SB15

3.1K 375 105
                                        

Heyecandan nasıl başlayıp bittiğini bile anlamadığım derslerin sonuna gelmiştik. Ders biter bitmez Sıla'yla birlikte derslikten çıkmış ve birlikte yürüyorduk.

"Ne hediye alacağın hakkında bir fikrin var mı?" dedi Sıla yüzüme ilgiyle bakıp. Arkadaşlığımız çok yeniydi ama birbirimize benzediğimiz için çok iyi anlaşıyorduk. Bu güzeldi. Hatta çok güzeldi.

"Aslında bir fikrim var." dedim gülümseyerek. Aklımdaki şeyi çok daha önceden yapmayı düşünmüştüm ama doğum günü hediyesi olarak vereceğimi asla tahmin edemezdim.

Oğuz'a pahalı bir şey almak yerine onu gülümsetecek ve her zaman yanında olabilecek bir şey vermek istiyordum.

O istediği her şeyi zaten kendine alabilirdi. Ben ona anlamlı bir şey vermek istiyordum.

"O fikri hemen benimle de paylaş." dedi Sıla heyecanla.

"Mp3 çalar alacağım ve içine iki sene boyunca bana yol arkadaşlığı yapan ve dinlerken ağladığım ama Oğuz'un durduk yere aklıma gelip gülümsediğim şarkıları koymak istiyorum. Anısı olan güzel şarkıları."

"Böyle bir şeyi düşünsem aklıma bin yılda ya anca gelir ya da gelmez. Çok güzel düşünmüşsün cidden. Hayran kaldım şu an düşüncene."

Gülümsedim.

Oğuz'u hatırlatan her şey nasıl olur da bana huzur verirdi hiçbir fikrim yoktu. Babam hasta olduğu zamanlar kendimi o kadar çaresiz hissediyordum ki Oğuz yanımda olmamasına rağmen ona sığınıyordum. Bana verdiği hediyelerle dertleşiyordum.

O günler aklıma gelirken elim istemsizce boynuma gitti. Lise son sınıfta Oğuz'un daha kim olduğunu bile bilmediğim zamanlarda bana aldığı ve o günden sonra hiç çıkarmadığım kolyeyi avucumun içine alıp kazağımın altından çıkardım.

"Bunu bana Oğuz vermişti." dedim kolyeyi Sıla'ya göstererek. Sıla ise hayranlıkla boynumdaki kolyeye bakıyordu.

"Ya ama bu çok güzel." dedi kolyeye dokunarak. "Hala çıkarmadığına göre onu gerçekten de çok seviyorsun."

"Onu sevmekten başka bir çarem yok ki. Bana bu kolyeyi verdiği zamanlar kim olduğunu bile bilmiyordum. Pencereme koymuştu ve beni bu kuru papatyaya benzetmişti. Bunu vermekle kalmamış bu kuru papatyanın yağmuru olacağını da söylemişti." dedim hüzünle.

Yaşadığım en güzel günlerdi sanırım. Babam yaşıyordu ve tek derdim bana mesaj atan bir çocuktu. O zamanlara dönmek için nelerimi vermezdim ki...

"Oğuz seni çok seviyor gerçekten." dedi Sıla koluma girerken. "Bunu kaç kere söyledim ve daha kaç kere söyleyeceğim bilmiyorum ama sana bakarken nasıl göründüğünü kendi gözlerimle gördüm. Ne olursa olsun seni mutlu edecek."

"Haftaya doğum günü ve biraz korkuyorum galiba. İki yıl boyunca benden bir haber almadı ve şimdi durup dururken karşısına çıkacağım."

"Alacağı en güzel doğum günü hediyesi sensin." dedi Sıla beni bir alışveriş merkezine doğru yürütürken.

Alışveriş merkezine girip hediyelik eşyaların olduğu ışıl ışıl bölüme geldik. Uzun zamandır alışveriş yapmamıştım.

Şimdi burda olmak çok değişikti.

"Mp3 çalarlar şu tarafta."

Sıla'nın gösterdiği yere gidip Mp3 çalarlara göz gezdirdik. İçinden en beğendiğimi alıp etrafa tekrar göz gezdirdim. Bir tane de defter almak istiyordum.

Orta boy bir defter de alıp kasiyere gittik ve parasını ödeyip çıktık.

"Hangi şarkıları koyacaksın içine?"

"Yirmi tane şarkı koyacağım işte. Sana sonra söylerim." dedim Sıla'ya gülümseyerek. Şimdi artık ayrılmamız gerekiyordu.

"Tamam o zaman yarın görüşürüz." dedi Sıla bana sarılırken. "Teşekkür ederim." dedim ben de ona sarılırken.

"Dikkatli git."

"Sen de."

Sıla benden ayrılınca durağa giden yolda yürümeye başladı. Alışveriş merkezi bizim evimize biraz daha yakın olduğu için yürümeye karar vermiştim.

Telefonumu cebimden çıkarıp kulaklığımı taktım ve rastgele bir şarkı açtım. Herhangi bir bildirimim olmadığı için şaşırmıştım ama sonra mobil verimin açık olmadığını farketmiştim.

Mobil verimi açıp birkaç saniye bekledim. Beklediğim bildirim sayfama düşünce de gülümseyip kaldırıma oturdum. Oğuz mesaj atmıştı.

Oğuz: Dersin erken mi bitti? Çıkışta seni göremedim de.

Elimde olmadan deli gibi gülümsemeye başlamıştım. Çıkışta beni beklemiş ama görememişti.

Damla: Evet. Sıla'yla birlikte çıktık.

Damla: Sen nerdesin?

yazıp gönderdim. Nerde olduğunu merak etmiş ve bunu hiç düşünmeden yazıp göndermiştim. Eski Oğuz olsa direkt dalga geçip 'beni merak mı ettin?' derdi ama şimdi ne tepki vereceğini hiç bilmiyordum.

Oğuz: Evdeyim.

Attığı mesaja cevap vermeyip ayağa kalkıp tekrar yürümeye başladım. Yürürken titreyen telefonumu bile cebimden çıkarıp gelen bildirime bakmamıştım. Kısa bir yürüyüşten sonra eve gelmiş ve odama gitmiştim.

Annem hala işteydi ve evde kimse yoktu. Ben de aç olmadığım için direkt odama gelip üstümü değiştirmiştim ve şu anda yatağımda uzanıyordum.

Yarım saattir telefonuma gelen bildirimlere nihayet bakmıştım.

Oğuz: Neden cevap vermiyorsun?

Oğuz: Bir sorun mu var?

Oğuz: İyi misin Damla? Nerdesin şu an?

Hala çocuk gibi davrandığıma inanamıyordum. Cevap vermemekle sadece Oğuz'u telaşlandırıyordum.

Damla: Özür dilerim. Çok yorgunum. Uzanıyordum.

Oğuz: Tamam o zaman. Sen dinlen.

Oğuz: Yine kendini kötü hissediyorsundur diye telaşlandım.

Damla: Yürüyordum ondan cevap veremedim.

Oğuz: Tamam o zaman yorgun olduğunu söyledin yemeğini yedikten sonra biraz uyu.

Gülümsedim. Mesaja 'tamam anne.' diye cevap vermemek için kendimi zor tutuyordum. Buraya gelmeden önce de tahmin ettiğim gibi Oğuz bana iyi geliyordu. Hatta çok iyi geliyordu. Attığı her mesajda resmen kelebek hissi yaşıyordum.

Damla: Tamam o zaman görüşürüz.

Oğuz: Görüşürüz.

görüldü, Damla

Damla'nın mp3'e koyduğu şarkıları da yazayım mı bölüm içinde yoksa yazmayayım mı?

Son olarak birkaç gün bölüm gelmeyecek bölüm yazıp biriktirince tekrar görüşürüz ❤️

SEVSENE BENİ 2 | TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin