Aslında aklımın almadığı bir hikayem vardı benim.
O gün o camiiye girip de onların kutsalı olan ezan sesinden rahatsız olduğumu söylediğimde bana nefret eder gibi bakan o adama günün birinde deli gibi aşık olacağımı bilmiyordum.
İşin komik yanı o ad...
Bol bol yorum yapmayanların hocaları bir sürü ödev versin xlsşzşsşxşx
Harika beddualar ve ben.♥ Neyse şaka maka yorum yapın lütfen. O kadar uğraşıyorum mutlu olun diye. Siz de beni mutlu edin.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
*
Kalbimin bir kısmını acıya ayırmalıydım. Acıya ayrılmış bir kısım olmayınca canım daha çok acıyacaktı. Ama kalbimin bir odasını acıya ayırırsam acı geldiğinde hazırlıksız yakalanmazdım. Zaten acı da benim hayatımdan eksik olmuyordu. Ne kadar mutlu olursam olayım sonunda acı kaçınılmaz oluyordu.
Günlerdir mutlu hissediyordum. Hele ki şu son iki günüm her şeyden güzel geçmişti. Ömrümü adadığım adam ile yalnızdım ve en önemlisi mutluydum. Elbette bu mutluluğum da peşinden acıyı getirmişti. Dedemin gelmesinin başka bir sebebi olamazdı. O ancak beni üzmek, acıtmak için gelirdi.
Ayakta dikilmeye devam ederken dışarıya gitmek için bir adım attım. Aren de hemen yanıma geldi. Merakla kapıya doğru yürüdük. Diğerleri de peşimizden geliyorlardır. Kapıya geldiğimizde Aren benden önce davranarak kapıyı açtı. Karşımızda takım elbiseli bir adam vardı. Gözlerim dedemi ararken Aren konuştu. "Buyurun."
Adam elindeki kağıtları bana doğru uzattı. "Ecren Hanım bunları dedeniz gönderdi. İmzalamanız gerekiyor." Kağıtları elime aldım. "Bu ne?" diye sorup içini açtım. "Üzerinizdeki malları dedenizin üzerine geçirmeniz için." Duyduğum şeyle güldüm. Tek derdi bu muydu yani? "Dedem nerede?" diye sordum. Adam başıyla arkasını gösterip konuştu. "Kendileri arabada." Kafamı salladım.
Elimdeki kağıtlara gelişigüzel göz atıp geri adama baktım. "Ben bunları okuduktan sonra imzalarım." dedim. Dedeme güvenemiyordum. Sadece malları almak için bile yapmamış olabilirdi. Adam anlayışla başını salladı. "Tabii Ecren Hanım." Geriye bir adım atıp Aren'e baktı ve geri bana döndü. "Siz yarına kadar okuyup imzalarsınız, ben yarın gelirim." Kafamı salladım.
Adam ardını dönüp arabaya giderken ben de arabaya baktım. Dedem görünmüyordu. Aren kolumdan tuttu. "İçeri geçelim." Kafamı sallayıp içeri girdim. Salona geri döndüğümüzde kimseden çıt çıkmıyordu. Elimdeki kağıtlara buruk bir gülümsemeyle baktım. Basbayağı beni artık torunu yerine koymuyordu.
"İmzalayacak mısın?" diye sordu Enise Hanım. Koltukta öne doğru eğildim. "İyice okuduktan sonra imzalayacağım." Dedemin malına ihtiyacım yoktu. Zaten bir işime de yaramıyordu. Sadece üzerime kayıtlıydı. Aren derin bir soluk aldı. Ona baktım ama tek kelime etmedi. Ailesinin yanında rahat konuşan bir adam olmuyordu. "Kızlar biz yemek yapalım." diyerek ayaklanan Enise Hanım'la birlikte kızlar da kalktı.
Onlar salondan çıkınca Aren tamamen bana dönüp elimi tuttu. "Üzülme." Omuzlarımı kaldırdım. "Bir zamanlar bu malları resmen zorla üzerime yapmıştı Aren. Şimdi geri istiyor." Ben hiçbir şey istemediğim halde birçok şeyi benim yapmıştı. "O mallara ihtiyacın yok." Kafamı salladım. "İhtiyacım yok, biliyorum." deyip yutkundum. "Ama ben buna imza atarak dedemi öldüreceğim Aren." Aren dudaklarını birbirine batırdı. Bunu imzalamam demek Karataş Ailesi ile hiçbir bağımın kalmaması demekti.