Nisan Çobanoğlu'ndan
"Ama sen de... Taktın çocuğa. Gayet kibar, saygılı biri."
Alacaklarımızı aldıktan sonra Ferit'e istediğini yapması ve ihtiyaçlarını alması için vakit vermiştim. Böylece biz Ozan'la kalmıştık. Bu soğuğun, çiseleyen yağmurun içinde konuştuğumuz konu tabii ki son günlerdeki gündemimiz olan Ferit'ti.
"Anlamıyorsun." dedi sitemle. Ardından saçını karıştırıp derin bir nefes aldı, durdu. Daha sonra çevreye bakıp gri, kapalı havanın etkisiyle olduğundan kat be kat daha iç karartıcı duran bir binanın kırmızı boyası yer yer dökülmüş, demir kapısını gösterdi.
"Gel, şuraya geçelim. Çiseliyor."
Dediği yere geçip yağmurun soğuk damlalarından kurtulduğumuzda kelimelerini toparlamak için olsa gerek biraz bekledi. "Anlamıyorsun." dedi tekrar.
"Senin yanında omzumu incitmeden önce hep ben vardım ama şimdi vaktinin çoğu onunla geçiyor. Onunla değilsen bile seanstasın. Ben, ben... Seni özlüyorum. Yanımdasın ama özlüyorum. Biliyorsun zaten ama yine de söyleyeyim, önceden benimle geçirip şimdi onunla harcadığın her dakikayı kıskanıyorum. Anlamıyorsun, Nisan. Anlamıyorsun, balım."
Söylediklerine karşılık biraz durdum. Sindirmesi zor şeylerdi söyledikleri. Bir yandan hissettiklerine, yalnız kalmış gibi olmasına üzülmüştüm ama bir yandan da içim içime sığmıyordu, tüm bu gri dünyaya inat renklerimi etrafa saça saça gülmek istiyordum.
"Ozan, ben..." dediğimde inanılmaz bir dikkatle baktı gözlerime. Öfkeli değildi, üzgündü, aynı zamanda sadece birkaç sözümle gülümseyebilecekmiş gibiydi.
"Ben..."
Onlarca insana teselli sözleri söylemiştim şu ana kadar. Dertlerine derman olmuş ve bunu yaparken kendimden emin durmuştum fakat şu an, şu an sözlerim beğenmezlik tarafından düğümlenmişti. Hangisine uzansam açamıyordum, hiçbiri söylenmeye layık durmuyordu.
Derin bir nefes aldım. Aklımdan çıkmayan insanın gözlerine bakmaya devam ettim ve onun sıcak bakışlarıyla tüm vücuduma bir rahatlama yayıldı. Hiç çaba sarf etmedim birkaç saniye öncenin aksine, kelimeler ağzımdan döküldü.
"Seni anlıyorum çünkü ben de uzun süre de özledim. Lisedeyken sana... Sana aşıktım, çocukluk muydu bilmiyorum, mantıklı mıydı bilmiyorum ama..."
Bu itirafı beklemiyor olmalıydı, tüm duygularından bir anlık sıyrıldı. Aramızdaki yoğunluğa birkaç şaşkınlık ve merak damlası giriverdi.
"Güldüğün zaman güldüm, üzüldüğün zaman üzüldüm. Şu anda da üzgün gözüküyorsun ve ben... Yine üzülüyorum."
Tebessüm ettim. Cümlelerimi tamamlayacaktım ama beni hızla, hızına rağmen yumuşakça, canımı acıtmadan kendine çekti ve kollarını belime doladı.
"Söyleme." diye fısıldadı. Ben de kollarımı onun beline doladım. Aramızdaki duygusallık gözlerimi sızlattı. Başımı Ozan'ın montuna, kalbine yakın bir yere iyice gömdüm.
"Beni teselli etmek için değil."
Yanlış mı anladı, duygularımı sahte mi sandı diye endişelendim ama bunu fark edip "Hayır." dedi hemen. "Biliyorum. Lisedeyken bilmiyordum ama bu kez başından beri..."
Sesi hala kısıktı. Biraz sesli konuşsak herkes bizi duyacaktı sanki.
"Sen de biliyorsun."
Tutuşumu sıkılaştırıp kendine has, hiçbir yerde bulamadığım kokusunu içime çektim. "Biliyorum." dedim yavaşça. Derin bir nefes aldı. Heyecandan mıydı, yoksa o da mı sevdiği insanın kokusunu içine çekmek istemişti anlamadım.
Heyecanlıydım.
Mutluydum.
Buruktum.
Duygusaldım.
Korkuyordum.
Aşk... Kimsenin tanımını yapamadığı, en zeki insanları bile perişan edebilen o meşhur aşk sanırım bu duyguların hepsiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Klinik Köy | Texting
Short Story(Tamamlandı.) KLİNİK KÖY'E ELEMAN ARANIYOR! Yüksek maaş verilecek. Yatılı kalmanın yanı sıra tüm yemek bedelleri de karşılanacak. Aranan özellikler: 1. Herhangi bir üniversitenin psikoloji bölümünden iyi bir ortalamayla mezun olmak 2. Bir şeyleri ta...
