SB11

3.1K 399 131
                                        

"Avukat mı, hakim mi, savcı mı?" dedi Sıla kolumdan tutup beni ayağa kaldırırken.

"Ne?" dedim şaşkınca.

"Hangisi olmak istiyorsun?"

"Avukat ve biz nereye gidiyoruz?" dedim.

"Ben olmasam dışarı çıkacağın yok. Hava çok güzel ve senin sınıfta tek başına oturmanı istemiyorum." dedi. Bunun üzerine ona bakıp içtenlikle gülümsedim.

"Teşekkür ederim Sıla."

"Hiç önemli değil. Her ne kadar öbür insanlar gibi samimi bir arkadaşlığımız olmasa da yakında en yakın arkadaşım olacağını hissediyorum."

Haklıydı sanırım. Onunla iyi anlaşmıştım. "Ben de öyle düşünüyorum."

"O zaman gelecekteki arkadaşınla ilk gezme teklifini kabul eder misin?" dedi bana bakarak.

Bir sorunumun olduğunu biliyordu ve beni mutlu etmek istiyordu. Kim bilir belki onun da benimkisi gibi acı bir hikayesi vardı. Belki de yüzündeki masum gülüşün altında yatan binlerce kırgınlık vardı.

"Kabul ederim tabi." dedim ve halsiz bir şekilde güldüm. Sonra ikimiz de birlikte fakülteden çıktık. Çıkar çıkmaz istemsiz bir şekilde Oğuz'u geçen gün gördüğüm yere baktım.

Yutkunarak hemen bakışlarımı kaçırdım. Ordaydı. Ellerini göğsünde birleştirmiş ve gözleri beni arıyordu.

O ordayken yürüyebilir miydim bilmiyorum ama bunu yapmam gerektiğini düşünüyordum. O da ben de birbirimizi çok özlemiştik.

Buraya gelirken aklımda olan şey tam olarak bu değildi ama sonuç olarak Oğuz'u görmüş, yanından geçmiş, kokusunu almış ve yıllar sonra sesini duyabilmiştim.

"Şu tarafa doğru yürüyelim mi?" dedi Sıla Oğuz'a doğru giden yolu işaret edip.

"Olur yürüyelim." dedim. Sesim sanki içime kaçmıştı. Sıla'yla birlikte oraya doğru adım adım yürürken o heyecanla konuşuyordu. Tıpkı benim eskiden hiç susmadığım gibi.

"Üniversite tam olarak hayallerimdeki gibi. Hatta hayallerimden bile daha güzel ve büyük." dedi heyecanla etrafına bakınırken.

Oğuz'a adım adım yaklaşırken onun beni çoktan gördüğünü düşünüyordum ve saçma sapan bir şey yapmak istemiyordum. Beni görmek istiyordu ve bunu ona çok görmemeliydim. Ne olursa olsun biraz daha zaman geçirmeliydim burda.

Ben de başımı kaldırıp ona bakmamak için kendimi zor tutuyordum ama eğer bir kere olsun gözü gözüme değerse onu da kendi sorunlarımın içine çekeceğimden korkuyordum.

Onu gerçekten çok seviyordum ve bu sevgim onu üzmemem gerektiğini söyleyip duruyordu. O her ne kadar yanımda olmak istese de ona bunu yapmamalıydım.

Onu terkedip giden ben olmama rağmen onu tekrar ve tekrar üzemezdim. Buna hakkım yoktu.

"Bu arada nerelisin sen Damla? Buralı mısın yoksa başka bir şehirden mi geldin?"

"Hayır buralı değilim. İstanbulluyum. İlk defa geliyorum diyebilirim buraya. Sen nerelisin?" dedim.

"Ben buralıyım ama Edirne'de oturuyoruz. Babam öğretmen olduğu için hep şehir şehir geziyoruz."

Babam öğretmen olduğu için hep şehir şehir geziyoruz.

Babam...
Babam...

Benim artık baba diyecek bir babam bile yoktu. Biliyorum çok yanlış bir zamandı ama gözlerim dolmaya başlamıştı. Dolan gözlerimle Sıla'ya baktım ve arkamı dönüp resmen koşmaya başladım. Kimsenin beni görmesini istemiyordum.

SEVSENE BENİ 2 | TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin