Yirmi bir

13.3K 576 196
                                        


Ateş'in nişanlandığı geceyi nasıl sabah ettiğimi benden başka kimse bilemezdi..
İçimde bazı şeylerin sarsıldığını, geri dönülmez yollara girdiğimi biliyordum. Yorgunluk çökmüş omuzlarım beni yere yığmak üzereydi. Tüm bu psikolojik buhranların bedenime ağır geldiği bir zaman dilimine girmiştim.

Sabah Darw kapımı çaldığında, gördüğü tükenmiş hâlimin sebebinin Ateş'in nişanlanması olduğunu düşünüyordu muhtemelen. Ona, geçen gece Ateş'in evime geldiğini söylemedim. Nişanlandığı günün gecesinde dudaklarıma bıraktığı zehirden bahsetmedim. Ateş'in kendisini araştırdığından ve beni ona karşı dikkatli olmam konusunda uyardığından haberdar olursa kızar diye endişelendim galiba. Konu kendi kimliğinin ifşasına gelirse beni bir başıma bırakabilir diye düşündüm. Onun gitmesini istemedim.

Bana zorla bir şeyler yedirdikten sonra bir de kahve hazırladı. Hem de Türk kahvesi. Hollanda asıllı birinden hayatımın en iyi Türk kahvesini içtiğimi kabullenmem zor olmuştu ama... bana, ben sevdiğim için yapmayı öğrendiğini söylemesi hoşuma gitmişti.

Bir süre kendi hâlimizde vakit geçirdikten sonra nihayet konuştu.

— Yapacak mısın?

Kafamla onayladım.

— Oyuna dâhil olmak istiyorsak, hamlemizi yapmak zorundayız.

Darw yanımda olacaktı. Nelere ihtiyacım olduğunu bilmiyordum ama varlığı yeterliydi. Aptalca bir amaç uğruna, tehlikeli işlere girişiyordum. Neden yaptığım belirsizdi. Sonuç ise muammaydı. Fakat içimde, direnirken can vereceğime dair bir his vardı. Ve ben hislerimde yanılmazdım.

Onurlu bir yaşam sürdüğümü iddia edemezdim belki ama görkemli bir bitişi olacaktı varoluşumun. Hissettiklerim tam olarak bunlardı.

Nihayet bu hüzünlü dünya günlerim sona erdiğinde soracaklardı: "Dünya yaşamında neyi başardın?"
Kimsesizdim ama dayandım. Tutunacak bir ailem bile yokken hayatta kaldım. Sevdim ama hiç sevilmedim. Koca dünyada kendimi sevdirecek bir bitki bile bulamadım yine de dayandım diyecek, çekildiğim bir köşede kendimle gurur duyacaktım.

— Sen nasıl istiyorsan öyle olsun.

— Bana kim olduğunu anlatmayacak mısın artık, Darw? Birlikte hareket edeceksek birbirimizi tanımamız gerekmez mi?

Bir süre konuşmadı. Sanki kafasında cümleleri oluşturmaya çalışıyordu.

— "Ben... Kendimi sana nasıl anlatabilirim ki Denis? Uzun yıllardır kendimi unutmaya çalışıyorum. Kendimden kaçıyorum. Hayatım boyunca elimde kartlar oldu. Sürekli kumar oynadım. Her şeyimi kaybettim. Aklına gelebilecek en güzel şeyleri kaybettim. Ama benim kaybettiğim hiçbir oyunun kazananı yoktu, Denis.
Benimle aynı masaya oturmaya cüret eden herkesi pişman ettim. Gizli milyarderleri devirdim. Kendim dışında savaşacağım kimse kalmadı. Uğruna kumar oynayacağım hiçbir şeyim de yoktu. Dedim ya, ben de her şeyimi kaybettim.
Ama artık biri var. Buna değeceğini bildiğim biri.
Seve seve çabalayacağım biri.

Eğer hayatta kalmayı başarırsa, yanımda götürebileceğim ve kim olduğumu gözleriyle görmesine izin vereceğim biri... Güzel ve kıymetli bir insan."

Anlamayan gözlerle yüzünü inceledim. Ben miydim o güzel ve kıymetli insan? Mümkün müydü bu? İçimde yükselen anksiyeteyle dudaklarım titredi.
Yoksa nihayet, dost olarak bile olsa birinin yüreğinde yerim mi vardı?

— Sen bu oyunda bir taraf olmayacaksın. Tanrı sen olacaksın, Denis. Kim olduğumu kendi gözlerinle göreceksin. Sana istediğin her şeyi vereceğim. Gözlerinden kaybolmuş o ışığın en azından gölgesi geri gelsin diye. Sadece senin için.

Uzak Dur [bxb]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin