Kendi kendime uyandığım bir sabaha açmıştım gözlerimi. Heyecanım zaten yatmama izin vermediği gibi bir de beni erkenden uyandırmıştı ama bundan rahatsız mıydım? Hayır.
Yataktan kalkıp önce lavaboya gittim ve elimi yüzümü yıkadım. Sabahın köründe uyandığım için çok sessiz hareket ediyordum çünkü saat daha sabahın altısı bile olmamıştı.
Hazır kalkmışken anneme kahvaltı da hazırlamak istiyordum.
Elimi yüzümü yıkayıp tekrar odama gittim ve dolabımdan giyeceğim şeyleri çıkarıp hızlıca giydim. Uzun zamandır makyaj yapmıyordum ama bugün yapasım vardı biraz. Rimelimi ve rujumu makyaj çantamdan çıkarıp ikisini de sürdüm. Bundan fazlasını yapmak istemiyordum. Makyaj kadını tamamlayan şeydi bence ama hala iyi bir makyaj becerim yoktu.
Yatağımı da toplayıp penceremi açtım ve perdeyi çekip mutfağa gittim. Saat altı buçuk olmuştu bile.
Mutfağa girer girmez önce demliğe su koyup ocağa bıraktım ve dolaptaki kahvaltılıkları teker teker çıkarıp masaya koydum. Haşlansın diye üç yumurtayı da suya koyup ocağa bıraktım çünkü dün akşam Sıla'yı da kahvaltıya çağırmıştım. Yumurtaları da hallettikten sonra o an ekmeğimizin bittiğini gördüm.
Ekmek almaktan gerçekten nefret ediyordum ama sırf nefret ediyorum diye annemi uyandırıp gönderecek değildim.
Yanıma biraz para alıp ekmek almak için evden çıktım. Market Allah'tan eve biraz yakındı. Hızlı gitsem on, on beş dakikada gidip gelebilirdim.
Hızlı hızlı attığım adımlardan sonra nihayet markete gelmiş ve içeri girmiştim. Ekmeklerin olduğu kısma gittiğimde uzun boylu bir çocuk da ekmek alıyordu. Onun almasını beklerken birden bana döndü ve ağzım şok olmuş bir şekilde açıldı.
"Ali?"
"Damla?"
"Ne yapıyorsun burda?"
"Canım sıkılıyordu da ekmek alayım dedim. Sen de doğum gününe geldin galiba." dedi gülerek.
"Mizah anlayışına hayranım gerçekten." dedim gülerek ama asla hayran değildim.
"Teşekkür ederim genelde herkes hayrandır."
"Ciddi ciddi soruyorum buraya yolun mu düştü yoksa burda mı yaşıyorsun?"
"Hemen bir alttaki mahallede yaşıyorum. Senin de burda yaşadığını biliyorum zaten."
"Biliyorum musun? Nasıl yani?"
"Arkadaşınla gelirken görmüştüm sizi."
"Bir dakika ya. Ben de Oğuz benim evimin adresini nerden biliyor diyordum. Sen mi söyledin?"
"Tabii ki ben söyledim. Başka kim söyleyecek?" dedi gülerek.
"Keşke şasırsaydım." dedim ben de gülüp üç ekmek alıp poşete koyarken.
Sonra ikimiz de birlikte kasaya gittik.
"Üç ekmek kaç lira?"
"Beş, altı liradır herhalde."
"Tüh ödemek isterdim ama o kadar param yok. Başka zamana artık. Komşu sayılırız sonuçta."
Gülerek cevap verdim.
"Tamam komşucuğum."
İkimiz de paramızı ödeyip marketten çıkarken Ali yine konuşmaya başladı.
"Ay bu arada Oğuz bizde. Söylemeyi unuttum."
"Ne?" dedim şaşkınca. "Sizde mi? Neden?"
"Ya dün siz gittikten sonra üçümüz de bize geldik sonra senin de burda yaşadığını söyledim falan. O da yanına geldi sonra da geç olunca annem ve babam gitmelerine izin vermedi. O da Alper de şu an bizde."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEVSENE BENİ 2 | Texting
Short StoryDamla: Kimsiniz? 0545#: Bunun senin için bir önemi var mı bilmiyorum ama uzatmadan söyleyeceğim. Damla: Bunun benim için önemi olmadığını düşünüyorsan bana niye mesaj atıyorsun o zaman? 0545#: Belki de seni hala sevdiğimdendir. SEVSENE BENİ'NİN 2. K...
