"Luke..." Natalie ismimi mırıldandığında, bedenimin üzerinde bir ağırlık hissettim fakat uyumak istiyordum. Gece benim için biraz stresli geçmişti, siktiğimin üniversitesi umurumda değildi.
"Hey, bebeğim." Natalie'nin ellerini çenemde hissettiğimde kollarımı kaldırarak, parmaklarımla gözlerimi ovuşturdum ve bu sırada hâlâ tıraş etmem gereken sakallarımda duruyordu parmakları. Gözlerimi açtığımda, beni gülümseyerek izleyen bir Natalie gördüm. Ellerimi gözlerimden çektiğimde mutlulukla ileri atıldı ve dudaklarımızı birleştirdi. Ellerim bu sefer kasıklarım üzerindeki kalçalarına giderken, ağzına doğru inlememi durduramamıştım. Natalie alt dudağımı çekiştirirken gözlerimi kapattım. "Natt..."
"Bir rüya gördüm" diye mırıldandı onun için kafamı sola yaslayarak yer açtığım boynuma yöneldiğinde. Ellerim kalçasında olmasına rağmen onu hareket ettiren kişi ben değildim, ne yapacağını biliyordu ve şortu ile eşofmanım birbirine sürterken nefesimin kesilmesini engelleyemiyordum. Siktiğimin ne kadar süresi boyunca sevişmiyorduk?
"Çıplaktın" diye devam ederken üzerimdeki tişörtü çıkarmıştı. Dili boynumdan kasıklarıma kadar düz bir yolda indi ve tek eli baksırımın lastiklerinin altına geçerek üzerimdeki tek parçayı sıyırırken onun beni sürmesini daha çok sevdiğimi fark ettim. Üstte olmak yorucuydu fakat teknik olarak baskın taraf yine ben oluyordum, karşı cins ile yapılan ilişkilerde olan buydu. Öte yandan, iki erkek arasında kimin baskın olacağını belirleyen biri var mıydı? Bunu öğrenmek için hemcinslerinden hoşlanan bir erkeğe ihtiyacım vardı.
Michael.
"Luke, uyurken bile beni etkilemeyi nasıl başarıyorsun?" Natalie kendisini bana hizalarken, söylediklerinin biraz garip olduğuna karar verdim; beni pasif hissettiriyordu ama birazdan içine alacağı kişi bendim.
Eğer üzerimde Michael olsaydı ve beni becerseydi, bu daha mı normal gözükürdü?
Belki de, bunu hiçbir zaman öğrenemeyecektim.
× × ×
Uyuyamıyorum. Natalie nasıl böyle huzurla uyuyabiliyor? Kardeşinin nasıl göründüğünden haberi var mı?
Michael o gün de odasından çıkmamıştı. Kampüse gitmemiş, tüm gün alt katta kısık sesle televizyon izleyerek ondan gelebilecek herhangi bir hamleyi beklemiştim fakat hayır, dün hiç konuşmamışız ve bana gülümsememiş gibi odasından dışarı adımını bile atmamıştı. Su içmeye ya da tuvalete bile çıkmadığı için onun insan olup olmadığını sorgulamaya başlamıştım. Natalie erkek kardeşinden hiç bahsetmiyordu çünkü Michael bir uzaylı olabilirdi. Ama o zaman Natalie'nin ebeveynlerinden birinin de uzaylı olması, kız arkadaşımda da sadece uzaylıların yapabileceği birtakım yetenekler bulunması gerekirdi fakat şimdiye kadar Natalie'de insanlık dışı bir hareket görmemiştim, akıl erdiremediğim güzelliği bile o gün boyunca bana normal gözükmüştü.
Yani, Michael neden sadece kahrolası odasından çıkarak bir yaşam belirtisi vermiyordu?
Komodinin üzerindeki telefonuma uzanarak saate baktım. Hâlâ bir iş bulamamıştım, ayrıca vizeler yaklaşıyordu ve son birkac haftadır okula doğru düzgün gittiğim bile yoktu. 02.42.
Telefonu komodinin üzerine geri bırakırken iç geçirdiğimde, sesimin kesilmesinden hemen sonra koridorda birkaç adım sesi duydum. Hızla ayağa fırlarken aklımdaki tek kişi Michael'dı, öyle ki ağzımı açarsam ismini istemsizce söyleyeceğimi biliyordum. Natalie'nin odasından çıktım ve sol tarafta kalan banyonun ışığının açık olduğunu duydum. Öğürme sesleri yüzümü buruşturmama sebep olurken adımlarım da anında oraya yönelmişti. Aralık kapıyı biraz daha açarak kendimi içeri soktuğumda, Michael'ın klozete eğildiğini fark ettim. Parmaklarını ağzına sokuyor, öğürüyordu fakat kusamadığını görebiliyordum.
Siktir, bulimik miydi?
"Michael. Hasiktir. Dur." Yanına eğilip vücudunu geri çektiğimde ağladığını gördüm. Saçlarını çekiştirmeye başlamıştı ve topuklarını yere vuruyordu. "İşe yaramıyor. Hiçbiri işe yaramıyor."
"Michael! Kes şunu!" Ellerini tuttuğumda duraksadı, kafasını kaldırdı ve göz göze geldiğimizde midem kasıldı. Gözlerindeki acı bedenimi delip geçiyor, kalbime saplanıyordu ve nefeslerim boğazıma batmaya başlamıştı. O kadar yoğundu ki, ellerimin titremeye başladığını hissettim. Daha önce birçok kızı ağlarken görmüştüm, Ashton'ın bile ağladığına şahit olduğum bir gece vardı fakat hayatım boyunca bu kadar berbat hissettiğimi hatırlamıyordum.
Michael Clifford, sadece görünüşüyle ya da hareketleriyle, nasıl bu kadar kötü hissettirebilirdi?
"Canım yanıyor" diye mırıldandığında, söylediği üzerinde takılmadan ve kendime düşünmek için zaman bırakmayarak ona sarıldım. Kolları, bunu bekliyormuş gibi beni sararken yanaklarımdan süzülmeye başlayan gözyaşlarının tuzlu tadını dudaklarımda hissedene kadar varlıklarının farkında bile değildim. Michael'ı kucağıma çektiğimde buna engel olmadı. O an birini kucağıma alacak kadar güçlü olmadığımı unutmuş olmalıyım ki, tek kolum Michael'ın sırtında ve diğeri de bacaklarındayken ayağa kalkmaya çalıştım ve söyleyebileceğim tek şey Michael'ın gerçekten zayıf olduğuydu. Onu kaldırabileceğim kadar zayıf. Bu kesinlikle sağlıklı değildi.
Banyodan çıkarken ışığı kapadım. Michael'ın kolları boynuma dolanmış, yüzü göğsüme gömülmüştü ve zar zor duyabildiğim nefesleri ve burnunu çekmesiyle onun hâlâ uyanık olduğunu anlayabiliyordum. Onunla karşılaştığım ilk birkaç günkü gibi olsaydı, çoktan kucağımdan inmiş ve bana, ona aşık olmamam gerektiği gibi aklımı karıştıracak uyarılarda bulunmaya başlamıştı fakat son zamanlarda her şeyin çok farklı olduğunun ikimiz de farkındaydık. Natalie'nin bunu umursadığından şüpheliydim.
Michael'ın odasına girdiğimizde kapıyı ayağımla kapadım. Yatağın üzerinde duvara monte edilmiş bir lamba vardı ve odanın bir kısmını aydınlatan bu sarı ışık yerdeki kağıtlara, kalemlere, kıyafetlere basmadan yatağa ulaşmama yardımcı olmuştu. Komodinin üzerindeki hap kutularını gördüğümde kaşlarımı çattım, Michael'ı yavaşça yatağına bıraktım. Yatağında kenara kayarak bana da yer açtığında, ne düşündüm bilmiyorum ama yanına yerleştim. Siyah yorganını üzerimize örttüm, duvardaki ışık düğmesini kapattım ve önüme döndüğümde Michael hemen dibimdeydi; bunu, tenime çarpan sıcak nefeslerinden hissedebiliyordum. Örtünün altındaki elini belime kaydırdığında nefesimi tuttum, Michael bana sıkıca sarıldı ve tek bacağını bacaklarımın üzerine attı. Nefes alamayacağımı düşünürken, rahatlıkla alabildiğimi fark ettim ve az önceki ve son birkaç hafta boyunca olan durumumun aksine, zihnimdeki tüm düşünceler bir anda ortadan kayboldu. Sadece Michael'ın sıcak nefesi vardı, belimi sıkıca saran kolu vardı, bacaklarım üzerindeki bacağı vardı. Kalbimin çarpıntısı, sessiz odada kulaklarımda çınlıyordu ve büyük ihtimalle Michael da bunun farkındaydı, yine de tek kelime etmedi. Ben de tek kolumu ona sardığımda, sırtımdaki eli mümkünmüş gibi beni daha sıkı sarmıştı. Uykunun üzerimdeki hakimiyetini hissettim, Michael uyumadan uyumak istemiyordum fakat durum böyleyken mayışmamak elde değildi. Kuru saçları tenimi gıdıklıyordu fakat bu bile beni gülümsetirken, Michael'ın ben uykuya dalmadan önce söylediği "Teşekkür ederim, Luke" , tüm hayatımı ona adamama sebep olabilirdi ki bunun sebebi kelimeler değildi, onları dile getiren kişinin Michael Clifford olmasıydı.
luke drama yaratma be kardeşim
tuğba doğum günün kutlu olsun ulan
bu bölüm senindir
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kill him with kindness || muke
Fanfichep pamuk kalpleri çiğnersin o küçük sözlerinle, hatırlamayacaksın bile.
