———
(07.12)
Ölüyordum. Az kalsın ölüyordum. Tüm o anlar kabus gibiydi. Gerçek olmasın istiyordum ama her yutkunuşumda canımın acıması gerçekliği bir tokat gibi yüzüme çarpıyordu.
Gözlerim kapalıydı. Açarsam yine aynı şeylere uyanabilirdim. Belki de beni öldürmeye tekrar kalkışmak için uyanmamı bekliyordu. Ben gözlerimi açtığım an o eller yine boğazıma sarılacaktı.
Ne yapacağımı bilmez bir şekilde put gibi dururken omzuma dokunan elle saniye bile sürmeden gözlerimi açarak ayağa fırladım.
Eli havada kalmış halde bana bakıyordu. Şimdi yine onu korkmadığıma ikna etmeliydim çünkü sinirlenirse ne olacağını kestiremiyordum.
"Şey-" diyerek yatağa bir adım yaklaştım. Cümlemi kafamda toparlamam lazımdı. Anlayacaktı işte, korktuğumu anlayacaktı.
Havadaki elini saçlarına getirip sertçe çekti. Sinirlenmiş olmasın diye dua ediyordum.
"Sorun değil." Sesi oldukça sakindi. "Doğru olanı yapıyorsun." Gözünden bir öfke dalgası geçerken ayağa kalktı. Kapıya odaklanmıştım. Bana bir hamle yaparsa kaçmalıydım. Üstüme yürümeye başladığında geri geri gitmeye başladım. Kapıya gittikçe yaklaşıyorduk. Bir adım daha gideceğim sırada sırtıma çarpan şey dolabının önüne geldiğimizi gösteriyordu.
İki adım ötemde durup elini havaya kaldırdı. Gitmem lazımdı. Gitmem lazımdı. Ona karşılık verecek gücüm yoktu. Eli hızla yanıma indiğinde aynı anda yükselen cam kırılma sesiyle kısa bir çığlık atıp kenara kaydım.
Dolabın tamamen aynadan olan kapağı yerle bir olmuş, Baran elinden damlayan kanla yerdeki büyük parçaya bakıyordu.
Gözleri bana döndüğünde korkuyla irkildim.
"Elim şimdi hakettiğini buldu." deyip gülümsedi.
Baran iyi değildi. Ya psikolojik sorunları vardı ya da işinden dolayı acı eşiği yüksekti. Yer de resmen bir göl oluşturmuş kanıyla böyle olmasının nedeni başka bir şey olamazdı.
Ona doğru bir adım attığımda elini dur anlamında yukarı kaldırıp "Yaklaşma." dedi. En az, önceki kadar sakindi. "Geri çekil. Bana yaklaşmamalısın."
Bunu biliyordum ama eli çok kötü görünüyordu. Bir şey yapmam lazımdı.
"Tamam." deyip komodine yürüyerek tişörtümü alıp ona attım. "Sadece elini sar tamam mı?"
Kafasını sallayıp tişörtü tuttu. O eline sararken düşen göz yaşlarını izliyordum. Bu kadar güzel ağlayan bir adamın dün beni öldürmeye çalışmış olmasını aklım almıyordu. Bir açıklaması olmalıydı. Olmak zorundaydı, yoksa hiç istemesem de onu bırakacaktım. Şuan bile bunun için saniyeleri sayıyordum.
"Gitmeyi mi düşünüyorsun?" dedi elini sarmayı bitirdiğinde.
Bir çırpıda "Hayır." dedim. Gitmek istiyordum.
"Öyleyse iyi, çünkü izin veremem."
Onu sinirlendirmemeye çalışıyordum ama kendimi tutamıyordum. Bana o kadar şey yaptıktan sonra emirlerine uymam kendime saygısızlık yapmam demekti.
"Beni öldürecektin." yüksek çıkan sesime karşı yüzünden bir hüzün dalgası geçti. "Beni öldürecektin ve şimdi gitmene izin vermem mi diyorsun?"
"Onu hatırlatma Cenk."
"Dün geceydi Baran. Her anını hatırlıyorum. Sen de hatırla beni öldürecektin."
Farkında olmadan ona yaklaşmıştım. Geri adım atamazdım. O gücü onun eline bırakmayacaktım. Şuan sorgulama sırası bendeydi.
"Sebeplerim vardı." diyerek bağırıp o da üstüme yürüdü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Şahdamar [Texting]
Short StoryBilinmeyen : Şahdamar, şahdamar, şahdamar Bilinmeyen : Rengim sensin ahengim sen Bilinmeyen : Gökkuşağınım ben senin. Bilinmeyen : Şahdamarımsın, candamarımsın. Bilinmeyen : Anla artık tek aşkımsın. Bilinmeyen : Hayatımın tek pınarısın. Bilinmeye...
![Şahdamar [Texting]](https://img.wattpad.com/cover/139205473-64-k640690.jpg)