4 yıl sonra
Apar topar çıkarıldığım cezaevinden, ben henüz ne olduğunu anlayamadan mahkemeye götürülmüştüm. Nedenini anlayamadığım için bulunduğum noktada mal mal etrafıma bakmaktan başka bir şey yapmıyordum.
Hakim karşısında halen hiçbir şeyden haberim yoktu, endişeli bir şekilde parmaklarımla oynuyordum. Kısa bir bekleyişin ardından hakim derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.
"Seulgi, öncelikle senden özür dilemek istiyoruz. Dört yıl önce sana haksız yere verilen hapis cezası için. Dört yılını senden çaldık, bunun affı yok biliyoruz fakat elimizden gelen bu. Sadede gelecek olursam, 2 hafta önce Lee Dong Wook isimli şahıs, suçu işleyen kişi olduğunu belirtti. Olay mahali yeniden incelendiğinde tüm kanıtlar onu gösteriyordu. Birçok yerde parmak izi bırakmıştı, suçu işleyen kişinin o olduğu doğrulandı. Bu da senin suçsuz olduğun anlamına geliyor. Orada ne aradığına gelirsek, senden bir açıklama bekliyoruz."
Duyduklarım beni şoke ederken, ne diyeceğimi bilememiştim. Adamı vuran kişi bendim ama bunu yapmamı Yoongi söylemişti. Onlara böyle anlatamazdım.
Endişeli bir şekilde etrafıma bakınmaya başladım. Sadece nasıl bir yalan uyduracağımı düşünüyordum.
"Şuan endişeli ve şaşkın olduğunu biliyoruz Seulgi, lütfen sakinleş ve başından geçenleri anlat. Serbest bırakılacaksın."
"Ben evde oturuyordum."
Yutkundum.
"Kapım çalınınca s-sevgilimin geldiğini düşünüp açmıştım."
Yüzüm kızarmaya başladığı için kafamı hafiften eğdim.
"Kapıyı açtığımda karşımda tanımadığım bir insan vardı ve saldırgan tavırlar sergiliyordu. Sanırım sarhoştu. Şoke içinde kendimi geriye attım, bana saldırmaya çalıştığında ise elime gelen şeyleri ona fırlatmaya çalıştım. Tamamen evin içine girmişti ve kapı açık kalmıştı."
"İlk içeri girdiğinde elinde kesici alet veya silah var mıydı?"
O anları gözümün önüne getirip hızlıca yanıt verdim.
"Hayır."
Hakim kafasını aşağı yukarı sallayınca olayı anlatmaya devam ettim.
"Sonradan içeri koşarak birisi girdi, o sırada saldırgan bana şiddet uyguluyordu. İçeri giren kişinin silahı vardı sanırım. Önce saldırganı biraz hırpaladı ardından ona ateş etti. Ben henüz ne olduğunu anlayamamıştım. Önce yere düşen saldırganı kontrol etti, ardından ölmek üzere olduğunu anladığı için endişelendi, o an kim ihbar etti bilmiyorum ama siren sesleri duyulunca silahı benim elime tutuşturup beni tehdit etti. Ardından arka kapıdan kaçıp gitti."
"Ne tehdidi? Neler söyledi?"
"Onu ele verirsem beni bulacağını, hayatımı mahvedeceğini falan."
Hakim bir şey demedi, kafasını aşağı yukarı salladı sadece.
Salondan çıkarılıp karakola götürüldüm. Birkaç bilgi istediler, hepsine cevap verdim. Ardından eşyalarımı verip beni gönderdiler. Karakoldan çıkar çıkmaz yaptığım ilk iş, ağabeyimi aramak oldu. Cevap alamamıştım. Evime gittim, yolları unuttuğum için navigasyondan yardım aldım. Geri verilen eşyalarım arasında bulunan anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım. Evde kimse yoktu. Taşınmış mıydı?
"Abi?"
Sesim evin içinde yankılanmıştı. Cevap alamayınca tekrar denedim şansımı.
"Kim Woo Bin!"
Telaşlanmıştım. Hızla evden çıkıp yan komşumuzun kapısını çaldım. Ji Min teyze kapıyı açtığında karşısında beni görünce şaşırmış olmalıydı ki gözlerinden belli oluyordu şaşırdığı.
"Ben geldim."
Beni sıkıca kendisine çekip uzunca bir süre sarıldı. Ayrıldığımızda bir süre gözlerime özlemle baktı. Ardından üzüntüyle konuşmaya başladı.
"Olanlardan haberin vardır?"
"Nasıl yani? Hayır yok."
Kafasını eğdi hafiften.
"Woo Bin, üç ay önce trafik kazası geçirdi. İki hafta komada kaldı. Ama gücü yetmedi, üzgünüm Seulgi."
Gözlerim dolmuştu, ne diyeceğimi bilemiyordum. Sadece suratına bakıyordum.
"Bunu sormak için geldiğini, kapıyı çalış şeklinden anladım kızım. Bilirs-"
"Benim... Benim gitmem lazım, sonra konuşalım."
Hızla arkamı dönüp koşmaya başladım. Koşuyordum yalnızca. Ayaklarımın beni nereye götürdüğünü çok iyi biliyordum. Han nehri, kafamı dağıtan tek yerdi sanırım.
Nasıl geldiğimi anlayamamıştım ama umurumda değildi. Nehire yakın bir yerlerde çimlere oturup sadece ağladım. Uzunca bir süre, saatlerce ağladım. Anılarımızı düşünerek ağladım. Ailemden kalan tek kişi kaybetmiştim. Kimsem kalmamıştı artık.
Kafamı, kendime çektiğim dizlerime iyice yaslayıp hıçkırıklarımı bastırmaya çalıştım. Hava çoktan kararmış, saat ise gece yarısını geçmişti çoktan sanırsam. Kendimi sakinleştirmem ve eve gidip biraz dinlenmem lazımdı. Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Kafamı dizlerimden hafif kaldırdığımda, tam karşımda birinin durduğunu fark etmiştim, sadece ayaklarını görüyordum.
Kafamı hafif yukarı kaldırdığımda fazlasıyla aşina olduğum vücut hatları, şuan karşımda kimin bulunduğunu anlamama sebep olmuştu. Hafif kaldırdığım kafamı geri indirdim.
Saçlarıma değen ince parmaklar, vücudumun titremesine sebep oluyordu, tekrar ağlamaya başlamıştım, ama bu sefer sessiz, fark ettirmeden.
Derin bir nefes aldığını duydum, ardından tek bir kelime.
"Küçük..."
.
.
Biraz geç oldu, büyük ihtimal okunmayacak ama olsun, bulunsun.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
pain || myg
FanfictionSeulgi, bir intikam uğruna hayatını mahveden Yoongi'ye dışından nefret kusarken, içten içe yanlış duygular besliyordu.
