Bir Kelime En Fazla Ne Kadar Anlaşılmaz Olabilir?

193 34 32
                                    

5 Gün Sonra

Arkasındaki aynada görüntüsünü gördüğünü hissetti. Ne kadar zaman oldu bilmiyordu. Haftalar bile değildi ama asırlar gibi gelmişti. Oturduğu sandalyeden kıpırdamadı

"Seok Jin?"

Onu görmüyordu ama tereddütle geriye doğru çekildiğini hissetti. Güldü. Sinirden gülüyordu. Zaten şu son zamanlarda mutluluk neydi ki? Duyguydu, evet bir duyguydu. Hissediliyordu ama sadece bu kadar değil mi? Onu düşünmek sanki yaşlanmasna sebep oluyordu. Yorgundu. Uyku düzeni hayatında hiç bozulmadığı kadar -ailenin uyarılarına rağmen sabahlara kadar yatağında kitap okuduğun ya da telefonla oynadığın akşamlarda bile- bozulmuş, berbat bir hale bürünmüştü

O kadar çok aramıştı ki. Tabii bu süreçte ona hiç rastlamamıştı. Artık gözüne görünmemeyi seçiyordu. Namjoon'un anladığına göre kendisinden uzak durursa bu evden çıkacağını düşünüyordu. Böyle harab olmuşken mi? Asla

"Kaçmana gerek yok. Bir süredir oradasın ve beni izliyorsun, biliyorum. Deliler gibi benimle konuşmak istiyorsun, biliyorum. Beni bu salak evden çıkarmaya çalışıyorsun, biliyorum. Hepsini biliyorum Seok Jin! Tanrı aşkına kaçmanın ne anlamı var?! Gitmeyeceğim"

Yansıma aynadan çıkmıştı uzun süre sonra ilk defa bunu yapıyordu. Yıl mı geçmişti dakika mı bilmezdi ama tahminine göre 5 ay falan. Belki de hiç yapmamıştı. Zaten Seok Jin hafızasının iyi olduğu bir anı hatırlamıyordu. Her neyse. Buna ihtiyaç duymuştu. Ona dokunmaya ihtiyaç duymuştu. Saçma meseleleri ve salak sorunu yüzünden onu nasıl berbat bir hale getirmişti bilmiyordu ama o bunların hiç birini hak etmemişti. Elini uzattı ama ona dokunacağı sırada geriye çekildi. Namjoon sanki bu dokunuşu uzaktan da olsa hissetmişti. Saatin çanı çalmaya başladı. Arkasına döndü

Orada öylece duruyordu. Somut bir halde aynanın içinde öylece duruyordu. Öyle üzgün ve pişman bakıyordu ki. Namjoon onun kendi bedeninden bile berbat bir halde olduğuna emindi. Konuşma fırsatı olmasına rağmen boğazı düğümlenmişti sanki. Ne o ne de Seok Jin tek kelime edecek cesarette değillerdi. Bir kaç dakika sonra söze başlayan Seok Jin idi. Kısıtlı süreleri vardı ve Seok Jin bu kısıtlı saatin değeri biliyordu. Özellikle de şu son üç gündür

"Namjoon b-ben, ben özür dilerim... Yani, b-ben, ben sandım ki-"

"Sen sandın ki benden uzakta olacaksın. O lanet aynaların içinden beni gizli gizli izleyeceksin. Benimle konuşmayacaksın ve ben de bu salak evden defolup gideceğim öyle mi?"

"Namjoon ni-"

"Öyle mi?! Ne sanıyorsun sen? Ne sanıyorsun sen?! Bir anda defolup gideceğimi mi? Bırakacağımı mı sanıyordun? S-seni, seni öylece bırakacak kadar kalpsiz olduğumu mu sanıyordun?!"

Gözleri dolmuştu. Ağzının kuruduğunu hissetti. Tekrardan önüne dönmüştü. Neden öfkeliydi? Bir kaç dakika öncesine kadar öfke diye bir şey hissetmiyordu ama şimdi ona kızmasının nedeni neydi? Hangi ara bu kadar kızmıştı ki? Onun kendisini terk etmesinin bu kadar çıldırtacağını fark etmemişti

"Ben öyle düşünmedim-"

"Ya ne düşündün Seok Jin?! Beni bırakırsan seni bırakacağımı düşünmedin mi? Hani?! Ben kolileri görmüyorum, evin önünde eşyalarımı taşıması için bir kamyon duruyor mu sence? Hayır Seok Jin, ben hala bu lanet yerdeyim!"

"Hayır, evet. Öyle düşündüm a-ama o açıdan değil, seni seni hiç kalpsiz olarak görmedim. S-sadece... b-bilmiyorum"

"Sana gitmeyeceğimi söylemiştim Seok Jin. Bundan kaçamazsın. Neden? Neden bana söylemiyorsun? Seni korkutan ne? Neden gitmemi istediğini söylemiyorsun ki, bana bir neden vermediğin sürece niye seni terk edeyim?"

"Ç-çünkü, öyle olması gerekiyor. Öyle olmalı. Anla işte. Ben burada kalmalıyım. Sense gitmelisin. Böyle olması gerekiyor"

"Gerekmiyor! Sana yeni bir hayat verebilirim. N-neden? Anlamıyorum. Neden oraya hapsolasın ki? Tekrardan nefes almak varken neden ölümün kollarına gidiyorsun? Ben de bunu anlayamıyorum Seok Jin. Anlatmıyorsun ki"

"Çünkü anlatsam da anlamayacaksın. B-ben seni biliyorum Namjoon. Ne düşünürsen düşün, aramızda her zaman camdan bir duvar var ve evet ben bir yansımayım, seni tanımıyorum. Hayır, kulağa çılgınca gelebilir ama ben seni tanıyorum Namjoon. Kimsenin istemeyeceği o çıkış yolu benim tek kurtuluşum ve sen bunu istemesen de kabul edersin. İşte o zaman ben seni koruyamam. Bilmemen gerekiyor işte, sen de beni anla. Gitmelisin..."

"O çıkış yolunun bedelini ben ödeyeceksem niye dert ediyorsun ki?"

"O çıkış yoluna ulaşamamanın bedelini ben ödeyeceğim. Niye dert ediyorsun ki Namjoon? Benim bu lanetli aynaların içinde hapsolmam seni niye rahatsız ediyor? Niye beni saçma bir yansıma değil de bir insan olarak görmek istiyorsun?"

"Ben... b-bilmiyorum"

"Bilmiyorum. Ben de bilmiyorum işte. Niye dert ettiğimi ben de bilmiyorum ama benim için büyük bir dert. Sen bedelini öderken ben elimi kolumu sallayarak o yıkılmış yaşamıma dönemem. Altı yıldır burdayım ben. Benim bir yaşamım yok. Evim de yok. Bana ait tek bir eşyam da yok. Babam öldü mü kaldı mı bilmiyorum annemi hatırlamıyorum bile. Anne kavramı ne bilmiyorum. Tek bir akrabam dahi yok. Beni seven biri... Benim hayatım yok Namjoon"

Asla taşıyamadığı gerçekler bir kez daha ağır gelmişti. Acı yaşamını anlatmak daha da yakmıştı. Zaten hatırladıkça her gün daha da yakmıyor muydu? Zaten Seok Jin ne zaman alışmıştı ki bu acıya?

"Ama sen, senin bir hayatın var. Annen, baban var değil mi? Belki kardeşlerin. Sonrasında senin okurların var. Senden yeni kitap bekleyen onlarca insan, senin düşünce yapına bayılan onlarca insan. Tahmin edeyim sana ait olan sade bir evin de vardır. Buraya tek derdin sessizlik olduğu için geldiğinden kendine ait bir evin vardır. Şehir merkezinde mi? Ya da şehir dışında? Senin mükemmel bir hayatın var Namjoon. Kim Namjoon'un mükemmel bir hayatı var. İstersen şu kapının ardına adımını atarsın ve içerideki hiç bir şey senin derdin olmaz. Niye kendini yoruyorsun ki?"

Bunu kendisi de bilmiyordu. Kendine de sormuştu bu soruyu ama kendisi de bilmiyordu. Ama bir bildiği varsa o da istemediğiydi, onu bırakmak istemediği. Buna takılmamak istiyordu. Zaten onca soru ve onca karmaşa varken bir de buna takılırsa çığ gibi büyüyecek yeni sorunlara da açık olması gerekiyordu. Bilmiyordu işte. Onu neden bırakmak istemediğini bilmiyordu

"Bilmiyorum Seok Jin. İnan hiç bir şey bilmiyorum"

"Şimdi benim sana neden vermememin sebebini anladın mı?"

"Belki. Ama hala bir cevap vermemenin nedenini anlayamıyorum. Tek kurtuluş yolunu hala bana açmadın. Asla da öğrenemeyecekmişim gibi geliyor. Anlaşma yapmıştık"

"Ama kısa bir süre olmaz demiştim"

"Uzun da olmasın demiştim ben. Sen de tamam dedin Seok Jin ve kaç gün geçti bilmiyorum ama bana asırlar gibi geliyor. Berbat bir haldeyim görmüyor musun? Hala pes etmiyorsam bana bir neden sunmalısın"

"Terazi dengesi Namjoon. Terazi dengesi"

The Cursed MirrorsHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin