Aslında aklımın almadığı bir hikayem vardı benim.
O gün o camiiye girip de onların kutsalı olan ezan sesinden rahatsız olduğumu söylediğimde bana nefret eder gibi bakan o adama günün birinde deli gibi aşık olacağımı bilmiyordum.
İşin komik yanı o ad...
Canlarım ciğerlerim; bazılarınızda bölümler yarım gözüküyormuş. Bölümün yarım olup olmadığını anlamak için bölüm sonuna bakın. İlla ki ben orada bir şeyler yazarım. O yazı yoksa bölüm yarımdır. Düzeltmek için hikayeyi silip tekrar yükleyin. Yine düzelmezse de uygulamadan çıkış yapıp tekrar girin. Muhtemelen düzelecektir.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
*
Günler geçiyordu. Asla iznimi istemeden ömrümden günleri alıp götürüyordu. Ben ise sadece izleyebiliyordum. Zaten başka ne yapabilirdim ki? Sadece izlerdim.
Ona kavuşmak istiyordum artık. Bir gün, iki gün, üç gün derken sabrım tükenmişti. Tek isteğim şu an Aren'le olmaktı. Şimdi de o yüzden evden çıkmıştım. Kendimi onun evinin önünde bulmuştum. Aren şu an evde miydi bilmiyordum ama her neredeyse onu bulup sımsıkı sarılmaya ihtiyacım olduğunu biliyordum.
Arabamda inip yağan yağmura aldırmadan yavaş adımlarla yürüdüm. Önce caddenin karşısına geçtim. Ardından bahçe kapısına doğru ileriledim. Saçlarım çoktan yüzüme yapışmaya başlamıştı bile. Bahçe kapısını açıp içeri girdiğimde arka taraftan gelen gülüşme sesleri duydum.
Merakla oraya çevirdim gözlerimi. Acaba bahçedeler miydi? Hem de bu yağmurda? Adımlarımı oraya yönlendirerek taşlar üzerinde ilerilemeye başladım. Arka bahçeye giden taşların üzerinde dikkatle yürüyordum. Gülüşme seslerinin arasına konuşma sesleri de katıldı. Erva'nın sesiydi.
"Abi bırak beni!" diye bağırıyordu. Bir yandan da gülüyordu. Demek ki Aren evdeydi. Kalbim heyecanla kasılırken adımlarımı hızlandırdım. Ve onları gördüm. Aren, Erva'nın peşinden koşuyordu. Erva ise gülerek bahçenin bir o yanına bir bu yanına koşuyordu. İster istemez gülümsemeye başladım. Öyle güzeldi ki...
Saçları yağmur yüzünden alnına düşmüştü. Üzerindeki beyaz gömlek bedenine yapışmıştı. Bu haliyle bile nasıl bu kadar yakışıklı olabilirdi? Onu incelerken başını sol tarafa çevirmesiyle beni gördü. Durakladı. Şaşırdığı belliydi. En son o akşam yemeğinde görüşmüştük. Günler geçmişti.
Erva abisinin duraklamasıyla, durdu. Aren'in baktığı yeri takip ederek beni buldu. "Ecren abla!" diye cıvıldayarak bana doğru koşmaya başladı. Gözlerimi Aren'den çevirip ona baktım. Bana doğru koşan bedenine sarılmak için yere eğildim. Kollarını boynuma sımsıkı sardım.
"Hiç gelmeyeceksin sandım." diye konuştu. Saçlarını okşayarak geri çekildim. "Geldim bak." dedim. Gülümseyip abisine döndü. "Erva içeri gidip üzerini değiştir." dedi Aren gayet ciddi bir sesle.
Sanki daha yeni şımarıkça abisinden kaçan kız o değilmiş gibi abisinin lafını ikiletmeden eve girdi. Aren de bana doğru geldi. Durmadım, ona doğru gittim. "Neden geldin?" Sorduğu soruyla adımım havada kaldı. Beni görünce verdiği ilk tepki bu muydu cidden? Üzülmüştüm. O da bunu fark etti. "Yanlış anlama sakın. Gelmene sevindim ama... Yani sevindim derken..." Cümlesini tamamlayamayıp ofladı. "Bir şey olmadı değil mi?" dedi daha yeni dediklerini unutarak. Kafamı iki yana salladım.