıramayacağı bir teklif'' 

Birlikte dışarı çıkmıştık bizi karşılayan soğuk geceye merhaba dedikten sonra kendimizi deniz kenarına atmıştık. Koca adamımızın küçük sığınağındaydık. Güneş kendini henüz göstermemiş ayın ışık huzmeleri altında suyun kışkırtıcılığı bize eşlik ediyordu. Kafamı kaldırdım ay bu gece çok güzeldi daha bir parlak yıldızlar etrafını daha bir özenerek süslemişti sanki. Demir bana bakıyordu bunu hissediyor ama ona dönmüyordum. Bir müddet öylece seyretmesine iznin verdim. 

''Ay bu gece çok güzel değil mi?'' dedim.

Gülümsedi, gülümseyişi aydan daha fazla ışık saçıyordu. ''Ay senin gece benim olsun...''

Gülümsedim denize döndüm, öyle bir kıyıya vuruyordu ki sanki bizi çağırıyordu. Gülümseyişim yüzümde yayılırken Demir'in koluna girdim ve ayağa kaldırdım. O bana şaşkın şaşkın bakarken ben gülüyordum.

Gülümsedi ''hayır yüzünde ki ifade hoşuma gitmedi...lütfen çok soğuktur...'' dedi düşüncelerimi okumuş gibiydi.

''Hadi ama çok güzel gözüküyor''

''Olabilir ama hasta olursun''

''Ahh hadi ama babalık...ben giriyorum'' derken çoktan üstümde ki tişörtü çıkarmıştım ''geliyor musun?''

Bana baktı kafasını iki yana sallarken güldü. Üstünü çıkarırken ''akıl sağlığımız hiç iyi değil'' diyordu.

Güldüm pantolonumu çıkarmış sadece iç çamaşırlarıyla kalmıştık. Su hafif hafif soğuklu sıcaklıydı. Demir tereddütlü şekilde bana bakıyordu vazgeçmeye hazırdı çekiştirdim. Elini tutarken biraz daha ilerlemiştik. Demir'in surat ifadesinden de anlaşılayacağı gibi su soğuk gelmişti. 

''Ahh tanrım gerçekten soğuk'' demiş ama durmamıştı.

Gülümsedim ''ama güzel''

''Evet harika...'' demiş ama kinayeliydi.

''Böyle alışamazsın'' demiştim dalmaya hazırlanırken.

''Ne dalm....'' gerisini suyun sesinden duyamamıştım. Su tüm vücuduma nüfus ederken biraz daha yüzdüm. 

Kafamı sudan çıkardım Demir geride kalmış kafasını yine iki yana sallamış ve dalmıştı. Saçlarımı geri atarken çoktan yanıma gelmiş ve beni aşağı çekmişti. Suyun altı karanlıktı ama o mavi gözler sanki karanlıkla savaştaydı. Karanlığa inat parlıyordu...sonsuz gibi görünen mavilik denizle buluştuğunda hortuma dönüşüyordu. Bense fenerini arayan bir kayıktım en küçük ışıkta ona yönelecek kadar çaresiz ve yorgun. Tek sığınağım olan fenerim ise her geçen saniye daha da parlıyor kendine daha çok çekiyordu. Dudaklarındaki ışığı tüm vücudumu aydınlatıyordu. 

Bu sonsuz ışık değildi...ama benim tek fenerim ve ben kıyıya vurana dek de beni aydınlatmaya devam edecekti. Bu gece hala denizdeydik yarınının olup olmadığını bilmeden azgın sularda gidip gelecektik. Fenerin ışığı söndüğündeyse kıyıya vuracaktık...




Mai ve SiyahHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin