❝ bazı insanları kandırmaya meyilli misin? ❞

382 55 17
                                        

Natalie'nin bağırışları ve kolumu sarsmasıyla uyandığımda, gece yaşanan olayların bir rüya olduğunu düşünmemi engelleyen tek şey hâlâ tek kolu belime sarılı olan Michael Clifford'du. Yüzü koluma yaslıydı, nefesleri Natalie'nin bana seslenmesine rağmen hâlâ düzenliydi. Uyanmamasına sevindim.

"Ne?" Mırıldanarak yataktan doğrulurken Michael'ı uyandırmamak için ağır çekimde hareket etmiştim. Michael mırıldandı ve arkasını dönene kadar, uyanmaması için nefesimi tuttum. Natalie bunu umursamıyor olmalı ki her zamanki ses tonuyla konuşmuştu. "Burada ne sikim yapıyorsun?"

Kaşlarımı çatıp ona baktım. "Sessiz ol."

"Kardeşimin. Yatağında. Ne. Bok. Yiyorsun." Az öncekinden daha sert bir sesle söylediğinde, gözlerindeki öfkeyi gördüm ve bu sadece yüzümü buruşturmama sebep olmuştu. Neden bu kadar sinirlendiğine anlam veremedim. Birkaç gündür kardeşini görmemişti ve belki de bana hesap sormak yerine Michael'ın iyi olup olmadığını kontrol etmeliydi, çünkü o kesinlikle iyi değildi.

Odadan çıkmak için ayağa kalktığımda, Natalie'nin acilen bir cevap bekleyen yüzüne bakmak istemedim. Michael uyuyorken, onun yanında kavga edemezdik. Zaten yorucu bir gece geçirmişti ve ben, kız kardeşinin yapması gereken şeyi yaparak, bu odada gürültü yapmamıza izin vermeyecektim.

Odadan çıktığımda Natalie de beni takip etti, hızla merdivenden inerken gece üzerinde olan pembe pijamalarıylaydı. Kapıyı yavaşça kapattım ve onun arkasından mutfağa indim, büyük ihtimalle bağıracağımız için mutfağın kapısını da kapadım.

"Pekala, açıklamanı duymak isterim." Natalie birkaç adım ilerimde, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir şekilde ve tek ayağı yerde ritim tutarken söylediğinde, bu duruşun ona hiç yakışmadığından emin oldum.

"Son zamanlarda Michael'ı evde dolaşırken gördün mü?" Kaşlarımı çatarak sorduğumda, kız arkadaşımın zarif yüzündeki hatlar mümkünmüş gibi daha da sertleşti. "Bunun konumuzla ilgisi yok."

"Benimle dalga geçiyor olmalısın." Kızgınlıkla güldüğümde, kapı kulpunu tuttum ve açmak için aşağı indirirken Natalie elimin üzerine kendi elini koyarak beni engelledi. Yüzlerimiz arasında santimler varken ikimizin de hâlâ yumuşamamış olması, durumun ciddiyetini kavramaya yetiyordu.

"Kardeşimin yatağında ne işin vardı?" Kelimelerin üzerine basa basa söylediğinde, ses tonunun altında yatan imayı fark etmemek elde değildi. Oysaki olaylar, onun dile getirmediği 'sevişme' durumundan çok daha farklıydı, eğer sormayı akıl edebilirse.

"Kardeşin iyi değil" dedim, elimin üzerindeki elinden kurtulmak için bir adım geri çekilerek. "Onca zaman boyunca bunun farkında değil miydin?"

Bu durum kesinlikle yeni başlamış olamazdı, birkaç yıldır bile sürüyor olabilirdi ve, sikeyim, Natelie onun kardeşiydi. Dün gece benim yerime onun, Michael'ın yanında olması gerekiyordu ya da siktiğimin önceki gecelerinde, belki de Michael kendisine zarar verirken, bunu engellemesi gereken kişi oydu; onun sevgilisi olan ben değil.

"Bu aile içi bir durum ve senin aileden olduğunu sanmıyorum." Kız arkadaşım, oldukça ciddi bir şekilde söylerken ses tonundan bariz bir şekilde belli olan öfkeyi hissedebiliyordum. İşaret parmağıyla beni işaret ettiğinde elinin titrediğini gördüm. "Neden seni yanımda değil de Michael'ın yanında buluyorum, Luke?"

"Pekala, sanırım bunu Michael'a sorman gerekecek çünkü ben gidiyorum." Onu itikleyerek yanından geçtiğimde, telefonumu almak için yukarı çıktım ve arkamdan Natalie'nin ismimi bağırdığını duysam da o sırada odaya girmek üzereydim. Telefonum ile ceketimi aldıktan sonra hızla dışarı çıktım. Natalie, mutfağın önünde duruyordu. Beni gördüğünde, elini saçlarından geçirirken, sinirle güldü. "Şimdi de kaçıyor musun?"

"Kalan eşyalarımla istediğini yapabilirsin." Onun yanından geçerken, kolumu tutmasıyla duraksadım. Uzun parmakları, her zaman olduğunun aksine, beni rahatlatmaktan çok uzaktı. Yüzümü buruşturmamı sağladı. Olay, Natalie'nin neden Michael'ın yanımda olduğunu sorması değildi; Natalie, Michael'ın durumundan zaten haberdarmış gibiydi ve haberdar olmasa bile, aynı evde olmalarına rağmen birkaç gün boyunca kardeşinden bir yaşam belirtisi bile almamıştı ki buna rağmen hayatına rahatlıkla devam edebiliyordu. Bunu nasıl yapabilir?

"Bana açıklama yapmadan gidemezsin" dedi Natalie; gözyaşlarıyla parlayan, yeşil gözleri doğrudan bana bakıyordu fakat üzüntü hissetmedim; belki de hissedemeyecek kadar öfkeliydim. Sadece kolumu hızla çekip ayakkabılarımı giydim, Natalie tekrar seslendi. Çıkmak üzereyken, ayaklarının zeminde çıkardığı sesleri duyabiliyordum. Kendimi dışarı attığımda, Natalie de arkamdan geldi ve ismimi bağırdı; titreyen sesi, ağladığını tüm sokağa duyuruyordu. Birkaç kişinin pencereye yapıştığına emindim.

Ona bakmadım, sokaktan çıktım ve Ashton'ın evine kadar yürümeye karar verdim. Garip olan şey; Michael Clifford, zihnimi Natalie Clifford'dan daha çok dolduruyordu ve bunda bir sorun olduğu açıkça görülse de o an umurumda değildi. Sadece Natalie'nin, benden sonra Michael'ı rahatsız etmemesini diliyordum.

kill him with kindness || mukeBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin