— Demek rahatça yaşamaktan sıkıldın, Deniz. Öyle mi?
— Seni seviyorum dediğim için mi bu sonuca vardın?
Sakin görünmeye çalışıyordu ama gözleri kötü bakıyordu bana;
dövmekle öldürmek arasında gidip gelen bir kararsızlık vardı sanki yüzünde.
Duygularımın onu tiksindirdiğine dair düşünceler beynimde dönüp duruyordu.
Zaten heyecandan kalbim deli gibi atıyorken bu kadar çok düşünmek midemi bulandırdı.
Ateş sinirli adımlarla yürümeye başladı.
Ben de peşinden gittim.
Zaten onun evinde, ondan önde adım atmam mümkün değildi.
Büyük girişten geçtik.
Koyu parkeli zeminde yankılanan ayak sesleri sadece ona aitti.
Ben hiç sert adımlar atan biri olmamıştım; dünyaya ayak izlerimle bile temas etmeye çekinen bir çocuktum hep.
Ateş dümdüz yürüdü, sonra sola döndü.
Ev koyu renklerle döşenmişti; sade ama ciddi bir havası vardı.
Hatta bir ev, yuva değilde.. ofis tarzında dizayn edilmişti. Kahverengi koltuğa sırtüstü uzandı.
Birkaç dakika ne yapacağımı bilemedim.
Sonra toparlanıp karşısındaki siyah tekli koltuğa geçtim.
O sırada Ateşin yüzü tavana dönüktü.
— Senden hiç hoşlanmadım.
Bana bakmıyordu ama sözlerinin muhatabı bendim.
Sessiz kaldım. Ne diyebilirdim ki?
"Hoşlanmadım" deyişi, ufacık bir ihtimale tutunan hevesimi darmadağın etmişti.
— Hadi gel anlaşalım. Benden istediğin şeyi, seni kim gönderdiyse, açıkça söyle.
— Beni birinin gönderdiğini mi düşünüyorsun?
— Şahsi iradenle karşıma çıkacak özgüvenin varmış gibi hissettirmiyorsun ki, oğlum. Tir tir titriyorsun, Deniz.
Sığıntı gibi oturmuşsun koltuğa. Dokunsam bayılacaksın sanki.
— Karşındayım ama... Hem insan sevdiğine açıldığında, onun evine geldiğinde heyecanlanmaz mı? Ben çok heyecanlanıyorum senin çevrende olduğum zaman.
Derin bir nefes aldı, sesi yorgun çıkıyordu.
— Beni çok zorluyorsun. Sonuçları senin açından hiç iyi olmayacak. Sonra uyarmamıştın bile diyemezsin. Hâlâ şansın var. Burayı derhal terk et. Hayatımda zaten yolunda giden bi bok yok bi de üstüne bunca karmaşanın içinde seninle uğraşamam.
— Gidemem.
— Neden? İnan bana, peşine düşmeyeceğim.
Korkmana gerek yok. Bak, bu aptal bir "kötü çocuk" olayı değil.
Biri gelip seni seviyorum dedi diye, ona zarar vermez kimse.
Ya da en azından ben öyle yapmam. Kalkıp gitmene izin veriyorum. Hadi yürü git yoluna. Benden sana sadece zarar gelir.
— Ateş, seni gerçekten seviyorum. Gidemem. Gitmek istemiyorum. Eğer en ufak bir ihtimal varsa, ben ona tutunurum. Çabalarım. Ama şimdi çekip gitsem bırakmaz pişmanlık yakamı.
— Asıl şimdi çekip gitmediğine pişman olacaksın. Seni temin ederim, şu an arkana bile bakmadan kaçmadığın için çok pişman olacaksın.
Ateş bunları söylerken ben sadece onu izliyordum.
Sözleri elbette canımı yakıyordu, ama onunla böyle konuşabiliyor olmak — oturup hislerim hakkında tartışabiliyor olmak — bana garip bir umut verdi. Ama aslında senin söylediklerine kulak vermem gerekirdi. Ben de cahil ve önünü görmeyen bir çocuktum nihayetinde. Ondan aşkım her şeye üstün gelir sanışlarım ondandı kendimi düşürdüğüm haller.
Dediğim gibi bende bilmiyordum işte. Bilememiştim.
O gün, Ateşle oturup konuştum ya..
Duygularımdan bahsettim. Aşağılanmadı kalbim.
Evinde ağırladın beni.
Kendimi, her şeyin olabileceğine inandırdım.
Senin yanında, kıyında köşende ısrarla kalırsam, kalbini bana açarsın sandım.
Aldandım kendi kendime.
Belki de bir ihtimal, her şeyin çok güzel olabileceğini düşündüm.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Uzak Dur [bxb]
General Fiction*** Düzenleniyor*** -Uzun süreli bir savaş olacak. Hatta bazen kan akıtacağız. Ellerin kirlenecek belki. Ama kazanacaksın nihayetinde. Tek bir şeyi unutma. Düşmanın sandığın ben, aslında başından beri senin yanında durmuş olacağım.
![Uzak Dur [bxb]](https://img.wattpad.com/cover/184339909-64-k387685.jpg)