"Okula gitmemenin sorun olmayacağına emin misin?"
Emin olamayarak sorduğumda Natalie omuzlarını silkti. Bunu umursuyor gibi durmuyordu. Yani, okula gitmemeyi. Şu, ailesinin çok fazla para ödediği özel okula gitmemeyi.
Garip olan da buydu çünkü Natalie bana sürekli "son yılında sınıfta kalmak istemediğinden" bahsederdi. Çünkü ona göre yıl içinde bir hastalığa yakalanabilir veya aksaklıklar yaşayabilir, bu aksaklıklar devamsızlık yapmasına sebep olur ve -eğer devamsızlık sınırını geçerse de sınıfta kalmasını sağlardı. Natalie; kendisi öksürükten nefes alamayacak haldeyken okula gitmiş, ben hastayken okula gitmiş, gece geç bir saatte uyumasına rağmen okula gitmişti.
Ama şimdi gitmiyordu, günü benimle geçirmek istediğini söylemişti ve, inanın, bu biraz rahatsız olmuş gibi hissetmeme sebep oluyordu.
Kırmızı ışıkta durduğumuzda ellerimi direksiyondan çektim ve camı açtım. Hava kapalıydı; sokaktaki insanlar kafalarına kapüşonlarını çekmiş, paltolarına sarılmışlardı ve sanki herkes yağmuru dört gözle bekliyordu, bunun için hazırlardı.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordum önüme dönerken. Natalie bana döndü ve gülümseyerek tek kaşını kaldırdı. "Havaya bakılırsa lunaparkı seçemeyeceğim, değil mi?"
Omuz silkerek önüme döndüğümde, yeşil ışık da yanmıştı. Önümüzdeki iki araç hareket etmeye başladığında tek elimi direksiyona yerleştirdim ve onların peşinden ilerledim. Natalie önce caddeye çıkmak istediğini söylemişti, evden caddeye gidene kadar ne yapmak istediğini düşünecekti. Aslında sadece yatakta kalmak istesem de günümü sevgilime ayırmak zorundaydım, barışalı sadece birkaç saat oluyordu ve bizim bir şeyleri düzeltmeye çalışmamız gerekiyordu.
"Sinemaya gidebiliriz" dedi Natalie, caddeye çıktığımızda. Üzerimdeki bakışlarını hissedebiliyordum. Yanağımı deliyorlardı. "Ne dersin?"
Omuz silktim. Yine. Benim için fark etmezdi, bu günü sadece Natalie'nin vicdanını rahatlatmak ve aramızdaki gerginliği biraz olsun azaltmak için birlikte geçiriyorduk fakat aramızda bir gerginlik olduğunu sanmıyordum. Bir şeyler vardı, kesinlikle bir farklılık vardı fakat bu 'gerginlik' değildi.
Yine de, sinemaya giderken ve günün geri kalanında çenemi kapalı tuttum ve Natalie'nin bana yakınlaşmasına izin verdim; eskisi gibi hissettirmese de.
= = =
"Seni kaçta alayım?" diye sordum. Natalie işaret parmağını çenesine vurarak yarım dakikaya yakın bir süre boyunca düşündü ve sonrasında bana döndü. "Aslına bakarsan, gece orada kalırım büyük ihtimalle."
Kafamı salladığımda Natalie dudaklarımızı kısa bir süreliğine birleştirdi ve "Yarın görüşürüz" diyerek arabadan inerken onu izledim. Hızlı adımlarla arkadaşının ailesinin evine koştu, okul çantası sırtındaydı ve sadece tek kayışı takılıydı. Zili çalarak kapının açılmasını beklerken bana döndü, gülümsedi. Ona geri gülümsediğimde kapı açılmıştı. Kız arkadaşı -isminin Abigail olduğundan bahsetmişti- kapıda belirdiğinde Natalie birkaç saniyeliğine ona döndü ve tekrar bana baktı, el salladı ve gitmem gerektiğini anladım. Arabayı çalıştırıp sürmeye başladığımda, aynadan Natalie'nin eve girdiğini görmüştüm. Rahatlamayla, sesli bir şekilde nefes bıraktım.
Natalie ile aramızda olan tuhaf ama güzel şeylerden biri de buydu. Onu bir yere bırakacağım zaman, oraya ulaştığından emin olmalıydım. Bana kalsa eve girene kadar kapının önünde dururdum fakat Natalie bunun fazla çocukça olduğunu söylemişti. Bu yüzden dikiz aynasından ona bakıyordum. Cliffordlae, bunu yapacak bir aile samimiyetine sahip değillerdi. İlkokulda Natalie'yi okula götürmek ve eve bırakmaktan sorumlu olan, özel bir şoförü vardı ve Natalie onun her şeyden şikayetçi olduğunu düşündüğünü söylemişti. O yaşlı herif, her zaman benim arabadan inmemi bekler ve gaza basardı. Arkasına bile bakmadığına eminim, işini yaptıktan sonra ne olacağı umurunda değildi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kill him with kindness || muke
Fanfictionhep pamuk kalpleri çiğnersin o küçük sözlerinle, hatırlamayacaksın bile.
