Dokuz

16.9K 907 59
                                        

Baş Belası:
Yanına gelmek istiyorum.

Ateş:
Nerede olduğumu biliyorsun?

Baş Belası:
Evet. Hatta görüş açımdasın.

Ateş:
?

Baş Belası:
?

Ateş:
?

Baş Belası:
?

Ateş:
Kes artık.

Baş Belası:
Kızma.. keyfimden mi gelmiyorum sanıyorsun?
Hani senin şu soyu ta Vikinglere dayanan, Ragnar kırması yakın koruman var ya...
Ya da belki koruman değildir.
Bilmiyorum ki işte!

Baş Belası:
Neden elindeki telefona bakıp güldün Ateş?

Baş Belası:
Neden daha çok gülmeye başladın?

Ateş:
Kimden korkman gerektiğini bilmiyorsun.

Baş Belası:
Seni seviyorum ama ben—

Ateş:
Ne saçma bir alaka kurma şekli bu?

Baş Belası:
Her şekilde gözünde aptal oluyorum, farkındayım.
Fakat bu umrumda değil.
Dediğim gibi seni seviyorum, bu yüzden korkumu görmezden gelebiliyorum.
Ama onlar... korkutucular işte.
Özellikle de o adam.

Baş Belası:
Ateş?

Baş Belası:
Söylesene, biraz uzağa gitse olmaz mı?
Çok değil bak, sadece birkaç adım.
Olmaz mı?

Ateş:
Bunu neden yapayım?

Baş Belası:
Yanına gelebilmem için?

Ateş:
Uzaktan "seviyorum" demekle olmuyor işte.
Akıl işi olmayan itiraflarının biraz doğruluk payı varsa, gelirsin yanıma.
Çünkü o adamlar hep çevremde olacaklar.

Baş Belası:
Akıl işi olmayan itiraflar değil ki onlar.
Benim gerçek duygularım.

Ateş:
Her neyse Deniz. Geliyor musun?

Baş Belası:
Geliyorum.

Deniz elindeki telefonu arka cebine koydu.
Adımları ağırdı. Her ne kadar "geliyorum" demiş olsa da, göğsünde taşıdığı kalbinin gürültüsü kulaklarını çınlattı.
Ateş'in olduğu yere yaklaştıkça, havada asılı duran sessizlik rahatsız edici hale gelmişti.

Ateş, ellerini cebine sokmuş, bir gölge gibi dikiliyordu.
Onun arkasında, Ateşten bile iri yapılı, adeta bir dev olan korumanın gözleri Denize kaydığında, Deniz de istemsizce ona baktı, Darw.. ürkütücü herif. Başını yavaşça yana eğdi  yüzünde, dudaklarının ucunda asılı alaycı bir gülümseme vardı. Ne o kadar belirgindi, ne de saklayacak kadar zayıf. Sahi adam hiç nezaketen bile olsa gülümsemesini saklama ihtiyacı duymuyordu. Ne kadar ayıptı bu yaptığı!
Sanki "Bakalım bu sefer ne kadar yaklaşabileceksin?" der gibiydi bakışları.

Ateş'in bakışı ise Darw'ınkinden farklıydı.
Sertti, ama içinde bir kıvılcım... belki de merak vardı.
O an, bir saniyeliğine, Ateşin "yaklaş" dediğini sandı Deniz.
Belki dudakları kıpırdamadı, ama gözleri... gözleri söyledi. Buydu çocuğu harekete geçiren.

Deniz yürüyordu lakin..
Ateşe mi yürüyordu, yoksa kendi hazin sonuna mı bilmiyordu.
Belki de şimdi arkasını dönüp uzaklaşsa son bulacaktı her şey.
Her ne kadar adımları zayıf olsa da ilerliyordu işte. Yaklaşıyordu ona. Belki yanacak kül olacaktı ama şimdi ilerlerken durup geri geri adımlar atmak istemedi.
Kendi seçimlerinin sonucu olan bir hayat yaşamak istediğinden. Eğer toplumun normlarına, kendi korkularına kulak verip asıl yapmak istediklerinden, atmak istediği adımlardan geri durduğu bir hayatı olacaksa, yaşanmış olmaya değer bir ömür sayılmazdı ki bu.
Uzaklaşamazdı artık.
Çoktan Ateşe kapılmış bir pervaneydi o.
Aşkını yaşamak için çırpınan zavallı bir pervane.

Uzak Dur [bxb]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin