on yedi,

1.4K 62 7
                                        

"Buradasın." diye mırıldandı kalbi sıkışırcasına koşan adam, kadını sağsalim karşısında gördüğünde. Telaşla kıyamadığı aracının kapısını dahi açık bırakmış, yolda sayamadığı kadar konteynera çarpmıştı.

"Burada mıyım?" diye sordu kadın, adamın dikkatli bakışlarına uyarak gözlerini üçüncü bir şahısı süzüyormuş gibi üzerine diktiğinde. "Sen oradayken ben nasıl bende kalabilirim ki?"

Kadının tatlı gülüşü karşısında düzensiz soluklarını dizginlemeye çabaladı adam. Ayrılıklarının ardından kadının adamı kanlı canlı ilk gördüğü an bu an değildi ancak adam için öyleydi.

İdrakına vardığı hisle ürperdi: Adam, kadını özlemişti.

"Geldin." dedi kadın durum tespiti yaparcasına. Gülüşünü anında soldurarak hüzünlü bir ruh haline büründü. Onun ruhu zaten hep yas içerisindeydi.

İki kişilik bir yas.

"Neden geldin?"

"Korktum." diye itiraf etti adam. Kadının dolu gözlerini seyrederken yalan söylemesi, sığındığı telefonun ardından yapmış olduğu kadar kolay değildi. "Sana bir şey olacak diye çok korktum."

"Korkmana gerek yok o hâlde." diye omuzlarını silkti kadın. Üzerinde saten mini elbiseden başka bir giysiye sahip değildi. Teni buz kesmişti. Ancak onu üşüten yüreğini çevreleyen sarkıtlardı.

"Yokluğundan başka hiçbir acı tesir edemez artık bana." Histerikçe güldü. "Hoş, artık o da tesirini yitirmek üzere."

"Anlayamıyorum seni." diye kaşlarını çattı adam. "Ama üşüdüğünü görebiliyorum, hadi elimi tut da seni evine bırakayım."

Kadına doğru attığı tek bir adım ile kadının serice geriye kaçması eş zamanlı gerçekleşti.

Adam, anlam veremezcesine çatılı kaşlarını daha derinden kıvırdığında kadına uzanan sağ eli öylece havada asılı kaldı.

Tıpkı kadının yardımını dilenirken uzattığı binlerce eli gibi.

"Üşümüyorum." diye itiraz etti kadın. "Buz kestim."

Gerili kaşlarını gevşeterek alnında yükseltti adam. Elini yeniden ileriye uzatarak kadına yöneldi. "Ellerini uzat da ısıtayım öyleyse."

"Isıtamazsın." derken başını onaylamazca salladı kadın. Adamın ona ilerleyişi ile yeniden geriye adımlamıştı. "Isıtamayacağın kadar zemheriye döndüm."

Başını salladı yeniden. Esen sert rüzgarla salık sarı saçları yüzüne savrulup duruyordu. "Artık benim için yanmakta olan bir mum alevi dahi yok."

"Neden böyle konuşuyorsun?" derken bozguna uğramıştı adam. "Her şeyden vazgeçmiş gibi neden böyle umutsuzca konuşuyorsun?"

"Sen, vazgeçtin." diyerek adamı itham etti kadın. "Unuttun mu? Bizden sen vazgeçtin..." Gözleri yaşlarla ışıldadı. "Evleniyorsun."

Adam, kadının hatırlattığı gerçekle tüm bedeninde keskin bir ürperti hissetti: Adam, evleniyordu.

yâr bandıBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin