Yirmi dört

7.5K 410 60
                                        

Kendimi ağlaya ağlaya perişan ettiğim günün ertesi sabahı yine uyanmış, işe gelmiştim. Öyle aceleyle çıktığımda bazı dava dosyaları yarım kalmıştı. Ben üzgünüm, benim dermanım kalmadı diye dünya yavaşlayıp bana biraz dinlenmem için zaman tanımadı.

Ne yaşanırsa yaşansın, ne kadar yaralı olursanız olun, sırtınızı yaslayacağınız bir aileniz olmadığında ve bir bakıma kimsesizseniz, —çünkü biliyordum ki, kimileri kocaman ailelerin ve arkadaşların arasında kimsesizdi— sabahına uyanıp yine bütün sorumluluklarınızı yerine getireceksiniz.

Dünyanın maalesef böyle bir yer olduğunu ben henüz çok küçük yaşlarımda öğrenmiştim. Galiba bu yüzden sabah uyanıp işe gelmek, dışarıdan göründüğü kadar yıkıcı olmadı benim için.
Sürekli dikkatim dağıldı. Saat başı sigaraya çıktım. Ateşle işle alakalı görüşmeler yaptım. Sanki bir mezarlığın kuytusunda, gizlerimizi döküp kanatmamışız yaralarımızı gibi davrandık. Ailesiyle birlikte geçirdiği süreci, onların ölüm raporlarını inceleme fikri geldi aklıma ama bakmadım. Ateş bana acı yollarla öğretmişti haddimi.

Tonlarca işim vardı. Sorumluluklarımı yerine getirmediğim bir olasılık yoktu. Evet, buradan istifa edebilir, belki yurt dışına kaçabilirdim. Ateşle yaptığım sözleşme yürürlüğe girmeden bunu başarabilirdim. Kaçabilirdim gerçekten.
Bütün bu kahrolası belgelerle, dosyalarla, anayasayla uğraşmak zorunda kalmazdım. İnsan yerine konulmadığım bu yeri arkama bakmadan geride bırakırdım.

Ben hayatın olabilecek en minimal hâlini deneyimlemiş biriydim. Varlıktan gelmemiştim buralara. Burslarla, sponsorlarla, borçlar ve gelecek kaygısıyla büyümüştüm ve gerçekten istifa edip hayatımı küçültmek benim için sorun değildi. Kaybedecek, kendim ve kendi değerlerim dışında hiçbir şeyim yoktu artık. Ki, zaman içerisinde körü körüne bağlı olduğum ve değiştirilmezliğini savunacağım bir değer de kalmamıştı hayatımda. Dün ölürdüm aşkım için, bugün o aşka düşmek yerine ölmüş olmayı yeğlerdim.

Markalara, lükse olan bütün hevesim yok olup gitmişti.
Bir villada yaşamasam, spor arabam olmasa, marka saat takmasam ne eksilirdi hayatımdan? Bunlar olmadan şu ana kadarki ömrümün büyük kısmını yaşamadım mı? Yaşadım. Yine sıfırdan başlar, yine en dipten yükselirdim elbet.

Ancak hayat yarışım hiçbir zaman parayla olmadı. Ben, birilerinin yüreğinde yerim olsun diye çabaladım. Sevilmenin başarıyla mümkün olabileceğine inandım.
Yeterince başarılı olur, işe yarayan, yük olmayan, kendini ikame edebilen bir insan olursam, birileri beni ben olduğum için sever sandım.

Sevilmek için çabalamanın mutlu son getirdiği bir ömür var mıydı sahi? Sevilmek uğruna kendine yapılan haksızlıkları, aldatmacaları sineye çekip sonunda "oh be" dedirten bir kazanca varan olmuş muydu?
Kendimi kullandırarak, öz saygıma, benliğime, değerlerime yapılan saygısızlığı kabullenerek sevilebilecek biri mi olmuştum nihayetinde?

Yoksa ben, bir avuç sevgi ve merhamet için dilenen zayıf bir insana mı dönüşmüştüm fark etmeden?
Şimdi her şeyi bırakıp gitsem nereye varacaktım? Yarınların iyi olacağına ve mutluluk getireceğine dair inancımı göğsümden söküp atmıştım. Bazen ölümün tek kurtuluşum olacağına inanarak, sabaha gözlerimi açmayacakmışım ve bir dünya sorumluluğu yüklenmeyecekmişim gibi hayaller kurardım uyumadan önce.
Ama dedim ya, sabah gözlerimi açtığımda otomatik olarak uyanır, yine ne yapmam gerekiyorsa en iyisini yapmak için uğraşmaya devam ederdim.

Galiba bir süre ara vermek; her şeyden, herkesten elini ayağını çekip hiçbir şey düşünmeden inzivaya çekilmek bile yalnızca bazılarına sunulan bir nimetti.
Ben, yaşanabilecek en ağır şeylerden sonra bile sorumluluklarımı bir kenara bırakamadım. Çünkü öyle bir lüksüm yoktu.

Uzak Dur [bxb]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin