Kısım 5 Bölüm 16: Doğum günümüz

99 19 31
                                    

Farkındalık sonunda kendini gösterdiğinde şehrin meydanındaki küçük kafede oturuyordum. Olanları tahmin ettiğimin aksine idrak edememiştim daha. Atlattığımı, unuttuğumu sanmıştım ama şimdi burada, karşımda Renjun, çaprazımda Jaemin ile otururken farkındalık bir yıldırımmış gibi buldu beni. Yeniden o ormandaydım. Yağmur yüzünden tepeden tırnağa ıslanmıştım ve elimde, beni bulacak olan yıldırıma yolunu göstermek istermiş gibi bir metal parçasını tutuyordum. Tüylerim diken diken oldu, irkildim. Biz birlikte bir ceset saklamıştık. Üçümüz.

Dün akşamın son saatlerinde, cesedi gömdükten hemen sonra ormanda oturmuş ve muhabbet etmiştik. Eve nasıl dönmüştüm, bunu pek de hatırlamıyorum doğrusu. Yalpalıyordum. Hava soğumuştu ve ben de çok yorgundum. Bu yüzden yatağıma yattığım anda uyuyakalmıştım. Sabah kalktığımdaysa anneme Jaemin'in ailesiyle kavga edip dışarı çıktığıyla ilgili bir şeyler gevelemiştim. O da çok sorgulamamıştı zaten. Babama bundan bahsetmeyeceğini söyleyip odamdan çıkmıştı. Bütün bunlar olduğu sırada gece olanların farkında değildim. Hatta annemin söylediği yalana kendimi inandırmış bile olabilirim.

Ancak şimdi, bu küçük masada otururken olanları görmezden gelmem imkansızdı. Başımı kaldırdığım zaman farkındalığın bulduğu ve yakalayıp sıkıca sarmaladığı tek kişi olmadığımı anladım. Jaemin de Renjun de sessizdi, öylece önlerindeki içeceklere bakıyorlardı. İkisi de düşünceli görünüyordu. Ortamı yumuşatmam gerektiğinin farkındaydım ancak bütün benliğim karşı çıkıyordu buna. Ne ağzımı açıp bir şey söyleyebiliyor ne de gülümseyebiliyordum.

"Sanırım ilk önce düzgün bir şekilde tanışmamız gerekiyor." Sessizliği bölmeye cesaret edebilen kişi Renjun oldu. Jaemin ona bakarken gözlerinden ona minnettar olduğu okunuyordu ve doğrusu, ben de öyleydim. "Gergin olmanızın nedeniymişim gibi hissetmekten alıkoyamıyorum kendimi."

Jaemin gülümsedi. Sessiz ancak anlamlı bir gülümsemeydi bu. Ondan aldığı cesaretle devam etti Renjun. "Adım Renjun. 2-2 sınıfındayım. Siz de Jeno ve Jaemin'siniz."

Başımı sallayarak onayladım ve hafifçe gülümsedim. Jaemin kıkırdadı. "Bizi tanıyorsun, buna inanamıyorum.~"

"Sürekli birlikte dolaşıyorsunuz ve sen," İşaret parmağını Jaemin'e doğrulttu. "çok fazla ses yapıyorsun. Sınıfımıza girip bütün sessizliği bozuyorsun. Senin yüzünden kitap okumak için başka bir yere gitmeye başladım teneffüslerde. Ayrıca, ilk geldiğimde öyle sinirimi bozuyordun ki seni boğmak istiyordum. Kişisel algılama ama uzaktan gerçekten sinir bozucu görünüyorsun."

Bir süre Renjun'e baktım ve sonra gülmeye başladım. Açık biri olduğunun farkındaydım her zaman ancak bu kesinlikle beklemediğim bir şeydi. Çok zaman geçmeden Jaemin de bize katıldı ve güldü. Doğrusu bu biraz nostaljik hissettiriyordu.

"Üzgünüm üzgünüm~" Jaemin kahkahalarının arasında sevimli bir ses tonuyla söyledi bunları. Nefes alış verişleri hızlanmıştı. Yüzünde geniş bir gülümseme vardı. "Beni uyarmalıydın!"

Renjun omuz silkti ve içindeki buzlar yüzünden yüzeyi buharlanmış olan bardağı eline aldı. Masadan kaldırdığında bardağın kenarından akan bir damla masada birikmiş olan ıslaklığa düştü. Kenarda duran peçetelikten bir peçete alıp ikiye katladım ve içeceğin biraz önce durduğu yere yerleştirdim. Renjun ince sesiyle neredeyse fısıldayarak teşekkür etti bana. Geri çekilirken bir süre için yüzünü inceledim. Kaldırdığı bardağın içine bakıyor olduğu için gözleri kısılmıştı ve dudakları öne doğru hafifçe büzülmüştü. Bardağın içinde, erimeye başlamış olan buzlardan biri dudağına çarptı, Renjun bardağı çekip biraz önce koyduğum peçetenin üzerine yerleştirdi ve dilini biraz çıkartarak dudaklarının üzerinde gezdirdi. Hemen ardından yeniden gülümsedi. "Öğretmenlerin uyarılarını bile dikkate almazken beni mi dinleyecektin?"

"Dinlerdim aslında." Jaemin çekingen bir tavırla başını çevirdi ve kafenin içine doğru baktı. Hafifçe gülüp elimi Jaemin'in omzuna koydum. "Sana aşık çünkü."

"Hayır, değilim!" Arkadaşım telaşla ellerini havada salladı, bu sırada başını da iki yana sallıyordu. Beni ittirdiğinde daha çok gülmeye başladım.

Jaemin ile atıştığım dakikalarda Renjun hiç konuşmadan izledi bizi. Ara sıra içeceğini içti, ara sıra da gülümsedi. Ondan gelen tek ses bardağa geri düşen buzların tıkırtısıydı. Aramızdaki soğukluk biz konuşmaya devam ettikçe, bardağımızdaki buzlar gibi usulca eriyip gitti ve geriye ısınmaya başlayan, samimiyetle kaynamayı bekleyen kalplerimizi bıraktı.

Birkaç ay sonra bugüne dönüp baktığımda pişman olmayacaktım. Pişmanlığın hiçbir şeyi çözmediğini bilecek kadar pişman olmuştum hayatımda. Gerçi, hiçbiri bu kadar büyük olaylar için değildi. Ancak ne cesedi saklamaktan, ne de arkadaşımın başına gelen bu olaydan pişmandım.

Arkadaşıma doğumgünü pastası almadık. Bunun aksine pastaneden birer kek, birkaç paket de cips alıp Jaemin ile her zaman kitap okumak için gittiğimizde çalılıklara gittik. İlk önce Jaemin oradaki büyük ağacın gövdesine yaslandı. Ardından ben yanına gittim. Benim ardımdan da Renjun, Jaemin'in öteki tarafına oturdu. Ayağın gövdesi öyle genişti ki başımı çevirdiğimde arkadaşımı göremiyordum. Dalları uzundu. Hepimizi yapraklarının gölgesinde bırakacak kadar uzundu. Havanın sıcaklığına rağmen tatlı bir esinti vardı, neredeyse uyuyabilirdim bile.

İşte böyle bir andayken Jaemin bize o gece olanları anlattı. Kadının ona nasıl baktığını tarif etmeye çalışırken sesinin titrediğini duydum. Elini tutmak ve ona sorun olmadığını, geçeceğini söylemek istedim ama bunu yapamadım çünkü bunlar doğru değildi. Asla geçmeyecekti, Jaemin bununla, yaptığımız şeyin ağırlığıyla yaşamaya devam edecekti. Benimse yapabileceğim tek şey yanında olmaktı.

Bir insan öldüğü için üzülmek istedim. Sanırım biraz da babamdan kaynaklı olan güçlü bir adalet duygum vardı. En kötü insan bile cinayete kurban gitmemelidir, diye düşünürdüm. Ancak ölü İngilizce öğretmenimiz için böyle düşünemiyordum. Ona öfkelendim. Ölmeyi hak ettiğini düşündüm. Bunun yanlış olduğunu biliyorum ancak düşüncelerimi kontrol etmem zordu. Arkadaşımın nasıl bir acı çektiğini sesinden duyarak anlayabiliyordum çünkü.

Renjun yerde yana kayarak Jaemin'e yaklaştı ve başını omzuna koydu. Bir süre sonra Jaemin beni çağırdığında ben de aynısını yaptım. Renjun onun koluna sarılmıştı, bense onun aksine elini tuttum ve bir süre böyle durarak hislerimizi paylaştık.

Doğrusunu söylemek gerekirse, mutluydum. Sabah kafede buluştuğumuzda yaşadığım gerginlik tamamen gitmişti. Renjun ile de iyi geçinebilecekmişiz gibi görünüyordu. Arkadaşımın en büyük hayali olan Huang Renjun artık bizimle takılıyordu. Bu olayın üzerimizde yarattığı etkilerin artılarına ve eksilerine baktığımızda sanırım artıları daha fazlaydı. En azından ben buna inanmayı planlıyordum.

Çenemi kapatacak ve o gecenin varlığını zihnimin en gerilerindeki sandığa kilitleyip anahtarını nereye koyduğumu unutmaya karar verdim. Bundan sonra Na Jaemin, Huang Renjun ve ben en yakın arkadaşlar olarak hayatımıza devam edeceğiz ve mutlu olacağız.

Günbatımı etrafı turuncunun tonlarına boyamaya başladığında başımı kaldırıp onlara baktım ve kararımda ne kadar haklı olduğunu gördüm. İçimde, güvenilir biri olup olmadığına dair hakkında binbir şüphe barındırdığım Renjun uyurken öyle masum görünüyordu ki. Ve Jaemin, Jaemin ise huzurlu görünüyordu. Uzun zamandır olmadığı kadar huzurluydu. Gülümsüyordu. Gözlerine düşen saçlarını dikkatlice geriye ittirdim. Hafifçe kımıldadı ama bu hareketi Renjun rahatsız edecek kadar çok değildi. Onların bu görüntüsü sayesinde ben de kendimi iyi hissetmeye başladım. Sıcak yaz esintisini tattım bu sırada. Saçlarımı uçuran esintinin geçişiyle esnemekten alıkoyamadım kendimi. Tekrar ağaca yaslandım ve başımı Jaemin'in omzuna yaslayıp gözlerimi kapattım.

O yağmurlu günün ardından baştan başlamış olan yeni hayatıma sandığımdan da çabuk alışacaktım sanırım ve bununla ilgili hiçbir şikayetim yoktu. Uyuyakalmadan önce tek bir şeyi düşündüm. 'Doğum günümüz kutlu olsun, Jaemin-ah.'

Secret Between Us [norenmin]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin