Beş

20.7K 949 205
                                        

Arabayı sürüşünden, direksiyonu kavrayışından, kısacası vücut dilinden Ateş'in seçimimi hiç de hoş karşılamadığı açıkça belliydi.

— Sen, yaptığın seçimlerin ne sonuçlar doğuracağını bilmiyorsun. Neye bulaştığın hakkında en ufak bir fikrin bile yok, Deniz.

Sesi sakin ve tekdüze çıkmasına rağmen, her kelimesine özellikle vurgu yapışı, çenesindeki kasın belli belirsiz seğirmesi... Bütün bunlar içinde kabaran öfkesini gizleyemiyordu. Sessiz kaldım. Korktum.
Ben, Ateş'ten hep korktum zaten.

O, sevilecek biri değildi. Aklı başında biri ondan olabildiğince uzak durur, kendi keyfine bakardı.
Ben ise onun tam zıddını yapıyor, daha da derinlerine inmenin yollarını arıyordum.
Korkuyordum, evet... ama sonunu bu aşkın sonunu görmek istiyordum.
Çok mu yanlıştı?
Ateş beni şimdi öldürse, buna "intihar" derlerdi.
Ateş'e âşık bir kelebeğin intiharı.

— Şimdi sağa çekiyorum. Sesini çıkarmadan iniyorsun.
Benden uzak duruyorsun.
Ben de her şeyi unutuyorum.
Kimsenin canı sıkılmıyor.
Anlaşıldı mı?

— İnmem.

Dudaklarını yaladı, sonra kahkaha attı.
Sanırım, az önce elimdeki yaşama şansını geri teptim.
Güldüğü şey, aptallığımdı muhtemelen; çünkü ortada komik bir şey yoktu.
Zaten o da bir şakaya güler gibi gülmemişti.

Yol boyunca bir daha konuşmadık.
Şehir geride kalmış, ormanlık bir yola girmiştik.
Muhtemelen iki buçuk saate yakın süren ürkütücü bir sessizlik hâkimdi aramızda.

Bir ara kendi kendime sordum:
"Şu an ne yaşıyorum ben?"
Eğer Ateş'in homofobisi yoksa, benim ilan edilmiş duygularım neden bu kadar tehlike barındırıyordu ki?
Bana seçim şansı sunan kendisi değil miydi? Git ya da benimle gel dediğinde, ben onunla kalmayı seçmiştim işte. Aptallıksa aptallıktı.

Çok düşündüm. Kafam karmakarışıktı.
Heyecanlıydım. Çok heyecanlıydım, Ateş.

Sonunda araba, üç katlı, elit bir mimarinin önünde durdu.
Onun peşinden indim. Bahçede birkaç koruma vardı, bakışları üzerimizdeydi. Bazılarını daha önce görmüştüm.

Seninle benim o kadar çok zıtlığımız vardı ki...
Hatta belki ortak bir noktamız bile yoktu.
Ama şimdi, seni "zengin ve acımasız", kendimi "fakir ama gururlu adam" diye tanımlayacak değilim.
Sen zaten beni hiçbir zaman paranla ezmedin.
Ama ben, yoksulluğumun ve kimsesizliğimin ağırlığını hep içimde taşıdım.

Belki sana çok yansıtmamışımdır ama ben de sonradan fark ettim.
Ben aslında kendimi sana hiç layık bulmamışım ki Ateş. Ben kendimi hep hor görmüşüm. Küçümsemişim.
Başıma ne gelirse gelsin, hak edilmiş sayışlarımın sebebi de buymuş hep.

Uzak Dur [bxb]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin