Çarşıda çok yorulmuştum. Gülizar ablama ve eşine, yani enişteme son kez teşekkür edip arabadan indim. Gündüz hava çok güzeldi bugün, ama akşam yine serinlemişti. Bahar böyle oluyordu işte... Eve girip duş aldım ve üzerime şık bir elbise giyip saçımı topuz yaptım. Elbise kalın da olsa üşüyecektim mutfakta muhtemelen, bu nedenle üzerine hırka giydim. Mutfağa girip kapısını arkamdan kapattıktan sonra elektrikli sobanın fişini prize taktım. Mutfak yavaş yavaş ısınırken yemek hazırlamaya koyuldum. Suratımda heyecanlı bir tebessüm vardı. Büyük bir vuslattaydım.İçerideki sobayı yakmayı unuttuğumu fark ettim. Gündüz gerek olmasa da akşam soba yanmayınca üşüyorduk. Soba içeriyi ısıtırken ben de soframı hazırladım. Az ama öz ve lezzetli olan soframı. İncir ile Karpuz uyuyordu köşelerinde. Bu nedenle rahattım. Sonunda mutfaktaki işim bitti. Sefa eve geldi. Kapıyı açıp içeriye girdi, selam verdi. Selamını alıp gülümsedim. Şık giyindiğimi ve süslendiğimi fark edince tek kaşını kaldırıp "Hayırdır?" dedi ve ceketini çıkarıp kapının arkasındaki askıya astı.
"Sürprizim var. Ellerini yıka gel."
Dediğimi yapmak için gitti. Döndüğünde gömlek giyip geldiğini fark ettim. Şaşırmıştım. Bunu fark edince "Sen böyle güzelken sönük kalmayayım dedim. Dengeli olsun. Karşılıklı." deyip göz kırptı. Sofraya oturup sıcak bir sohbet eşliğinde yemek yedik. Sonra birlikte sofrayı topladık. İçeri geri geçip karşılıklı oturduk yine sobanın önündeki minderlerde. Artık merakını gidermek istercesine "Eee, bu süprizi neye borçluyuz?" deyip gülümsedi.
"Bugün günlerden ne?"
"13 Mart."
"Evleneli ne kadar oldu?"
"İki buçuk yıl, üç olacak çok kalmadı."
"Peki--" diye bir cümleye başlayacaktım ki "Sakın şimdi de evlilik tarihimiz ne, ilk tanıştığımızda üzerimde ne vardı falan diye sorma Hülya." diyerek lafımı böldü. Dalga geç sen bakalım!
"Gıcıklık yapma, söylemem."
"Söyle."
"Söylemiyorum işte, madem dalga geçtin."
"Yok yahu estağfirullah."
Uzatmadım çünkü içimde zor tutuyordum.
"Hazır mısın? Söylüyorum."Evet dercesine gözlerime baktı. Gülümsedim. "Artık üç kişilik zaman harcıyormuşuz ve iki kişilik nefes alıyormuşum."
Gözlerinin içi inanamıyormuş gibi parladı. Sevinci her mimiğinden okunuyordu. "Elhamdulillah! Allah'ım sana çok şükür!" diye seslice bağırıp gülerek boynunu geriye doğru attı. Ardından omuzlarımdan tutup beni göğsüne gömdü ve sarıldı sıkıca. "Seni seviyorum."
"Ben de seni seviyorum." deyip tebessüm ettim. Sıcacık olmuştuk.
☼
☼
☼
☼
☼
"Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır." der Yaşar Kemal...
Ne yerinde bir sözdür bu...
İlk duyduğum anda içimden dedim ki "-Ne batıl bir sözdür bu!"
"Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet!
Hıyanetten daha zalim merhamet?
Bu nasıl bir sözdür böyle, anlayan var mı a canlar...
Gelin o vakit bu sözü anlatı verelim.
Haçlı Ordusu Anadolu'ya ikinci seferiydi. Ordu askerleri Torosları aşıp elmalıya geldiler. Sefer boyunca bu kadar adama ekmek lazımdır. Aş lazımdır. Ne yapacak kâfir? Çöreklenecek ahalinin üzerine. Velhasıl bu Haçlı Ordusu elmalıya yerleşince orada yaşayan kendi ırklarından Rumlarla birlikte hareket etmeyi umarlar, ama o kadar orduya yardım etmek istemeyen Rum ahali dahi bunlara isyan eder. Türkmenlerle bir olur. İş o hale geldi ki Rumlar bu Haçlılar ile savaşır oldular.
Haçlı küffarı şaşkına dönmüş idi. Hain dediler o Rum ahaliye. Türkün kılıcından ziyade, Rum'un kendilerine hıyanetinden çeker olmuş idiler. Derken Haçlı Ordusu, Elmalı'da teslim oldu. Bitkin, sersefil, aciz duruma düşüp aman dileyen bu Haçlı askerlerine sahip çıktı Elmalı'daki Müslüman Türk ahali. Öyle ya aman dileyen iblis olsa vurmak yakışık almaz. Onlar da öyle yaptılar merhamet gösterdiler. Rivayet ederler ki bu Haçlı esirlerin üç bin tanesi bu merhametten etkilenip Müslüman olmuştur.
İşte neticeyi gören Papaz Odeon çaresiz haykırır...
"Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet! O kadar zalimsin ki düşmanımızı bile sevdirdin!"
Böyle işte bu işler...
Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet! Kişi evvela merhametli olacak. Merhameti olmayanın insanlığı olmaz!
Ya ne yapacaklardı? Aman dileyenleri öldürecekler miydi?
Savaş meydanında; kılıç-kalkan, hakikat meydanında; merhamet-vicdan!
Öldürmek kolay, oldurmak zor... Öldürmeye sebep çok. Davan vardır öldür, dost için öldür, post için öldür. Öldür ha öldür...
Hele bir oldur! Dava için oldur! Dost için oldur! Post için oldur!
Değil insana yerde yürüyen karıncaya, gökte uçan kuşa merhametle bakmayan "olur" mu? Merhamet kaybolursa, zûlmet başını çıkartır.
Boş kabı doldururlar! Sen merhametle doldurmazsan kibirle, hırsla, nefretle doldururlar!
Bu günümüzü de böyle nihayete erdirelim.
Demiş ya şair;
"Dünyayı güzellik kurtaracak,
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey."
İnsanın aklında bir tane olsun güzel bir anısı varsa bu onu kurtarmaya yetecektir. İnsanlar dertlerini saymaya bayılırlar, çok azımız mutluluklarını hesap eder. Bu gün sadece mutlulukları, güzel anılarımızı konuşsak olmaz mı?
Selâm ve sevgi ve merhamet ve muhabbetle efendim...
kaynak : https://www.zanka.com.tr/3844/ihanetten-daha-zalim-merhamet
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bekleyiş
General FictionKendimi güzel diye adlandıramazdım belki. Ne boyum uzundu, ne nefes kesen güzelliğim vardı; ne gözlerim renkliydi ne de ince belim, güzel bir fiziğim, kadife gibi sesim, bembeyaz tenim. Hikayelerden fırlamış bir kız değildim anlayacağınız. Zaten ben...