'Taehyun gideli sadece bir gün olmuştu. Bu sürede Beomgyu sinirini üzerinden atamadığı halde mantıklı düşünebilmişti. Nasıl yaşamıştı bunca saçma şeyi? Gelip kendisini mi bulmuştu bunlar?
"Tanrı'm, delireceğim!" Sandalyesinden kalkıp balkona çıktı. Biraz etrafa bakınıp derin derin nefes aldı. Bakarken dikkatini çeken şey, evin karşısındaki ormanın içinde parlayan şey olmuştu. Işıl ışıl parıldayan bir şey resmen 'Ben buradayım' diyordu. Ama küçücüktü.
Hızlıca aşağıya inip ne olduğuna baktı. Küçük bir anahtardı sadece. Gümüş rengi vardı. Ciddi anlamda gereksizce ver garipçe parlıyordu. Beomgyu gözlerinin ağrıdığını hissetti.
Tek merak ettiği, bu anahtarın nereyi açtığıydı. Ama bu bir anahtardı. Başka bir ülkeden buraya getirilmiş bile olabilirdi. Her yeri açıyor olabilirdi. Hiç bir açmama ihtimali bile vardı.
Aklına bir görüntü geldi Beomgyu'nun. Okulun deposunda herkesin gitmeye korktuğu bir yer vardı. Oraya daha önce Minho ile birlikte gitmişti. Oradaki kapılardan biri kilitliydi ve değişik bir şekle sahipti. Bu anahtarın o kapıya olabileceğini düşündü. Ama oraya tek başına gidemezdi.'
Beomgyu heyecan ve terle uyanmıştı. Gördüğü rüya garipti. Gerçek olabileceğini düşündü. Hızlıca evden çıktı ve rüyasında gördüğü yere geldi. O anahtar, buradaydı ve aynı şekilde parlıyordu. Beomgyu anahtarı alıp Minho'nun evine doğru koşmaya başladı.
...
"MİNHO! AÇSANA ŞU KAPIYI! ÇOK ACİL DİYORUM NEYİNE ANLAMIYORSU-" Kapıyı açan Minho'nun annesiyle korkuyla bir kaç adım geriye gitti. Az daha yumruğu kadının kafasına geçirecekti. "O-oh, merhabalar. Minho evde mi?" Kadın gülümsedi.
"Evde, odasında. Girebilirsin." Beomgyu kibar havasından çıkmamaya çalışarak eve girdi. Kadın değişik bir şeylerle ilgileniyordu. Raflarda sıra sıra kavanozlar, değişik sıvılar hatta kavanozlarda yılanlar, akrepler, böcekler vardı. Ailecek gariplerdi.
"Minho!" Minho'nun odasına geldi. Minho'nun odası olduğunu kömür siyahı kapı renginden anlamıştı. Kapıyı tıklattı. "Minho!" Ses gelmeyince içeriye girdi.
Minho bahçeye yerleştirdiği atış tahtasına ok atmaya çalışıyordu. Bu Beomgyu'yu şaşırmıştı. Ok attığını bilmiyordu. O kadar uzaktı ki atış tahtası, atsa nereye gittiğini asla göremezdi. Ama Minho araya hedef almıştı.
"O ok oraya gider mi? Iskalarsın bence." Minho yandan hafifçe sırıtıp oku attı. Dürbünü alıp Beomgyu'ya verdi. Bakınca tam ortasından vurduğunu gören Beomgyu hayrete düştü. "A-ama nasıl? Nasıl attın?" Minho 'bilmem' anlamında dudak büzüp dürbünle kendisi baktı.
"Wow, iyi atmışım. Her neyse." Oku ve yayı kenara bıraktı. "Bizim eve geleceğini asla düşünmezdim. Buraya geleceğin kadar önemli ne oldu? Merak ettim doğrusu."
"Hani çok önceden beraber gittiğimiz- yani aslında benim gittiğim senin beni takip ettiğin yer var ya, okulun en alt katı. Orada bir oda vardı. Hani biraz değişikti." Minho biraz çatık kaşlarla düşünmenin ardından kısaca başını salladı. "Sanırım, o odanın anahtarını buldum." Minho gözlerini büyüttü.
"Nasıl yani? Göstersene." Beomgyu anahtarı Minho'ya verince dikkatle incelemeye başlamıştı. Minho o kadar dikkatle bakıyordu ki Beomgyu 'odanın içinde ne olduğunu da çözmüştür' diye düşündü. "Hadi hemen gidelim."
-----
"Sadece ikiniz gelseydiniz, ben neden buradayım ya?" Hyunjin korkuyla etrafına bakıyordu. Minho'nun telefon feneri dışında bir ışık yoktu. Beomgyu telefonunu yanına almayı unutmuştu. Hyunjin'in de şarjı yoktu. Minho'nun şarjı da %7 kalmıştı. O da kapanırsa zifiri karanlıkta kalacaklardı.
"Buradasın çünkü neden olmasın?" Minho'nun cevabına ikisi de göz devirdi.
"Buradasın kankam çünkü ben dağ ayısı Minho ile tek kalmak istemedim. Uyuzluk yapmasa olmaz." Hyunjin'in korkusu, Beomgyu'nun merakı ve Minho'nun cesurluğu ile aradıkları odanın önüne gelmişlerdi.
"Geldik. Anahtarı ver." Minho anahtarı alıp yavaşça deliğe geçirdi.
"Hey, ne yapıyorsunuz siz burada!?" Gelen sesle üçü de korkuyla oraya döndü. Hyunjin çığlık atacakken Beomgyu ağzını kapamıştı. Gelen Jeongin'di.
"Aşkım, korkuttun beni." Hyunjin sıkıca sevgilisine sarıldı. Gerçekten korkmuştu. Jeongin sakinleştirmek adına saçlarını okşadı.
"Şu odaya bakacağız. Asıl sen neden buradasın?" Beomgyu'nun sorgusu yerine o oda ilgi odağı olmuştu Jeongin'in.
"Peşinizden geldim, siz öyle görünce. Her neyse. Bu oda mı? Buraya neden giriyorsunuz ki diye sormak isterdim ama bende merak ettim şimdi. Açsana kapıyı." Minho yavaşça kilidi açtı. Tam kapıyı açacakken Beomgyu durdurdu.
"Dur!" Bakışlar onu buldu. "Ya çok kötü bir şey çıkarsa. Ya hiç istemeyeceğimiz ve beklemediğimiz bir şey çıkarsa. Hyunjin'in ne kadar korktuğuna bak. Bende de cesaret çok az var. Jeongin'de içeriye dalmak istemez. Yani, ne yapsak ki?"
"Ben bakarım. Siz geriye çekilin." Minho yavaşça kapıyı açtı. O anda telefonun şarjı bitti ve ışık söndü. Açılan kapıdan bir el uzanıp Minho'yu yakasından tuttu ve hızla çeriye çekip kapıyı kapattı.
|||
En möykemmel yerde bitiren yazar kimmiş? Evet, evet benim, teşekkürler
Çok cesaret her zaman iyi değildir
Ama orada olsam bende direk odaya dalardım
Bir tane Stray Kids yetmedi iki tane birden koydum (Medyada da var. Yani 3.)
HYUNJİN'İN DÖNÜŞ ŞARKISINI ASLA UNUTMAYIN, UNUTTURMAYIN!
Unutana şaplatıyoruz bir tane feleğini şaşırıyor
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Anti-Romantic || Taegyu
RomanceTaehyun aşktan, romantizmden, sevmekten, sevilmekten, ilişkilerden nefret ederdi. Bunu yapan insanlarla iletişim kurmazdı. Kısacası hiç kimseyle iletişim kurmazdı. Anne ve babasıyla bile çok mecbur kalmadıkça konuşmazdı. Beomgyu, ona aşık en özel in...
