İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

3. Bölüm: "Sarhoş."

17K 1.1K 398
                                        

Multimedya;

Indila- Derniére Danse

*

Ecren'den

Zihnimi kemirerek bitirmeye çalışan düşüncelerim, artık canımı sıkmaya başlamıştı. Git dedikçe gitmiyordu. Tüm bu düşünceleri kusmak istiyordum. En sevdiğim şeyi yapıp, yazmak istiyordum fakat cesaretim yoktu. Zihnimde soyut bir hâlde bulunan şeylerin, somut hâle gelmesini kaldırabilecek güçte değildim.

Aynadaki suretime baktım. Gözlerimin maviliğine, yanaklarımdaki seyrek çillere, ve turuncudan çalma saçlarıma. İnsanlara göre güzeldim, insanlara göre mutluydum. Mutluydum çünkü zengindim. Ailem belki de Türkiye'nin sayılı zenginlerindendi, bundandı mutlu zannedilmem. Paranın her şeyi alabileceğine inanan insanlar, mutluluğu da alabileceğime inanıyorlardı. Varsın inansınlar. İnandıkları şeyin yanlış olduğunu öğrenip, üzülmelerini istemezdim.

Yavaşça, saçlarımın üzerinde parmaklarımı gezdirdim. Bir nevi kendimi seviyordum. Kendimi çok fazla seven bir insandım. Seviyordum çünkü benim dünyamdaki en değerli kişinin kendim olduğuna inanan bir insanım ben. Benden değerli kimse yok. Herkes gittiğinde; aşk gittiğinde; para gittiğinde; ailen gittiğinde; arkadaşların gittiğinde; geriye kalan tek şey var, o da kendin. Kendin hep kendinlesin. Senden değerlisi asla olamaz. İmkanı yok.

"Ecren Hanım uyandınız mı?"

Kapıma vurarak konuşan kişinin sesini tanımasam da herhangi bir hizmetçi olduğunu anladım. Odama girilmesinden hoşlanmazdım. Sadece temizlik yapılacağı zaman girilmesine iznim vardı. Onun dışında asla giremezlerdi. Nedenini ben de bilmiyordum ama bu da benim bir huyumdu.

"Uyandım." Diye sakin sesimle yanıtladım. İçimdeki mutsuzluk şuan yüzüme yansımış bir durumdaydı. Ve bu durumu ortadan kaldırmalıydım. Mutsuz olmam, başkalarını da mutsuzluğa itmem gerektiği anlamına gelmiyordu. Somurtan bir suratla insanları üzemezdim. Zaten bundandı sürekli gülümsemem.

"Kahvaltı hazır." Dedikten sonra ayakkabı tıkırtılarını duydum. Gitmişti. Dolabımdan siyah kumaş, bileklerime doğru daralan pantolonumu çıkarıp giydim. Üzerine de beyaz salaş gömleğimi giyince hazırdım. Okula ne fazla ciddi ne de fazla serbest gidiyordum. Bu hâlim iyiydi. Bugün görevimin ikinci günüydü. Benim mutlu hissedebildiğim sayılı yerlerden birisi de öğrencilerimin arasıydı. Ailem her ne kadar devlet okulunda öğretmenlik yapmama kızsa da ben bu durumdan memnundum. Mutlu oluyordum. Bu sebep yeterde artardı bile.

Kızıl saçlarımı toplayarak sıkı bir at kuyruğu yaptım. Vay canına! Gerçekten fazla güzel görünüyordum. Makyaj yapmaktan fazla hoşlanmadığım için ayakkabılarımı giyerek odamdan çıktım. Annem hep makyajlı doğduğumu söylerdi. Yüzümün güzelliğinden dolayı makyaja asla ihtiyaç duymadığımı, duymayacağımı.
Yüzümdeki gülümsemeyle resmen devasa olan ama alışmış olduğum, salona giriş yaptım. Tüm aile bireylerim yemek masasısın etrafında yerini almışlardı ve ben her zamanki gibi en son gelen kişiydim.

"Günaydın." Diye neşeli çıkardığım sesimle onlara seslendim. Masanın baş köşesinde olan dedem yaklaşarak yanağından öptüm.
"Günaydın deli kız." Dedi gülerek. Dedem, babaannem, annem, babam ve ben yaşıyorduk; bu koskoca evde. Ah bir de unutmadan, onlarca çalışanlarımız ve korumalarımız. Belki de yüzlerceydi bilemiyorum.

Masadaki yerime oturdum. Benim oturmamla herkes kahvaltısını yapmaya başlamıştı.

"O okulda çalışmaya kararlı mısın?" diye sordu babam. Sesi bundan rahatsız olduğunu alenen belli ediyordu. Zaten belli etmeyi de istiyordu.

AFİTAPBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin