Bölüm 14: Ürkek bir sesin yardımı

141 24 64
                                    

Düşüncelerim birbirine girmişti ve ben ne düşündüğümün farkında değildim. Yeniden paniklemeye başlamıştım. Yine de bu seferkinin şiddeti biraz daha azdı çünkü Jaemin yanımdaydı ve iyiydi. Gelecek dışında bir bilinmezlik yoktu ve şuan geleceği düşünebilecek durumda değildim. Neler olduğunu bilmiyordum, midem yanıyordu ve dönüp arkadaşımın yüzüne bakamayacak kadar korkuyordum. Bir süre, aklımı toplayıp sakinleşene kadar bir şey düşünmedim. Gök gürledi. Hava karanlık ve boğucuydu. Yağmur hala tüm şiddetiyle yağmaya devam ediyordu. Yine de kalp atışlarım öyle hızlıydı ki benim için yağmurun sesini bastırıyordu.

Yağan yağmur, yerdeki kadının başından akmakta olan kan damlalarını suya karıştırarak dağıtıyor, yerleri pembe renge boyuyor ve kısa sürede kanı tamamen dağıtıp yok ediyordu. Bir an için ne kadar çok kan aktığına şaşırdım. Neler olmuş olabileceğini düşünmemiştim, buna odaklanabilecek durumda değildim daha. Jaemin onu öldürmüş olamazdı. Emindim, sokağın önünden geçerken içeriye bakmış ve onu yerde yatarken görmüş, korkup beni aramıştı. Buna emindim.

Aynı o gün, yan komşusu Bayan Shin'in köpeğinin öldüğü günkü gibi suçlanacaktı.

O gün gözlerindeki bakışlar aklıma geldiğinde bir kez daha düşünmeme gerek kalmadı. Şemsiyeyi arkadaşımın eline tutuşturdum ve yüzüne bakmadım. Yüzüne bakarsam tereddüt edeceğime emindim. Ceketimin kollarını dirseklerime kadar çektim ve cesedin yanına gidip yere eğildim, yerdeki bedeni omuzlarından tutup yavaşça çevirerek sırt üstü yatırdım ve saçlarını çekip yüzüne baktım. Tanıdığım bir yüzdü. Solgunlaşmaya başlamış, dudakları morarmış İngilizce öğretmenimizdi karşımda yatan. Birçok kez arkadaşımın etrafında gördüğüm, rahatsız edici bakışlarını işlediğim kadındı. Onu gördüğümde, bunu yapanın Jaemin olabileceğini düşündüm bir an için. Ama bunu düşünmenin zamanı değildi.

"Jaemin-ah, beni dinle. Senden telefon kulübesine gitmeni istiyorum." Arkadaşıma döndüm. "Oraya git ve polisi ara. Beni tesadüfen gördün, tamam mı? Telefon kulübesine git ve benim dokunduğum yerleri sil, yağmur yüzünden anlaşılmayacaktır ve, ve"

"Siz orada ne yapıyorsunuz?"

Duyduğum ince ses düşüncelerimin kesilmesine neden oldu ve bir şimşek gibi beynime saplandı. Yakalanmıştık. Biraz önce başını iki yana sallayıp ağlayan arkadaşım öylece bana bakıyordu. Yağmurun sesi azalmıştı. Belki de bu sayede duyabilmiştik o ince sesi.

Birini korumak için ne kadar ileriye gidebileceğimi daha önce hiç düşünmemiştim ama şimdi biliyordum. Bir insanın nasıl öldürülebileceğine dair yöntemler aklıma doluşurken ne yapabileceğimin farkındaydım. Ellerimi sıkmıştım. Eğer anlattıklarıma inanmazsa onu dövmeye hazırdım. Daha önce hiç dövüşmemiş olsam da baskı altındayken yapabilirdim sanırım.

Ancak buna gerek kalmadı.

"Dediklerine inanacaklarını mı sanıyorsun?" Dedi ince bir ses. Hoş bir tınısı vardı. Bana çok tanıdık gelen bir sesti. Başımı yavaşça ona doğru çevirdim ve bu an bana saatler geçmiş gibi hissettirdi. Gergindim. Birinin bizi görmüş olmasından duyduğum korku ile hızlıca çarpıyordu kalbim. Biri bizi ve yerde yatan kadını görmüştü. Bir saniyeliğine de olsa aklımdan şu düşünce geçti; bizi gizlice dinleyen bu kişiyi öldürmem gerekebilir. "Onu saklamalısınız, ikinizin de yalanlarına inanmazlar."

Renjun'in sakin bakışlarını ve cılız vücudunu gördüğümde tuttuğum nefesimi bıraktım. Bizi görebilecek onca kişi içinde Renjun berbat bir seçimdi. Arkadaşımın hayranı olduğu çocuk orada dikiliyor ve bir bana bir Jaemin'e bakıyordu. Üzerinde ince bir pantolon ve çizgili, kısa kollu bir üst vardı. Siyah renkli bir şemsiyeyi tutuyordu. Sokak lambasının soluk renkli ışığı, şemsiyesinin alt kısmından giriyor ve solgun tenini renklendiriyordu. Dudaklarının ıslaklığını uzaktan bile görebiliyordum.

Arkadaşım baştan aşağıya titriyordu. Saçları yağmur yüzünden alnına yapışmış ve gözlerinin üzerine düşmüştü. Elini kaldırıp gözlerine düşen tutamları hızla kenara ittirdi ve Renjun'e doğru bir adım attı. "Renjun-ah, sandığın gibi bir şey değil." Sesi titriyor, neredeyse duyulmuyor ve yağmurun kısılmış olan gürültüsünün içinde kayboluyordu. "S-sadece bayıldı, yemin ederim."

"Sadece bayılsaydı böyle konuşmazdınız." Renjun başını çevirip etrafına bakındı ve sonra sıska kollarını zayıf bedenine sardı. Daha fazla konuşmasına izin veremeyeceğimi biliyordum. Onu korkutmalı ve kimseye söylememesini sağlamalıydım. Bu yüzden yerden kalktım ve onun üstüne doğru yürüdüm. "Geri dön ve bizi hiç görmemiş gibi davran, burada olanlar seni ilgilendirmiyor Huang Renjun."

"Sizi gördüğüme göre artık beni de ilgilendiriyor."

Renjun beni hiç umursamadan yanımdan geçti ve kadının yanına eğildi. Onunla konuşurken düpedüz gözlerime bakmıştı. Aklından neler geçtiğini anlayamıyor, bakışlarını okuyamıyordum. Ama bildiğim tek bir şey varsa, benden korkmamıştı.

Bunca zamandır onu izlememe rağmen onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum ve o da öğrenmeme yardımcı olmuyordu.

"Eğer hala yaşıyorsa onu hastaneye götürmeliyiz." Başımı çevirip ona baktığımda elinin kadının burnunun altında olduğunu gördüm. Jaemin titremeye devam ediyordu. Renjun'in aksine onun duyguları yaptığı her harekette belli oluyordu.

Renjun ince parmaklarını kadının bileğine sardı ve kısa bir süre sonra elini çekip ağzına siper etti. İlk defa yüzündeki ifadenin ne olduğunu anladım. Korkuyordu. Başını bize çevirdiğinde gözlerinde bu ifade vardı. Elini ağzından çekti. Sesi ürkek ve zayıftı. "Ölmüş.."

Bir tek kelimeyle bütün hayatım yıkılmıştı. Kadının ölümü en yakın arkadaşımın hapse gireceği gerçeğini kesinleştirmiş, bundan emin olmama neden olmuştu. "İkiniz de gidin buradan." dedim hiç düşünmeden. Kararımı çoktan vermiştim, Jaemin'i sonuna kadar koruyacaktım. Birçok hayali olan arkadaşımın bu şekilde sönüp gitmesine izin vermeyecektim. "Beni bu akşam hiç görmemişsiniz gibi yapın. Anlıyor musunuz?"

Renjun'in yanına eğildim ve iki parmağımı kadının bileğine bastırdım. Nabzını duymuyordum. Gerçekten de ölmüştü. Jaemin elini omzuma koydu. Başını bir sineği kovmak istermişçesine hızlıca sallıyordu. "Bunu yapamayız, hayır.. O zaman sen.."

"Hapse girmene izin vermeyeceğim Jaemin-ah." Onu kendime çekip kollarımı omuzlarının biraz aşağısından bedenine sardım. Hala titriyordu. Belli etmesem de en az onun kadar korkuyordum ama arkadaşım için, soğukkanlı olmalıydım. Elimi sırtına koyup hafifçe hareket ettirdim. "Beni ziyarete gelirsin, değil mi? Ben.. her şeyi halledeceğim."

Arkadaşımın hapse gireceğinden emindim. Babamın işinden edindiğim azıcık bilgi bana Jaemin'in savunmasının ne olursa olsun işe yaramayacağını gösteriyordu. Ama benim amaçsız hayatım onunkinden daha değerli değildi ve onun için bunu yapabilirdim. Kardeşleriyle olmalıydı. Eğer Jaemin hapse girerse ailesi yıkılırdı ve oturup bunun olmasını izlemek istemiyordum.

"Şey," Renjun'in güçsüz sesini duyduğumuzda onun burada olduğunu tamamen unutmuştum. Ayrıca, kararımı da vermiştim. Ama sonra Renjun hepimizin hayatını değiştirecek olan fikrini ortaya attı. "Onu ormana götürüp gömersek.." Biraz durakladı, bunları söylemek onun için zor gibi görünüyordu. Yerde yatan kadına baktı tekrar. Derin bir nefes aldığını fark ettim. Hala tam olarak ne hissettiğini anlayamasam da korkuyor olduğu belliydi. Buna rağmen ürkek sesi son derece sakindi. Kelimelerini dikkatle seçiyordu. Ay ışığının aydınlattığı minik yüzündeki gözleri bir tezatlık oluşturuyordu sadece. Parlıyorlardı, ama bunun nedeni ay ışığı değildi. Daha önce, onu izlediğim onca zamanda hiç görmediğim bir ifade vardı gözlerinde. Eğer bulunduğumuz durumu bilmeseydim heyecanlandığını bile söyleyebilirdim. Ama bu durumda heyecandan çok adrenalin olabilirdi sanırım. Yasak bir şeyi yapıyor olmanın verdiği garip heyecan. Mutluluk ya da istek değil. Salt heyecan. Belki de onda gördüğüm ifade buydu. Gözlerinin milyonlarca yıldızla doluymuşçasına parladığı bu anda ne düşündüğünü bilmek istediğimi düşündüm. Renjun dudaklarını ıslattı ve başını bize çevirip ürkek sesiyle sözlerini tamamladı. "Kimse hapse girmek zorunda kalmaz."

Secret Between Us [norenmin]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin