kırk altı

2.5K 125 9
                                        

O gece, defalarca uyanıp kustum, doğrusu kusmaya çalıştım, Alphan her seferinde yüzümü yıkayıp üstümü değiştirmemde yardım etti. Onu uyuttum mu bilmiyordum ama ben tamamen boşalan midem yüzünden öğlene kadar uyumuştum, uyandığımda tüm gün yataktan çıkamadım, o da benimle çıkmadı. Yemek istemesem de bana yemek yedirdi, babasını arayıp bir şeyler sorduğunu işittim, yıkamayı teklif ettiğinde çok utandım ve reddettim. Kokuyor olmama rağmen bana sıkı sıkı sarıldı, ne zaman ittirmek istesem başarısız oldum, en sonunda göğsünde yattım ve saçlarımı okşadı.

Tüm gün benimle ilgilenmişti. Gece uyuyabildim, biraz daha iyiydim. Bir kere uyandığımda onun uyanık olduğunu gördüm, neden uyumadığını sorduğumda su içmeye kalktığını söyledi ancak bunun bir yalan olduğunu biliyordum.

O sözleri söylediğim için kendimden utanıyordum. Hiçbirini hak etmemişti. O anda hiçbir şey düşünememiştim, kendime bile yetemediğim düşüncesi zihnimi kuşatmıştı. Sürekli iki bardak içkiyi bile içemediğim ve gecemizi mahvettiğim için rezil hissediyordum. Üstüne düşündükçe çıldıracak gibi oluyordum.

Zayıftım, beni güçlü kılan oydu. O, ne kadar aksini söylese de, ben bu okulu bile zar zor kazanabilmiştim. Son sınıftayken ne zaman masaya otursam kafamdaki tek şey sevgiye layık olup olmadığım düşüncesi oluyordu ve derslere yeterince kafamı veremiyordum. Büyüyordum, artık küçük bir çocuk değildim ancak hala babamın bana bakışlarının ağırlığını kalbimde hissediyordum. Çok ağırdı, kaldıramıyordum.

Ne zaman çalışma masasına otursam o duvara uzun uzun bakıyor ve annemin beni neden terk edip gittiğini düşünüyordum. Uslu bir çocuk değil miydim? Pasaklı mıydım? Beni neden bırakıp gitmişti? Belki de çocukları sevmiyordu. Oysaki o fotoğrafta çocuklarlayken çok mutluydu, çocukları sevmiyor olsa o kadar mutlu bakar mıydı kameraya?

Sorun elbet ki bendeydi. Acı gerçeği kabullendim. Sadece hazmedemedim. Çünkü sevgiyi hak etmediğimi düşünmek hazmedebileceğim bir şey değildi, ben o kadar güçlü de değildim.

Alphan'ı sevmeden önce hayatımın bir anlamının bile olmadığını yeni fark etmiştim. Onu ilk gördüğüm günden sonraki gün güneş bile farklı doğmuştu sanki, önceki günler gibi değildi. Hiç alakamın olmadığı bu bölümün her dersini şevkle dinliyordum, çünkü o sınıftaydı, aynı sıralarda oturuyor ve aynı havayı soluyorduk! Nasıl sevmezdim ki dersleri? Aynaya baktığımda sırıttığımı görüyordum çünkü o, o gün çok yakışıklı olmuştu. Bir gün çok mutluydum çünkü ona çarpmıştım, diğer gün sevinçten havalara uçuyordum çünkü o gülmüştü. Bana gülmese bile önemli değildi, çünkü gülüşü çok güzeldi, virane kalbimde çiçekler açtırıyordu.

O olmasa bile mutluluğu ilk onunla tatmıştım. İlk kez güçlü olmayı onun yüzünden istemiştim. Olamadığım her şeydi. Özgüvenli duruşu, kendine güveni ve cesareti büyülüyordu beni. Onun gibi olmak isterken buluyordum kendimi.

Belki de o sözleri sarf etmemin nedeni zihnimde bu kadar mükemmel bir yere koyduğum insanın sevgisini kabullenemememdi. Ne acıyı ne sevgiyi sindirebiliyordum.

O imkansızdı. Bense hatalıydım. O kusursuzken ben büyük bir kusurdan ibarettim. Yanında yetersiz hissetmemi engelleyemiyordum. Ona layık olamadığımı içten içe biliyordum.

Hastalığımın ikinci gecesi de böyle geçmişti. Bu düşünceler beynime doluşuyordu ama ne zaman bana bakışını görsem hepsini unutuyordum. Sevgiye layıkmışım gibi bakıyordu. Kırılabilecek kadar narinmişim gibi öpüyordu. Ve her şeyden öte, ne zaman bunları düşünsem sanki beynimin içindeymiş gibi anlıyor ve sevgi sözcükleri söyleyerek unutmamı sağlıyordu.

O gün de yatakta geçti. Yanaklarımdan öptü, sevdi, elleriyle yedirdi, bana bebekmişim gibi baktı. Ona sahip olduğum her an için şükrettim.

Pazartesi akşamıydı, yurda giriş saatini kaçırmadan gitmeliydik. Yardım etmek istedim, toplanmamız gerekiyordu, beni yine reddetti, her şeyi kendi halletti.

Bu eve bu şekilde veda etmek istemezdim ama yine de mükemmeldi. İlk öpücüğümü bu evde yaşamıştım. Kendimle ilk sesli savaşımı bu evde vermiştim. Ben hep sessiz çığlıkların esiriydim, prangalarımı bu evde parçalamıştım.

Yol boyunca uyudum, geldiğimizi yanağıma dokunuşlarıyla fark ettim.

"Bebeğim, geldik." dedi yumuşakça. Ayılmaya çalıştım, tüm gün yatmış olsam da çok yorgun hissediyordum.

Sokak lambalarının ışığı arabanın içini hafifçe aydınlatıyordu ancak çok net değildi. Ona döndüm, güzel yüzünü inceledim, tam gözlerinin içine baktım.

"Seni çok seviyorum." dedim tüm kalbimle. Benim tek becerebildiğim şey onu sevmekti. Ona yaklaşıp omuzlarından destek alarak iki yanağını da öptüm, bana yaptığı gibi alnını da öptüm.

Çok güzel bir gülümseme bahşetti. Benim için dünyadaki en güzel şeydi. Gözlerim dolduğunda sildim elimin tersiyle.

"Ben daha çok seviyorum. Son nefesime kadar seveceğim."

O kadar güzel bakıyordu ki, o an anladım, ne kadar umutsuz olsam da o gece bana dediği her şeye inandığımı söylerken yalan söylememiştim. Belki de onun dediği gibi zamana ihtiyacım vardı.

leyla (boyxboy)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin