Bölüm 44/1: Endişe

2.7K 120 35
                                        

İnce ince yüzümüze çarpan rüzgar, Ateş'in kokusunu burnuma doldurdu. Başımı omzuna yasladım. O buradaydı, yanımdaydı. Aramızda bir sorun yoktu. Peki neden mutlu değildik?

Neden dudaklarımızı kapatıp böylece suskun oturuyorduk?

Onun mutlu olduğunu görmek istiyordum, onu mutlu görememek beni de huzursuz ediyordu.

Rahatlamaya çalıştım, bir sorun olmadığına kendimi inandırdım. Önümüzde uzanan kocaman maviliğin içinden bazı dalgalar o kadar hışımla üstümüze geliyordu ki ikimizi de içine çekip sonsuza kadar saklayacağını düşündüm.

Havada güneş yoktu. Bulutlar tüm göğü kaplamıştı. İnsanın içini karartıyordu.

Bana yıllar kadar uzun gelecek kadar oturduk kumda.

Ateş derin bir nefes aldı. Şişen göğsü ve kalkan omuzlarıyla bunu anlayabilmiştim. Kafamı omzundan kaldırdım ve yüzüne baktım. Gözleri kısık bir şekilde önüne bakıyordu. Kafasını bana çevirdi. Denizden daha maviydi gözleri.

" Artık gitsek iyi olacak. " dedi ve yavaşça ayağa kalktı. " Yağmur yağacak. "

Ben de ayağa kalktım. Yine bana bakmıyordu, gözleri sağa sola kayıyordu.

" Ateş. " dedim bana bakması için. Gözlerini bana çevirdi. " Her şey yolunda mı? "

" Evet. " dedi. Ardından gülümsedi. Bu gülümseme inandırıcı değildi. " Benim eve gitmem gerek. " diye ekledi ve bana sırtını dönüp yürüyerek uzaklaştı.

Şaşkındım, beni öylece bırakıp gitmişti. Ne demiştim ki ben? Neden beni bırakmıştı böyle?

Cebimden telefonu çıkartıp saate baktım. 3 saattir böylece oturuyorduk.

Ateş gözden kaybolunca ben de yavaş yavaş evin yolunu tuttum.

Önce annem, şimdi de Ateş. Sırada kim vardı? Babam mı?

Ertesi gün babam okula gitmeme izin verdiğinde, aklım hala Ateş'deydi. Hala mutsuz muydu?

Okula varınca arabadan indim ve babama el salladım.

Okul hala aynıydı. Kapının önünde takılan kız grupları, ağaçların önüne çömelmiş birinci sınıflar ve bankta etrafı izleyen nöbetçi öğretmen. Hızlı adımlarla okula girip sınıfa ilerledim. Kapıyı açtım ve yerime giderken yanımın boş olduğunu gördüm. Bekledim. Zil çalıp ders başlayana kadar gelmesini ümit ettim, yoktu. Yapayalnız kalmıştım sınıfta. Onu çok merak ediyordum.

Üst üste 6,7 zil çaldı. Derslere girdik, çıktık. Gelmeyecekti.

Tenefüsdeydik. Kafamı masaya koydum. Okul bugün çok uzundu, Ateş de yokken çekilmez bir hal almıştı. Yanıma birinin oturduğunu hissettim. Ateş mi gelmişti?

Bir anlık ümit ile kafamı kaldırdım.

Yağız'dı.

"Selam. " dedi ve gülümsedi.

" Merhaba. " dedim, hayal kırıklığımı belli etmemeye çalıştım.

" Bir haftadır nerelerdeydin? Kampta kaybolduktan sonra okula da gelmeyince başına bir şeyler geldiğini düşündük. " dedi.

Kaşlarımı çatıp kısa bir an yakındım. " Fikret hoca. Çok kızdı mı bana? " dedim. Sonuçta kamptayken onun sorumluluğundaydık ve ortadan kaybolmuştum.

Kafasını iki yana salladı. " Hayır, sanırım baban onunla konuştu. "

Derin bir oh çekip rahatladım.

" Nerelerde olduğunu söylemeyecek misin? " dedi gözlerimin içine bakarak. Gerçekten merak etmişti. Bakışlarından belliydi. " Aklım hep sendeydi. " dedi.

Gözlerimi kaçırdım kısa bir an. " Annem bir kaza atlattı, onun yanındaydım. " dedim.

Kaşlarını kaldırdı ve aralanan dudaklarından birkaç kelime döküldü. " Geçmiş olsun, şu an iyi mi? "

Kafamı onaylayarak salladım. " Durumu iyiye gidiyor. "

" Peki... Bizimle çıkışta gelmek ister misin? Sinemaya gideceğiz. Hem kendini biraz iyi hissedersin. "

Bu iyi bir fikir gibi görünmüyordu. " Gelmesem daha iyi olur. Eve gitmek istiyorum. Hatta şu an gitsem çok iyi olacak. " diyip ayağa kalkmak için hareketlendiğimde Yağız kolumu tuttu. Şaşkınlık içerisinde önce koluma sonra Yağız'a baktım.

" Gitme, gidemezsin. Bir kere de olsa yanımda kal. " dedi kısık bir sesle, gözlerimi sınıfa çevirdiğimde kimse bize bakmıyordu, rahatlamıştım.

" Yağız, annemin yanında olmam gerek. Saçmalama. "

Beni tuttuğu kolumdan biraz kendine doğru çekti, biraz da kendi yaklaştı. " Ateş ile saatlerce oturacak vaktin vardı ama. "

O bunu nereden biliyordu? Psikopat gibi bizi mi takip etmişti? Korkmaya başlıyordum.

" Sen bizi mi takip ettin? " dedim.

" Hayır, senin yanına gelmiştim. Merak ettiğim için. "

" Sonra da bizi takip ettin. " dedim.

" Bu neyi değiştirir ki Bade? "

Hızlıca kolumu ondan çektim ve çantamı elime alıp hızlıca sınıftan çıktım. Merdivenleri indim. Okul kapısına doğru ilerlerken arkamdan adımı bağırdı. Durdum. Ama arkamı dönmedim.

Yanıma kadar geldi ve karşıma geçti.

" Bana böyle davranmanı haketmiyorum. Onu sevemezsin, o seni sevmiyor. "

Alaylı bir gülüşle " Ne saçmalıyorsun? " dedim. " Bugün okula gelmemesinden mi çıkarttın bunu yoksa? "

Bu sefer alaylı gülümseme sırası ondaydı. " Tahmin ettiğim gibi. "

" Ne tahmin ettiğin gibi? " dedim, istediği gibi beni tedirgin etmeyi başarmıştı.

" Ateş'in adı yoklama listesinde var mıydı? " dedi.

Düşündüm, onun adını okumamışlar mıydı?

" B-bilmiyorum, hatırlamıyorum. " dedim zorla.

" Ben söyleyeyim, yoktu. Okuldan kaydını aldırdı çünkü. Artık Ateş yok. " dedi. Gülümsedi.

Ona baktım birkaç saniye. Hiçbir cevap veremedim. Ben de hızlı adımlarla uzaklaştım. Okulun önünden bir taksiye binip eve ulaştım.

Odama çıktım, bütün bunların bir rüya olmasını dileyerek cebimdeki telefonu çıkarttım ve Ateş'i aradım.

Açmasını istiyordum, mantıklı bir açıklama yapmasına o kadar ihtiyacım vardı ki.

Açmadı. Oflayarak tekrar aradım. Sonra tekrar. 3 kereden sonra pes ettim. Benimle konuşmak istemiyorsa onu zorlayamam dedim içimden. Üstümü değiştirdim ve yatağa uzandım. Günün stresinden sonra gelmesini beklediğim baş ağrısı gelmişti.

Benim hiçbir şeyden haberim yokken, neler oluyordu?

Gözlerimden birkaç damla yaş düşerek yastığı ıslattı. Ardından uyumaya karar verdim.





Olaylar biraz karışabilir arkadaşlar, hazır olun ^-^

AteşBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin