"Ah sevgilim, ağlarken bile gülümsüyorsun ve savaşı bu gülümsemeyle kaybedebileceğini mi sanıyorsun?.."
-
Şimdi bana ölmeden önce yapılacaklar listesi yapın derseniz birkaç şey eklerim belki. Hatta gördüğüm hayatlardan, izlediğim videolardan böyle y...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Oturduğum yerden dışarıyı izlerken gelen garsona siparişimi verdim. Çikolatalı bir tatlı ve yanına soğuk bir kola.
Onunla biraz sohbet ettikten sonra siparişlerimi getirmeye gitti. Buradaki çoğu çalışanı tanır onlarla sohbet ederdim. Birkaç yeni kişi alınmıştı işe, onlarla henüz tanışmamıştım.
Sürekli geldiğim sahilde bulunan bir kafeydi. Her zaman önce burada takılır sonra kumsala giderdim. Manzarası denize bakıyordu ve denize giren insanları bir süre izledikten sonra bakışlarım yan masada oturan küçük çocuğa kaydı. Annesi az önce bir yere ayrılmamasını söyleyerek lavaboya gitmişti. Hemen yanımda oldukları için duymuştum.
O da bakışlarını kaçırarak bana bakıyordu. "Pişt. Selam."
Utanarak baktı. "Selam."
O kadar tatlıydı ki yanaklarını sıkmak, ısırmak istiyordum.
"Adın ne senin bakalım?"
"Ayhmet," dedi. Bebekçe konuşuyordu resmen.
"Kaç yaşındasın?"
Elleriyle uzunca bir hesap yapıp karar verince elleriyle beş yaparak "üç" dedi. Kıkırdadım." Elleriyle yanlış bir hesap yapmış olsa da muhtemelen gerçekten üç yaşındaydı. Kardeşimden bir yaş büyüktü ve ona kıyasla hem konuşabiliyor hem yürüyordu.
Gözleri saçlarımda dolanıyordu. "Saçların çok güjelmiş." Gülümsemeye devam ettim.
Evet çok güzeller.
Keşke gerçekten benim saçlarım olsalardı.
"Biliyor musun?" diye fısıldadım. "Aslında onlar benim gerçek saçım değil."
"Nasıl yani?"
"Görmek ister misin?" Başını büyük bir hevesle salladı. Çevremdekilere baktığımda herkesin kendi işiyle uğraştığını gördüm. Onun yanına gidip peruğumu çıkardım. Şok olmuştu. Bakışları kısacık kesilen saçlarımda dolaştı.
Artık ikimizin saçı da aynı gözüküyordu.
"Sen de takmak ister misin?" Hala hayretler içinde olsa da başını salladı. Saçları başına geçirdiğimde daha çok kıkırdadım. Çok tatlı olmuştu. Telefonumda kamerayı açıp ona kendisini gösterdim. Benim gibi kocaman gülümsüyordu o da.
"Artık sana benziyorum," dedi.
"Evet."
Artık yanından ayrılmalıydım. Annesi gelebilirdi birazdan.
"Kimse görmeden geri takabilir miyim?"
Başını salladı. Peruğu geri taktığımda ayaklandım. Başını okşayıp "Yerime geçeyim ben. Annene bir şey söyleme ama," diyerek işaret parmağımı dudağıma götürdüm sus anlamında.
O da parmağını dudaklarına götürüp "Şş," dedi. Ona göz kırpıp yerime geçtim. Hala bana bakarken annesi geldiğinde bakışlarını ona çevirdi. Bu sırada siparişlerim gelmişti.
Tatlımı mideme gönderirken baristanın yanına geçip garson önlüğünü takan kişide kaldı bakışlarım. Çatalım havada kalırken ağzımda olan lokmayı çiğnemeden yuttum.
Önlüğünü taktı. Başını kaldırdı. Ona baktığımı anlamış gibi bana baktı.
Göz göze geldik.
Kalbim hızlandı, nefessiz kaldım. Kahveleri önce yüzümde sonra saçlarımda gezindi.
Ellerim titrerken zaman o anda asılı kaldı sanki.
O buradaydı.
Buradaydı ve beni görmüştü.
Beni tanımıştı.
Hala bana bakarken ona seslenen kişiyi duymuyordu. Barista en sonunda onu dürttüğünde kendine geldi ve ona baktı. Söylediklerini duymuyordu muhtemelen çünkü ben de içerideki sesleri duymayı bırakmıştım.
Karşısındaki kişi ondan içeriden bir şey getirmesini isterken o ara ara bana bakıyordu hala. Başını sallayıp içeri gitmeden önce arkasını dönüp yine baktı bana uzunca. Bakışlarımı kaçırmayı başardım.
Kaç Vera. Fırsat bulmuşken uzaklaş buradan.
Başımı kendi kendime hızlıca sallayıp başka hiçbir şey düşünmeden çantamdan iki yüzlük alıp masaya bıraktım ve arkama bakmadan oradan hızlıca uzaklaştım.