Bazı sabahlar, hayatınız boyunca aklınızdan çıkmayacak gecelerin eseridir. Gece, o kadar kötü bir şey olmuştur ki sabah bile etkisini hissedersiniz; yattığınız yatak olduğundan daha serttir, üzerinizdeki yorgan sizi boğmakla görevlidir ve göz kapaklarınız öyle ağırlaşmıştır ki onları aralamak bile istemezsiniz. Güne kötü başlarsanız, daha kötü şeyler olacağı düşüncesi sizi olaylara karşı karamsar kılar ve olaylar gayet sıradan gelişse bile siz en kötüsünü düşünmeye odaklısınızdır. Koca bir günü zehir etmenin yolu budur.
Bir de iyi geçen geceler vardır. Onları harcamamak için uyumak istemezsiniz ama uyusanız bile bir şeylerin değişmeyeceğinin farkındasınızdır. Yatağınıza uzandığınızda yüzünüze bir gülümseme hakimdir ve omuzlarınız -sırf o gece için- tüm yüklerini atmıştır. Uyandığınızda, o huzur devam eder ve size, nefret ettiğiniz insanları dahi görmezden gelme gücü verir.
Ve ben iyi bir gece geçirmiştim -bunun için Tanrı'ya mı yoksa Michael'a mı teşekkür etmeliyim bilmiyorum.
Uyandığımda altımdaki yatak, tüm gün boyunca beni ayağa kaldırmayacak kadar rahattı. Oysaki bu yatakta bir kere daha yatmıştım ve o zaman böyle olmadığına yemin edebilirdim. Kollarımı havaya kaldırarak gerindim fakat yataktan kalkmadım, yumruk haline getirdiğim ellerim ile gözlerimi ovuşturdum. Uzun zamandır bu kadar kesintisiz bir uyku yaşadığımı hatırlamıyordum.
Gözlerimi araladığımda, kirli tavan ile karşılaştım. Bakışlarımı orada tutmak istemediğimden sol tarafıma çevirdim fakat yatağın diğer tarafı boştu ve bu da kalbimde bir çarpıntıya yol açtı. Yatakta doğruldum, üzerimdeki örtü kasıklarım ve çevresini kaplayacak şekilde yığılmıştı ve ayağa kalkmak için onu itecekken, kapının yakınında, büyük çalışma masasının önündeki rahat koltuğunda oturan Michael'ı görmemle olduğum yerde kalmam bir olmuştu.
Gitmemişti. Aksine, koltuğunda baksırıyla oturuyordu. Bacaklarını kendisine çekmiş, bir defteri bacaklarına yaslamıştı ve elinde bir kalem, yüzünde de sevimli gülümsemesi vardı.
Buradaydı.
"Günaydın" dedi defteriyle kalemini yanındaki masaya uzanarak bırakırken. Açık olan sayfadaki karalamalardaki kişinin ben olduğu açıkça belliydi. Uyuyordum ve üzerimdeki örtü bel altımı örtüyordu; ellerimden biri çıplak karnımın üzerinde, diğeri kafamın üstündeydi. Saçlarım yastığın üzerinde bir karmaşa yaratıyordu ve Michael her şeyi beyninde bu kadar ayrıntılı mı işliyordu? Çenemdeki sakallardan, göğüslerimdeki her bir kıvrıma kadar her şeyi çizmişti. Bunun için kaç saattir uğraşıyordu?
Koltuktan kalktı ve tam önüme gelene kadar ilerledi. Dediğim gibi, üzerinde sadece baksırı vardı ve her bir parçası birbiriyle o kadar uyum içerisindeydi ki, kesinlikle onun hakkında bir araştırılması yapılması gerekiyordu. Bir insanın bu kadar kusursuz olması, bilim alanındaki her bir kuralı bozabilirdi.
Michael önümde, farkında olmadan araladığım bacaklarımın arasında durdu. Oturduğum için boyum göğsüne kadar geliyordu fakat bana yukarıdan bakarken, yüzündeki gülümseme bunun bir sorun olmadığını anlatıyor gibiydi. Biraz eğildi ve yüzü saçlarım arasındayken, bedeninden yükselen vücut losyonunun kokusunu alabiliyordum. Ne yapacağını bilmediğim için nefesimi tutmuştum fakat Michael dudaklarını saçlarıma bastırdığında, Tanrı şahidim, ölmeme ramak kalmıştı. Tuttuğum nefesi yavaşça bırakıp tekrar bir başkasını içime çektiğimde, losyonunun kokusu yine burnuma doldu. Gerçekten güzeldi fakat odaklanamıyordum, dudakları saçlarımda dururken imkansızdı.
Düşündüklerimi duymuş gibi dudaklarını çektiğinde, buna üzüldüğümü söyleyebilirdim fakat düşünmeye başlamama zaman bile tanımadan yüzünü benim yüzümle aynı hizaya getirdi. Gözleri sadece gözlerime bakarken ve dudakları hâlâ bir gülümsemeyle gerginken, zihnimi okumaya çalışıyormuş gibiydi. Yeşil gözleri yakından çok daha yoğun, bakışları daha keskin, dudakları daha kırmızıydı. Zihnimi okuyor olabileceğini düşündüm. Eğer öyleyse ve tüm bunları önceden de biliyorsa neden beni ifşalamamıştı? Ondan etkilendiğimi anlamaması için aptal olması gerekirdi -ki Michael Clifford, aptallıktan çok uzaktı. O; insanlar üzerindeki etkisini bilen ve bunu kullanan, zeki biriydi. Birkaç hafta önce bir erkeği evinden kovduğunu düşünürsek, biraz da gaddardı ve aynı zamanda kişisel sorunları da vardı. Onun gibi özgüveni yüksek birinden beklenmeyecek şekilde, büyük ihtimalle yeme bozukluğuna sahipti ve uyurgezerdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kill him with kindness || muke
Fanfichep pamuk kalpleri çiğnersin o küçük sözlerinle, hatırlamayacaksın bile.
