Bölüm 4: Nar çiçeği rengi

194 26 21
                                    

"Hem, şimdilik yanımızda başka birinin olmasını istemiyorum. Seninle yapacak daha çok şeyimiz var Jeno-ah." 

Yüzüme yayılan gülümseme ile ona baktım bir süre ve kendinden emin bir edayla başımı salladım. "Hepsini yapacağız." Jaemin tekrar önüne döndü ve kitabını okuyan Renjun'i izledi bir süre daha. İhtiyacım olan tek şey buydu sanırım. Onun dudaklarından dökülen güven verici bir cümle. Yanımda olacağını bilmem yeterliydi yanında olmam için. Daha doğrusu sanırım yaptığım şey kendimi ona adamaktı. Ama bunu algılayamayacak kadar düşkündüm ona. O benim arkadaşımdı. Benim en yakın arkadaşım, Na Jaemin. 

Ona karşı hissettiklerimi kolayca anlatabilirdim ve belki bir gün anlatırım da. Ama Renjun benim için tam bir gizemdi. Yazın her gününde, yanında kimse olmadan neden bu kütüphaneye geldiğini, neden arkadaşları ile zaman geçirmediğini ve neden tüm gün kitap okuyup kimseyle bir cümle konuşmadan kalkıp gittiğini anlamazdım. Neden onunla göz göze geldiğimde ürperdiğimi de anlamazdım. Farklı bir şey vardı o çocukta. Benim anlama yetimin de üstünde bir şeydi bu.

Burada, masaya yaslanmış gerçekten kitap okuyan Renjun'i gizlice izleyen, yalandan kitap okuyan en yakın arkadaşım Jaemin'e bakmaktan başka bir şey yapmazken onu ilk gördüğüm zamanı düşündüm. Herkesin birbirini tanıdığı bu yerde başka bir şehirden buraya taşınacak olan ailenin duyulmamış olması garipti. Kimse onlar hakkında konuşmamıştı ama bir gün birden bire son sahibi öldüğünden beri boş olan evin önünde bir kamyon durmuş, eşyalar indirilmeye başlanmıştı. Tabii ben bunu akşam yemeğinde ailemden duymuştum. O kadar da ilgimi çekmiyordu doğrusu. Ama ailenin yaşıtımız bir çocuğu olduğu duyulduğunda bu okulumdaki tüm öğrencilerde bir şok etkisi yaratmıştı. Dediğim gibi, buralardaki herkesi tanırdık ve uzun süredir yeni biri okulumuza gelmemişti. 

Onunla ilk karşılaşmam okulda gerçekleşti. Dersin ortasında sınıfımızın kapısından gelen tok bir ses duyduk ve kapı yavaşça açıldı. Öğretmenimiz dışarı çıkıp kapının arkasındaki müdür ile konuştuktan sonra yanındaki Renjun'le sınıfa girdi. Onu tanıttıktan sonra ön taraflardaki boş sıraya oturmasını söyledi ve biz ona bakakaldık. Biz dediğim, bütün sınıf ona bakakalmıştık. Bu çok sıradan bir sahne olsa da onun sınıfa girerkenki duruşu hepimizi etkilemişti. Genel olarak (istisnalar olsa da) hepimiz 15 yaşındaydık ve daha önce onun gibi birini hiç görmemiştik. Üzerinde okulumuzun gömleği vardı. Havalar hala daha sıcak olduğu için kısa kollu olanı giymişti. İncecik kolları birer ip misali sarkıyordu gömleğin geniş kol boşluğundan. Zayıf belinde ikinci bir tur atmaya başlamıştı kemeri ve uzun gelen gömleğinin kenarları pantolonunun içindeydi. Kahverengi  saçları düzgün bir şekilde taranmıştı ve biçimli kahkülü kaşlarına kadar iniyordu. Fazla zayıf, fazla temiz ve fazla düzenliydi. Biz hiçbir zaman onun kadar temiz olmazdık. Futbol ya da benzeri şeyler oynamayı sevmeyen Jaemin ve ben bile hep üstümüzü kirletirdik bahçede.

Kısaca, Renjun'in bizden farklı olduğunu her şekilde görebiliyorduk. Pek heyecanlı bir kişiliği yoktu. Onu hiç bir şeyin peşinde koşarken, eğlenirken görmemiştim. Doğrusu şimdi düşünüyorum da, sanırım onun gülümsediğini bile görmemiştim daha önce. Nelerden hoşlandığını bilmiyordum. Nasıl biri olduğunu bilmiyordum. Merak etsem de öğrenmek istemiyordum aslında. En yakın arkadaşımı her hareketiyle kendine çeken bu çocuğu tanımak istemiyordum.

Yine de, onu gözlemlerken buldum kendini. Çünkü o gün Jaemin ders arasında sınıfıma geldiğinde onu görmüş ve birden durup ona hayranlıkla bakmıştı. Şimdi bile o gün göz göze geldiklerine yemin edebilirdi. Onu gördükten sonra hızlıca yanıma gelip birkaç kez koluma vurmuştu. O gün gördüğüm heyecanını tekrar göreceğimi düşünmüyordum ama bu kütüphanede otururken ve hatta Renjun ile her karşılaşmamızda tekrar görüyordum.

O ilk gün Jaemin'i nasıl sakinleştirdim bunu bilmiyorum ama şuanda yanımda otururken onun neler düşündüğünü anlatabilirdim. Bunları defalarca kez onun ağzından dinlemiştim çünkü. Ve şimdi hayran olduğu çocuğu izleyen en yakın arkadaşımı hayranlıkla izlerken biraz da olsa sızlıyordu kalbim. Sadece bana ait olan onu özlüyordum. Sadece benim olan, sadece beni seven en yakın arkadaşım, Na Jaemin.

Arkadaşımı hiç tanımadığım biri ile paylaşmak garip hissettirse de buruk bir tebessüm vardı yüzümde. Çünkü arkadaşımın yüzüne çok yakışıyordu gülümsemek. İyi hissetmemin tek nedeni buydu. Onu gördüğünde iki yana kıvrılarak dişlerini ortaya çıkartan dudakları ve parıldayan gözleri kalbimin hızlıca çarpmasına neden oluyor ve birden bire aklımı kaplıyordu. Ondan başka hiçbir şeyi göremiyordum adeta. O ve benden oluşan küçük dünyamın dışında başka biri daha vardı tabii. Her zaman unuttuğum ve her fark edişimde tekrar üzüldüğüm bir gerçekti.

Jaemin güzel görünüyordu. Jaemin gülümsüyordu. Jaemin iyi biriydi. Jaemin benim sahip olduğum her şeydi. Jaemin yanımda olması gereken tek kişiydi. Jaemin konuşuyordu.

Jaemin konuşuyordu ve ben bütün düşüncelerimin sustuğunu hissettim. Beynim boş bir kütüphaneydi ve içinde sadece onun sesi yankılanıyordu.

"Yorgun görünüyorsun." Mutlulukla parıldayan gözlerine anlayışla karışık hafif bir endişe yerleşmişti şimdi. Kurumuş dudaklarını usulca ıslattı ve gözlerimi hemen yeniden gözlerine çevirdim. "Bugünlük eve gidelim mi?"

Başımı sallayarak onayladım onu ve Renjun'i orada bırakıp kütüphaneden çıktık. Jaemin bana izlediği bir çizgi filmi anlattı yol boyunca. Daffy Duck'ın yaptığı aptalca şeylerle ilgiliydi sanırım. Pek hatırlamıyorum. Güneş batmak üzereydi o anda. Adlandıramadığım bir renk kaplamıştı ortalığı. Kırmızı, turuncu ya da sarı değildi. Mavi hiç değildi. Ne olduğunu tam olarak bilmiyordum ama biliyor olsaydım sanırım.. nar çiçeği rengini seçerdim.

Güneşin batmakta olduğu o anda takılı kaldım bir süre. Tatlı esinti esir etmişti beni. Arkadaşım bana bakıp gülümsedi. "O kadar yorgun musun gerçekten? Hiçbir şey yapmadık bile büyükbaba."

Gülerek elini bana uzattı. Parmaklarımı yerleştirdim onun parmaklarına fakat o elini biraz daha uzatarak bütün elimi kavradı ve sıkıca tuttu. Ne olduğunun farkında olmadan yüzüne bakarken derin bir nefes aldım o nefese ne kadar ihtiyacım olduğunu bilmeden. İhtiyacım vardı çünkü hemen ardından Jaemin beni de peşinden sürükleyerek koşmaya başlamıştı.

Ona yetişmeye çalışmadım çünkü arkasında koşarken, rüzgarla dağılan saçlarını ve kahkahalarıyla aydınlanan yüzünü görebiliyordum ve tanrı biliyor ya, bu yaz ayında yapmak istediğim, görmek istediğim tek şey buydu.

Evime vardığımızda ikimiz de nefes nefeseydik. Elimi bırakıp referans yaparcasına evimi göstererek saygıyla eğildi. "Buyur prenses."

Bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan ve ona yaklaşıp omzuna vurdum hafifçe. "Bir ara yemeğe gelmeyi unutma, annem seni çağırıp duruyor."

"Yakında onların oğlu olma unvanını senden çalacağım," doğrulup ellerini beline koydu ve sızlanarak bedenini geriye eğmeye çalıştı. "Yarın akşam gelirim yemeğe, bugün sadece duş alıp yatmak istiyorum."

"Düzgün bir şeyler giy, yine azar işitmeni istemiyorum."

"Upuzun etekli bir elbiseyle geleceğim, babanın bayılacağına eminim."

Yüzündeki hınzır sırıtışla yumruk haline getirdiği elini bana doğru uzattı ve ben de aynısını yaparak ona karşılık verdim.

"Yarın biraz daha erken ayrılırız ve hazırlanıp size gelirim." Jaemin bana hafifçe elini salladı. "Görüşürüz Jeno-ah."

Bir gün bunun son ettiği veda olmasından korkmuyordum o zamanlarda. Ölüm, bize çok uzak bir kavramdı. Biz gençtik ve oradan oraya koşup güler, eğlenirdik. Biz ölümsüzdük.

Secret Between Us [norenmin]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin