On bir

16.4K 1.2K 92
                                        

İki yüz seksen altı... iki yüz seksen yedi... iki yüz seksen sekiz..."

Uykuya dalabilmek için saydığım koyun sayısı canımı sıkmaya başlayınca bu işin böyle yürümeyeceğine kesin kanaat getirdim. Uyuyamıyordum!

Ateş yine beni evime bıraktırmıştı; kendisi bırakmadığı için kırgındım, ama adamlarına kapımın önüne kadar bırakmalarını söylediği için mutluydum. Yeni yetme bir aşık gibi, her ihtimale tutunuyordum. Olur olmadık şeylere umutlanıyordum.

Yastığımın altına sıkıştırdığım telefonu çıkardım. Yapacak daha iyi bir işim yoktu.

Baş Belası: Merhaba Ateş.
(00:27)

Baş Belası: Uyudun sanırım... Seni seviyorum. İyi geceler.
(00:35)

(Görüldü 03:19)

Ateş yazıyor...

Ateş çevrim içi.

Ateş çevrim dışı.

Belki gece görüp cevap vermiştir umuduyla hevesle girdiğim uygulama, sabaha hüsranla başlamama sebep oldu. Görmüştü, fakat cevaplamamıştı.
Buna rağmen gülümsedim — Daha önceleri haberi dahi yoktu benden. Kendi kendime onu düşünür dururdum. Şimdiyse ona iyi geceler mesajı atabiliyordum. Belki başkası için bu yeterli değildi, Ama ben hep en azıyla yetinmeyi öğrenmiştim.
Az, hiçten fazlaydı.

Ona aynı şeyi sormuştum daha önce: "Bu yüzden mi zarar vermiyorsun bana Ateş? Öldürmüyor, dövmüyor, yanına gelmeme ses çıkarmıyorsun. Hepsi bu yüzden mi? Seni sevdiğime inandığın için mi?" Beni onaylamıştı, bir bakıma onaylamıştı yani. Cevabı karışıktı. Biraz da savunmacı, ama netti:

"Sonuçta insan üstü bir varlık değilim Deniz. Sınıfsal farklılıklar falan da sikimde değil. Aşık olduğunu söylüyorsun, çabalıyorsun kendince ve ben de bunların beni tanımana izin vermek için yeterli bir sebep olduğunu düşünüyorum. İstediğin kadar gelip gidebilirsin yanıma; korumalar ve Darw en son tedirgin olacağın şey olmalı. Çünkü sana zarar vermezler. Ama fazla konuştuğunda, rahatsız hissettiğimde kovacağımı unutma. Ve erkek olman..."

Erkek olmam.. evet. biraz sessiz kaldı,
(Sonra omuz silkti.)

"Dediğim gibi, umrumda değil."

O sözler bir yandan rahatlatmış, diğer yandan da bir uçurumun kenarına taşımıştı beni. Yanında olabilirdim ama onunla olamazdım, sözleri sanki bu sonuca varıyordu.

"İşte sadece bu bile seni sevmem için mantıklı bir sebep. Nasıl olur da, erkek olmam bu toplumun, hatta belki dünyadaki birçok toplumun yarısından bile fazlasını rahatsız edebilecekken, senin gibi biri bunu umursamadığını söyler? 'Senin gibi' derken küçümsediğimden değil ama,
ama sen öyle sert ve sinirli duruyorsun ki... İlk mesajlarımdan sonra beni çağırdığında, o gün sağlam bir dayak yiyeceğime neredeyse emindim ben."

"Ah Deniz, Ne saf bir çocuksun. Belki de umurumda değildir; o denli ciddiye almıyorumdur seni? Bu ihtimal hiç geldi mi o boş olduğunu söylediğin aklına?"

"Bahsettiğim çoğunluğun içindeki erkeklere de kimsenin bir şey yaptığını sanmıyorum ki Ateş. Cinsel yönelimin bazıları tarafından başlı başına bir tehdit olarak algılanıyor. Sanki bulaşıcı bir hastalıkmış gibi farkı olan kimseyi görmeye tahammül edemiyorlar. Yok etmeye çalışıyorlar. Bunu sen de biliyorsundur. Ben sana 'seni sevdiğimi' söylüyorum; bir başkası olsa 'umurumda değil' demezdi.
Fırsatı varken, canına okurdu."

"Belki de uygun anı kolluyorumdur seni öldürmek için?"

"Sen düz bir adamsın. Yapacak olsaydın, seni gördüğüm ilk anda kıpırdamadan dakikalarca izlediğimde; devamındaki bakışlarımı, çevrende dolaşmalarımı— ki, korumaların bile fark ettiğiyse senin de fark ettiğine eminim— ve itiraf ettiğim anda yapardın zaten. Söyledim ya az önce, fırsatın hep vardı yapmak için."

Saf bir inanç kadar temiz, bir o kadar da tehlikeliydi hislerim. Onun suskunluğu cevaplardan daha çok şey söylüyordu. Bana zarar vermemesinin öldürmemesinin nedeni merhamet miydi, hoşgörü veya aydın fikirli bir adam oluşu muydu sevdiğimin, yoksa kendi içindeki bir kesinlik mi? Belki de hiçbiri değildi, belki de sahiden de sadece umursamıyordu beni. Hislerimi— ama o "umursamamak"ın içinde beni yaşatma kararı da vardı. Bana zarar vermeme.

Ama her ne olursa olsun, bu sabaha mutsuz uyanmıştım.
Görmüştü mesajlarımı fakat cevap vermemişti.
Bir daha baktım telefona. Zaman ilerliyordu. "Görüldü"nün soğukluğu göğsümü sıktı ama hâlâ bir şey kalmıştı: onun onayı, o "gelip gidebilirsin" lafı, korumaların ve Darw'ın varlığına rağmen kapıyı kapatmaması. Bu yeterli miydi?

Mantığım, duygularımın önüne geçemiyordu.
Yapabilseydi eğer, Ateşi daha fazla rahatsız etmezdim. Sadece onunla konuşmam veya yanına gitmem yüzünden alenen bana bir şey yapmıyor diye karşılıksız duygularımı ona dayatmazdım ama elimden gelmiyordu ki.
Kimselerim yoktu. Ateşe olan duygularım dışında kimsem yoktu. Bırakamıyordum öylece. Uzak duramıyordum daha fazla. Ama mantığım sürekli uyarıyordu beni; uzak dur.. uzak dur.

Kendime fısıldadım, neredeyse duymayacak kadar alçak bir sesle:
"Söz, okul bitene kadar sürecek bu. Okul bittikten sonra rahatsız etmeyecek varlığım seni. Ama hep bileceksin. Seni çok sevdiğimi bileceksin. Öyle değil mi, Ateş?"

Ne beynimin içinde ki, ne de uzağımda ki Ateşten cevap yoktu. Ama yine de onu beklemeye devam ettim. Beklemek, artık alışkanlığım olmuştu.

***
Okuyan herkese teşekkür ederim. Gözlerinizden öpüyorum 🪽

Uzak Dur [bxb]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin