"Ah sevgilim, ağlarken bile gülümsüyorsun ve savaşı bu gülümsemeyle kaybedebileceğini mi sanıyorsun?.."
-
Şimdi bana ölmeden önce yapılacaklar listesi yapın derseniz birkaç şey eklerim belki. Hatta gördüğüm hayatlardan, izlediğim videolardan böyle y...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bildiğimiz bir şeyi kabullendik.
Üç.
İki.
Bir.
Kestik.
Sonumuz yazılmadan sona geldik. ------
"Tren raylarında buluşalım," dedi.
Başımı salladım aşağı yukarı. "Tren raylarında buluşalım."
Ona sarıldım, başından öperek vedalaştım.
İkimiz de çok heyecanlıydık.
Hastanenin bahçesine çıktığımda pencereden bana baktığını biliyordum ama daha fazla heyecanlanmamak için bakmadım ona.
İki gündür koca bir telaş ve heyecan içindeydik.
Hastane odasında elimde bir çiçek bir çikolatayla kimsem olmadan onu ailesinden istemiştim. Onlardan kızlarıyla evlenmek için izin almıştım.
Kimsem yoktu ama yine de 'verdik' demişti babası.
Babam yanımda olsaydı, o isteseydi kızı ne güzel olurdu... Annem heyecanla kıyafetlerimi düzeltseydi, alacağım çiçeği seçmemde bana yardım etseydi ne de güzel olurdu...
Sağ olsunlar, yoklardı. Olsun, gerek de yoktu. Vera vardı bana yeterdi. Babası evliliğimize onay verdiğinde artık ikinizin de babasıyım demişti. Annesi ağlayarak sarılmıştı ikimize.
Mutluluktan ağlamıştı biliyorduk.
Ama o gözyaşlarının içinde kimsesizliğimin de payı vardı.
Babam evleneceğimi duysa, görse ne derdi acaba? Büyüdüğümü, koca bir adam olduğumu bile bilmiyordur belki.
Babam "Görürsünüz, adam olmayacak bu çocuk," derdi. Konuşmazdım. Sevinirdim. Babam adamsa ben olmayacaktım.
Yusuf Atılgan'ın sözleriydi. İnsana dokunan bir yanı vardı. Doğruydu.
Şanslıydım.
Artık bir ailem vardı.
Bu kadar kısıtlı süremiz olmasa belki düşünürlerdi kimsesiz birine kız verip vermeme konusunda.
Ama biliyorlardı.
Vaktimiz yoktu.
Birbirimizi çok sevdiğimizi ve Vera'nın bunu çok istediğini bildikleri için fazla düşünmeden izin vermişlerdi.
Minnettardık onlara. Keşke kader de minnet duysa biraz onlara... Kızlarını ellerinden almasa.
Biraz yürüyerek biraz koşarak varmam gereken yere geldim.
Hazırlandım, takımımı giydim.
Arkadaşım da yoktu. Yanımda olsaydı güzel olurdu.
Kimsem yoktu ama ağlamıyordum, büyümüştüm evleniyordum.
Saçımı yaptırdığım berbere de bir davetiye verdim. Tanıdıktı kendisi, sürekli geldiğim yerdi.
Kimsem yoktu ama bazen en yabancılar bile herkesimdi.
Oturduğum mahallede beni çok sevenler vardı.
Dün yüzlerce davetiye dağıtmıştım.
Vera hastaneden çıkamadığı için evlenecek çiftlerin yapması gereken çoğu şeyi tek başıma yapmıştım.
Düğün hazırlıklarına Vera'nın annesi ve görevlendirdikleri kişiler de yardım etmişti tabii. Her şey çok ani gelişmişti. Ama değecekti her şeye.
Tren raylarında evlenecektik, orada olacaktı nikahımız.
Dün büyük bir tepki alan bir video çekmiştik. Sosyal medya, YouTube videonun içeriği hakkında konuşuyor, videonun ulaştığı kişi sayısı gittikçe artıyordu.
Vera her şeyi anlatmıştı herkese. Beni, düğünümüzü, uygulamanın sahibinin aslında kendisi olduğunu...
Ve uygulamada tanıyıp tanımadığımız herkesi düğünümüze davet etmişti. YouTube kanalında olan takipçilerini, sosyal medyalarındaki kişileri, yardım ettiği, edemediği, gelmek isteyen herkesi çağırmıştı.
'Kimsesiz değilsin sevgilim. Kimsesiz değiliz. Düğünümüz o kadar kalabalık olacak ki. Hiç kimsenin düğünün olmadığı kadar kalabalık olacak. Yalnız değiliz. Artık beni tanıyan herkes seni de tanıyacak. Bundan sonra bir sürü arkadaşın, destekçin olacak. Artık kocaman bir aile olacağız. Herkes bizi konuşacak. Yaşattığım kişiler sadece bana değil sana da minnet duyacak. Beni yaşattın sevgilim. Beni seni tanıdığım günden beri sonsuz bir ömrüm varmış gibi yaşattın.
Yaşatacağız. Hala yaşamıyor olanları neşemizle yaşatacağız. Sen onları bulacaksın. Artık uygulamanın bir diğer sahibi sensin. Onları bundan sonra sen yaşatacaksın.
-Peki sen?
Durdu, bir süre sustu.
'Ben de sevgilim. Ben de. Beraber yaşatacağız. Her şey çok güzel olacak. Çok, çok güzel olacak düğünümüz. Herkes hatırlayacak, unutulmaz olacak. O kadar heyecanlıyım ki sevgilim, kalbim mutluluktan taşacak. Bizi seven binlerce kişi orada olacak...
Daha şimdiden mesaj atan, videomuza yorum yapan o kadar kişi vardı ki.
Çoğu en güzel kıyafetlerini giyip bizim düğünümüze geleceğini söylüyordu. Çoğu bizim kadar heyecanlıydı. Vera'yı tanıyan binlerce kişi vardı ve artık sadece onu değil ikimizi konuşuyorlardı.
Bunun da heyecanı vardı üzerimde. Daha önce hayatımda birkaç insanla yetiniyordum, bundan sonra bu kadar kişi tarafından bilinecek olmak beni germiyor değildi.
Tamamen hazır olduğumda köşedeki bir çiçekçiden koca bir çiçek demeti alıp bir taksiye atladım. Vera'yı annesi hazırlayıp getirecekti ve onu nikahtan önce görmemi istememişti. Uğursuzluk getirirmiş.
Doktorundan çok zorlukla izin alabilmiştik. Hastanede de nikah kıyabileceğimizi söylemişlerdi fakat Vera bunu çok istediği için diyebilecek bir şey kalmıyordu pek.
Kolundaki serumuna bakarken konuştu. Baş ucunda oturuyordum bu kez. Eli ellerimdeydi.
'Düğünümüz çok güzel olur değil mi sevgilim?
-Olur tabi. Düğünün gelini sensin sonuçta.
Kıkırdadı.
'Dans da ederiz. Havai fişekler de olsun. Güneşin batımına denk gelsin bir de. Rengarenk çiçekler de olsun. Cennet gibi koksun her yer.
Gülümsedim.
-Olur.
'Müzik! Müzik de olsun.
Başımı salladım usulca.
Bir kez daha heyecanla konuştu. Aklına sürekli yeni şeyler geliyordu, bu haline sırıtmadan edemiyordum.
'Batın!
-Efendim güzelim?
'Saçlarım. Saçlarım hangi renk olsun Batın?
-Mavi olsun güzelim. Okyanus mavisi. Denizin mavisi. Gökyüzünün mavisi.
-Vera'nın mavisi.
Başını salladı usulca, gülüşü yine çok güzeldi.
'Vera'nın mavisi, dedi benim gibi. Bu hoşuna gitmişti.