Bölüm 31: Kilit

3.8K 189 21
                                        

Birkaç saniye boyunca öyle durdum.
Yaptığım şeyin saçmalığını git gide daha çok anlamaya başlamıştım.
Karşılık vermeyecekti ve ben kendimde bu özgüveni bulduğum için aptal durumuna düşecektim. Ben kimdim ki?
Bir çift mavi gözle kendimi güzel mi sanıyordum?
Onu etkileyebileceğimi?
Sonuç tam bir hüsrandı işte. Tam bir hüsran...
Ondan bir şey bekliyordum. Öylece durmamalıydı. Bu kadar anlaşılması zor davranmamalıydı.
Kendimi bir heykeli öpüyor gibi hissediyordum. Sıcak bir heykel.
Çok az bir zaman daha geçtikten sonra artık utançtan daha fazla kızaramayacağıma kanaat getirerek boynuna sardığım ellerimi gevşettim.
Gözlerimi açmaya korkuyordum. Onun beni küçümseyen ifadesini görmekten korkuyordum.
Dudaklarımı yavaşça onun hareket etmeyen dudaklarından ayırırken sırtıma ellerinin değdiğini hissettiğim. Elleri hala dokunduğu her yeri yakıyordu.
Ellerini hızlıca belime sardı ve beni kendine doğru sertçe çekti.
Göğüs kafeslerimiz birbirine değerken benim ondan ayırdığım dudaklarıma kendi yapıştı ve o geceki gibi değildi.
Acı çekmemi isteyen bir psikopat gibi değil de, hayatı bu öpücüğe bağlıymış gibi öpüyordu.
Anlatamayacağım kadar garipti. Bu zamana kadar anlatıldığında sadece iğrenç gelen o şey, aslında çok farklı hissettiriyordu. Bir insanın diğerine anlatabileceği gibi değildi. Kelimelerin anlatabileceği duyguların da bir sınırı vardı. Ve bu duygu o sınırı çoktan aşıp gözden kaybolmuştu.
Ama kelimelerimin yettiği kadarıyla vücudunuzun kontrolünü kaybetme noktasına geliyordunuz. Bir denizin içinde yanmak gibiydi. Bir çocuğun göz yaşları kadar ılık, bir ocak gecesi yere düşen kar tanesi kadar narindi.
Kendinizi bırakıveriyor, bütün duygularınızın patlamasına izin veriyordunuz. Kendi ellerinizle dibi cam kırıkları dolu bir kuyuya atlamak gibiydi.
Ve ben hayatım boyunca unutamayacağım bu anı yaşarken, yüksek bir uçurumdan atlayıp yere değil de gökyüzüne yükseliyor gibi hissediyordum.
Ama asla karnımda kelebeklerin uçuşması kadar basit olmamıştı.
Asla.
Kısa bir süre sonra, kendimi bacakalarım tutmayan bir şekilde buldum. Ayakta kalmamı Ateş'in sımsıkı beni saran kolları sağlıyordu. Ve biraz önce onu öpmeye çalışan benken, şimdi kendimi öylece ona bırakmış, sanırım daha çok onun beni ele geçirmesine neden olmuştum.
Birkaç dakika sonra nefes alamamaya başlayınca yavaşça dudaklarını ayırdı.
Vücudumda 18 yıllık hayatımda toplam salgılanmayan adrenalin, şu an tek seferde damarlarımı fethetmişti. Kalbim 200 basıyor olmalıydı.
Gözlerimi sesli soluk alış verişlerimin arasında yavaşça açtım. Bu mantıksız olayı başlatan bendim. Utanan olmam çok saçmaydı. Belki de bu kadarını tahmin etmediğim içindi. Ama bildiğim tek bir şey varsa, o da her zaman olduğu gibi yaptığım şeylerden pişman olmak yerine, bir daha olsa bir daha yapardım diyordum. Çünkü bu duyguyu asla unutmayacaktım. Beynimin bir kenarına kazınacaktı. Belki de ileride başka birinin kolları arasında olmak zorunda kalacaktım. Ama ölüm gibi bildiğim bir gerçek oluşmuştu bende; " Bir daha kimsede böyle hissedemeyeceğim. "
Bunun sadece sessiz bir düşünce olmasına sevinmiştim.
Zar zor kafamı hafifçe kaldırıp Ateş'in suratına baktım.
Yiyecek gözlerle bana bakıyordu.
Ona baktığım gibi kafamı geri indirdim.
Zaman sanki 10 kat daha yavaş geçiyordu o an.
Sırtımdaki ellerini kısa bir süre sonra çekti.
En sonunda kendimi biraz özgür hissetmiştim. Elleri benim her hangi bir yerimdeyken, zindanda elleri tavana bağlanmış bir mahkumdan farkım yoktu.
Onun tutsağı oluveriyordum.
İlk hareket edenin o olmasını bekliyordum. Bir şeyler söylemesini, ya da hiçbir şey söylemeden çekip gitmesini istiyordum.
O ise karşımda öylece durmuştu. Ve ben onun bana bakan delici gözlerini gördükten sonra tekrar yüzüne bakmaya cesaret edemiyordum.
" Bana bak. " dedi sert bir sesle.
Dediği şeye kulak vermeyerek kafamı hareket ettirmedim.
" Hala inat ediyorsun. Hala. " diye iç geçirdi.
Gözlerimi kırpıştırdım. Ama hala kafamı kaldıramıyordum. Az önce dudaklarına yapışan salak bendim, şu an suratına bile bakamıyorum. Evet Ateş, yine olsa yine öperim ama yine olsa yine utanırdım. Bu benim. Maalesef.
Elini çeneme koydu ve yavaşça kafamı yukarıya kaldırdı.
Gözlerimi hala yere deviriyordum.
" Bana bak. " diye yineledi sertçe.
Gözlerimi yavaşça gözlerine kaldırdım.
" Sen tam bir aptalsın. " dedi ciddi bir şekilde. Söyleyebileceği o kadar şey varken bunu söylemesini beklemiyordum. Az önce sarhoş gibi beni öptükten sonra böyle aşağılamasını beklemiyordum.
" Az önce yaptığın sana bile yakışmayacak bir aptallıktı. " dedi.
Yıkılmış bir surat ifadesiyle ona bakarken dediklerine cevap vermem gerekiyordu.
Ama ben sadece onu dinlemek istiyordum. Bana kızmasının nedenini öğrenmek, belki de biraz onun hırçın halini izleyebilmek.
Çenemdeki elini çekti.
" Cevap bile vermiyorsun. Yaptığın şeyin ne kadar aptalca olduğunu en iyi sen biliyorsun çünkü. " Sadece hayranlıkla gözlerine bakıyordum. Sinirlendiğinde gözlerindeki açık mavi ile yeşil karışımı renk koyulaşarak daha çok maviye dönüyordu.
Tek bir cevap verdim.
" Sen de beni öptün. " dedim. " Senin yaptığın da aptalca değil miydi? " dedim kendinden emin ama sert de olmayan bir sesle.
Bana küçümseyen bakışlarından birini attı. " Hangi erkek dudaklarına yapışan senin gibi bir kıza karşı koyar ki Bade? " dedikten sonra gözlerini bütün bedenimde gezdirdi. " Gayet iyi bir fiziğin var. " dedikten sonra bana hayran gibi bakan gözleriyle saçımdan küçük bir tutamı iki parmağının arasından geçirdi. " Güzel bir yüzün ve dolgun dudakların var. " dedi ve sapıkça gülümsedi. " Neden sana karşı koyacaktım ki? " dedi. " Sen aptal bir kız çocuğusun ve az önce bana kanarak hiç düşünmeden dudaklarıma yapıştın. Neden sana karşı koyacaktım? "
Ona inanmayan bir şekilde tıpkı onun attığı gibi küçümseyen bakışlardan birini yolladım. " Şu an paçayı kurtarmaya çalışıyorsun. Bunları konuşmak bile ne kadar iğrenç olsa da, karşılık verdin Ateş. Deli gibi. "
" Hala anlayamadım değil mi? " dedi ve dudağını elinin tersiyle yavaşça sildi. " Az önce önemli olan şey seni öpmem değildi. Senin bana yapışmandı. Bu tipte herhangi bir kız olsa onu da böyle öperdim. "
" Yalan söyleyemiyorsun. " dedim ve sinir bozan bir gülüş attım. " Birkaç dakika önce bana, karşı koyamayacağım bir şekilde beni etkileyebilir misin dedin. Kaç saniye donup kaldığını fark etmediğimi mi sanıyorsun? " diye çıkıştım. Bal gibi ortada değil miydi işte? Donduğu süre boyunca kendini tutmaya çalışmış, en sonunda dayanamamıştı. Görünen buydu işte.
Derin of çekti. Biraz sinirli, biraz bıkkın görünüyordu.
" Sana sürekli aynı şeyi söylüyorum, seni itebilirdim. Hem de kolaylıkla. Ama itmedim. Boynuma kollarını dolayıp beni öpme özgüvenini bulan bir kıza neden karşı koyacaktım ki? " Kaşlarını kaldırdı. " Bu arada değişiyorsun Bade. İyi anlamda değil. " dedi ve evin kapısına doğru yöneldi.
Eski ahşap askılıktan ceketini aldı ve kapıyı açtı.
Arkasından son bir kez bağırdım.
" Öyleyse niye donup kaldın! "
Bana dik dik baktı ve gülümsedi. " Senden dudaklarımızı birleştirme cesaretini bulabiliyorken biraz hareketli bir öpücük beklemiştim. " dedi ve iğrenç bir şekilde sırıttı. " Yani donup kalmadım, sadece biraz fazlasını bekledim. " dedi ve hala utanmama sebep olabilen bir şekilde gözlerime baktıktan sonra kapıyı sert bir şekilde kapatıp evden çıktı.
Ne yapıyordu yine?
Kendi evinden kendi gidip beni mi bırakıyordu? Yoksa burada onu bekleyeceğimi mi düşünüyordu?
Derken o sırada kapının dış kısmından anahtar çevirme sesleri geldi. Kapıyı mı kilitliyordu.
Hızlıca koşarak kapının önüne gittim ve onun hala kapının önünde olduğundan emin bir şekilde kapıya yumruk attım.
" Ateş! Ne yaptığını sanıyorsun? " diye bütün sesimle bağırdım. Adını en az 5 kere bağırdıktan sonra pes ettim.
Sesini duyamıyordum, ya da yüzünü göremiyordum. Ama onun hala kapının önünde durup gülümsediğini hissedebiliyordum.

Yorum ve oylar çok düşük. +15 yorum ve oy geldiğinde yeni bölüm yazılacak. :)

AteşHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin