Humeyra
"Ne beyefendisi Helen?" dedim
"Ne ne beyefendisi?" dedi
"Az önce bana bakıp beyefendi dedin"dedim
"İyi misin canım? Bu saatte neden disaridasin diye seslendim sana" dedi
Hakikaten kafayı yiyordum sanırım. 4 yıl.. Nasıl dayandin soylesene? 4 yıl!
Helen'in yanından geçip odama çıktım. Saatlerce uyumak istiyordum. Başımı yastığa koydum.
Çok canlıydı hayalin.. Sanki göz göze gelmiştik. Sevdiğim gibiydi sakallarin.. Gözlerin.. Gözlerin.
Hayalin böyle mi gorunecekti bundan sonra? Dayanabilecek miydim?
Kafamda tek bir soru vardı Fatih Üstündağ: İyi miydin?
Fatih
Yoldayim. Bileti her ihtimale karşı Londra ya almamisim. Bir otobusteyim. Diğer taraftan geliyorum Britanya alabildiğine ova. Ruhumun renkleri kadar çeşitli olmasa da yine de , renkli...
Kalbimde engel olamadığım bir heyecan. Kusmak üzereyim kendisini. Parmaklarımın arasında kan değil kokun var bu sefer. Yan koltukta bir adam var. Konuşmuyoruz. Bir iki yelteniyor ancak bilmiyorum, vazgeçiyor.
Aklım pavyon işletiyor. Sahnede pelus atkisiyla düşüncelerim var. Felsefe nerede bilmiyorum. Büyük ihtimalle önceki pavyonda sizmisti. Pavyonumun sorunu içeride Lo-Fi çalması. Sanırım kulakligimdan etkileniyor.
Ne diyeceğimi bilmiyorum sana. Ama nasıl bilmiyorum.. Yine sormamani temenni ediyorum. Mola veriyoruz. Ellerimi yikasam, kokun gider. Bir bardak çay iciyorum, içinde gereksiz bir süt var. Kulakligimda yankılanıyor; ben bir soytarı, kızıp saray yakan...
Biraz jeton almak istiyorum. Lakin vazgeçiyorum. Hava kararıyor. Kulakligimda hala yankılanıyor; ben bir soytarı, kızıp saray yakan...
Gece, camların ardı tıpkı deniz gibi görünüyor su an. Biraz Zebercet'i dinliyorum sayfalarda. Fazlasıyla ozdeslesiyor. Bugün.. Bugün vicdanimin idamına tanik olmayacağım.
Icimde bir de garip bir annemler ne yapıyor hissi var. Finalleri eve erken gitmek için verenlerden olamadık. Bute kalıp kalmadigimiz sorulmadı. Uzun otobüs yolculukları sonunda boyası eskimiş bir apartman binasında balkonunda birkaç adı bilinmeyen saksı duran bir binadan içeri girip bakır tencerede pişen yemeğin kokusu kapının önündeki paspastan bile duyulan bir eve gitmemiştim. Yahut ne televizyonlarda dantel vardı ne de evde çiçekli yazmalı birileri..
Bilemiyorum. Ne hissetmişti Ahmed Arif yazarken "Utanirim fıkaralıktan"
Bilemeyeceğim..
Bazen insanoğlu sahip olduğu gerçek servetleri bilmiyordu bence. Zannımca o bakır tencere olmasa bile onda pişirilen yemeklerin olduğu ahşap bir masada ay sonu nasıl gelir tartışması bir servetti.
Hep diyorum benimki aydın saçması. Zengin fantezisi. Buraya gülen yüzümü koyuyorum.
Vakit ilerliyor. Neredeyse Londra'dayım. Bu şehre gelirken bu sefer acılarım ağır basmıyor. Pakette son sigara kalmasıyla gelen hüzün ve yeni alınan paketi açmanın mutluluğu arasında bir yerdeyim.
Diyorum saçma bir mutlulugum var. Ama mutluyken ağlamak, bunu da bir köşede tutuyorum.
Kendime söz veriyorum, bu yolu bir sonraki sefer seninle geleceğim. Dikkatimi çeken her kayayı göstereceğim sana. Boynum tutulmasin diye uyumuyorum ama senin omzuna düşecek başım. Saçma ama seninle pecetimi paylaşacak ve sana çay servisi yapacağım, söz veriyorum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAPLANTI
ChickLitGece ne kadar karanlıksa o kadar çok acı vardı. Yalnız değildik hiç. Hep biz ve acıydı. Uzun bir süre önce göğsünün kafesinde idam ettiği vicdanı,hayaletiyle buradaydı. Çok faraziydik haliyle.. Gölgeler boş kalplerde yaşıyordu. Bazı kalplerde başka...
