Yirmi iki

8.9K 502 103
                                        

— Darw, bunu görmek isteyeceksin!

— Ne oluyor?

— Şu mesaja bak.

Kısık gözlerle ekrana baktı.

— İlginç. Cevap verecek misin?

— Neden görüşme talep ediyor, anlamadım. Niyeti kötü bile olsa, ağzından koparacağım ufacık bir bilgi gayet işimize gelir.

Sırıttı.

— Küçük bir şeytana dönüşüyorsun. Ama bunu sevdim.

Sevimli bir gülümsemeyle önümdeki kahvaltılığa geri döndüm.

Çakma Ragnar kılıklı bir herif olduğu gerçeğini yüreğimin derinliklerinde saklıyor olsam da, bunu yüzüne vurmayı bir süre önce bırakmıştım. İşin açığı, beni bir keresinde tenhada sıkıştırmıştı. Ben de bunun, Viking atalarının kanından gelen ilkel bir dürtü olduğunu iddia etmiştim. O ise bunu söylemeyi kesmezsem, beni onlarla arasındaki kan bağıyla boğup öldüreceğini ileri sürmüştü.

Dehşetle çırpınıp ellerinden sıyrılmış, yakalayamayacağı bir mesafeye ulaştığımda, aslında hiç de korkutucu olmadığını; Ragnarın onu böyle görse torunundan utanacağını büyük bir içtenlikle dile getirmiş, ardından koşa koşa evime gitmiştim.

Ertesi gün elinde dişli bir baltayla karşıma çıktığında, yemin ederim korkudan bayılacak gibiydim. Rengimin attığını kaba bir ifadeyle dile getirmişti. Ben ise yanıldığını, bedenimi terk eden ruhumu çıplak gözle gördüğümü itiraf etmiştim.

Hayvan gibi gülmüştü. Ardından baltayı bir kenara bırakmıştı ki bu, kalp sağlığım açısından son derece yapıcı bir hareketti. Ve bir anda, sanki koca bir adam değilmişim gibi beni kucağına almıştı. Çılgın herif... Hayatım boyunca belki de en çok güldüğüm gündü.

Minnetle, karşımda kahvaltı yapan adama baktım.

Darw, kardeşleriyle görüşeceğini; bunun biraz uzun sürebileceğini söylediğinde, her zamanki gibi yüzüne dehşetle bakmıştım. Onlarla uzun yıllar önce iletişimi kesmişti. Bunu benim için yapıyordu. Onların kim olduğunu, nasıl insanlar olduklarını bilmiyordum. Bildiğim tek şey, Darw'ın benim için yaptıklarının boyumu aşacağıydı. Ve ben, mahcubiyetimde boğulacaktım.

Saçlarımı karıştırıp evden çıktığında, ben de arkasından buluşmaya hazırlanmak için odama çekildim.

Siyah bir pantolon ve tişört giyip evden ayrıldım. Gelmesi gereken adresi mesajla ona gönderdim. Buluşma saatinden yirmi bir dakika önce varmıştım ama işin ilginç yanı, o da gelmişti. Bu kız beni iyice meraklandırıyordu.

Yüzümde nasıl bir ifade vardı bilemezdim ama tahmin etmek zor değildi. Ondan hoşlanmadığım açıktı. Elbette kızın bir suçu yoktu, fakat işte... O, Ateş'le nişanlıydı. Ben ise insan oluşumun getirdiği zayıflıkla, nefsimin kurbanı olarak ona iyi niyet besleyemiyordum. Bu beni kötü bir insan yapar mıydı, bilmiyordum. Asla sahip olmadığım bir adamı kıskanmam doğru muydu? Elbette değildi.

Karşısına geçtiğimde, güzel yüzünde sempatik bir gülüş belirdi. Samimiyetten uzak, zoraki bir karşılık verdim. Fazla saf bir güzelliği vardı. Ve bu, beni gerçekle yüzleştiren acı bir detaydı. Çünkü ben düz bir adam olsaydım, belki Duru'ya âşık olurdum. Belki Ateş de olurdu. Belki çoktan olmuştu.

Zoraki gülüşüm, yerini acı bir tebessüme bıraktığında dişlerimi sıktım ve âna tutunmaya çalıştım.

— Geldiğin için teşekkür ederim. Çoktan biliyorsundur lakin, hiç resmî olarak tanıştırılmadık. O yüzden kendimi tanıtayım... Duru ben.

Uzak Dur [bxb]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin