———
Aptalın tekiydim. Yine ona güveniyor yine onu sevmeye devam ediyordum. Aşk hastalık gibi bir şeydi. Yaptıkları her ne kadar benim için olsa bile yenilir yutulur şeyler değildi ama ben gecenin bir yarısı meraktan tırnaklarımı yiyerek onu bekliyordum. İşlerini bitirince hemen geleceğini söylemişti ama lanet olasıca saat ikiyi on altı geçiyordu ve telefonu da kapalıydı. Meraktan delirecek gibi oluyordum.
En iyisi gidip korumalardan birine sormaktı. Onlar patronlarının nerede olduğunu bilirlerdi değil mi? Bilmelilerdi yoksa ilk işim evden kaçmak olacaktı.
Salonda tırnaklarımı yiyerek otururken bir anda ayağa fırladım. Gidip soracaktım. Kapıya koşar adım ulaştığımda ben açmadan kolu aşağı indi. Baran'ın yorgun yüzü göründü. Allah'a şükür iyiydi. Gelmişti.
"Nerdesin sen?"
Yüzünü kaldırdığı an kollarımı boynuna doladım. Biraz fazla hızlı sarılmış olacağım ki geri geri gidip kapıya yaslandı.
"Endişelendin mi?" dedi belime sarılarak.
Endişelenmiştim. Ona bir şey olmuş olmasının düşüncesi bile beni delirtmeye yetmişti.
"Endişelenmedim."
Kollarımı daha da sıklaştırdım.
"O yüzden böyle sıkı sıkı sarılıyorsun." dedi gülümsediğini sesine yansıtmış şekilde.
Bir şey bulmalıydım. Onu bu kadar çabuk affettiğini belli edersem aynı hataları yapması için bir dayanağı olacaktı.
Bulduğum şeyle gülümseyip hiç istemesemde geri çekildim.
"Sana bir sarılma sözüm vardı." Yine sarılmak istiyordum. "Dur bir kere daha sarılayım da hak kalmasın üzerimde."
Yine boynuna atıldım. Bu sefer kafamı boynuna gömüp kokusunu çektim içime. Büyük ihtimalle dediğime inanmamıştı ama onun kokusuna kadar aşıkken merak etmemiş olmam gibi bir durum zaten söz konusu değildi.
"Benim küçük sevgilim." diyerek elini saçlarımın arasına geçirdi. "Yalan söylemeyi beceremiyorsun ve bu çok güzel."
"Bir daha beni yalnız bırakma." dedim fısıldayarak.
Yüzümü iki eli arasına alıp sarılmamızı sonlandırdı.
"Bir daha hiç bırakmayacağım. Bu sondu. Bir daha seni yanımdan hiç ayırmayacağım."
Alnını alnıma yasladı. Artık tüm o saçma şeylerden kurtulup onunla herhangi bir kötü düşünce beynimizde dolaşmadan yine böyle durmak istiyordum. O beni sevsin, ben onu seveyim. Aklımızda hiç kimse, hiçbir şey olmasın. Sadece o ve ben. Biraz huzur bulalım birbirimizde.
Ne zaman kapandığını anlamadığım gözlerimi açıp onun kahve gözleriyle karşı karşıya geldim.
"Hadi gel." diyerek elini elime geçirdi. "Sana anlatacaklarım var."
Salona el ele girip koltuğa oturduk.
"Ne anlatacaksın?" diyerek ona yakınlaştım. Uzağında oturmak benim için işkenceden farksızdı.
"O gitti." dedi yüzündeki bariz sinirle. Babamdan çok nefret ediyordu. Belki onun yaptıklarıyla yüzleşseydim ben de nefret edecektim ama olayların dışında tutulmuştum. Belki de Baran iyi bir şey yapmıştı. Hiçbir şeyden haberim olmadan her şey daha kolaydı.
"Doğan tekrar hangi ülkede yaşıyorsa oraya gitti. Vekaletini de verdi. Annenle boşanacaklar. Henüz annenin haberi yok ama onunda babanla evli olmaktan çok memnun olmadığını biliyorsun."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Şahdamar [Texting]
ContoBilinmeyen : Şahdamar, şahdamar, şahdamar Bilinmeyen : Rengim sensin ahengim sen Bilinmeyen : Gökkuşağınım ben senin. Bilinmeyen : Şahdamarımsın, candamarımsın. Bilinmeyen : Anla artık tek aşkımsın. Bilinmeyen : Hayatımın tek pınarısın. Bilinmeye...
![Şahdamar [Texting]](https://img.wattpad.com/cover/139205473-64-k640690.jpg)